8. Nesil Program Güncesi (19-25 Ocak)

Siz hiç ateş böceği gördünüz mü? Ben gördüm; tam 30 tane. Işıkları barışla çoğalsın diye bir köye geldiler.

1.GÜN

Programın ilk gününe gönüllülerimizin hazırladığı nefis kahvaltıyla başladık.

Güzel bir nefes çalışmasının ardından bağlantı çemberimizi kurduk. Hava o kadar güzeldi ki çemberden sonra verdiğimiz arada sınıfta durmak istemedik ve açık sınıfa çıktık. Serbest yürüyüşlerle uyguladığımız etkinlikle birbirimizi iyice tanıdık, hissettik.

Burada birlikte nasıl yaşamak ve öğrenmek istediğimizi ortaklaştırark topluluk sözleşmesini hazırladık.

Devamında, Figen abla ve müthiş el lezzetiyle tanıştık. İlk günden; yiyeceğimiz en güzel yemeklerin, kurulacak en keyifli sofraların bu toplulukta olacağı açıktı.

Öğle arasından sonra BBOM evreninden; BBOM Derneği, Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar, Sosyokrasi, Şiddetsiz İletişim ve Onarıcı Adalet’ten bahsettik.

Köy içerisinde geçireceğimiz vakti daha düzenli geçirebilmemiz için bir iş bölümü yaptık. Düzen, temizlik, ısınma, oyun ve motivasyon, mutfak gruplarına bölünen ekibimiz genel planlamaları ayarladı. Kapanışı ilk günü değerlendirdiğimiz bir çemberle yaptık

Akşam yemeği sonrası bir köy klasiği olan “vampir köylü” oyununu oynadık, sohbetler ettik. Gece yataklara gittiğimizde yorulmuş fakat hala gülen bedenlerle gözlerimizi kapattık.

2.GÜN

Yağmurlu bir gecenin sabahına uyandık. Kasvetli havaya ragmen Zeynep’le alternatif bir pazar gününe başladık. Kalben güzel insanlarla oluşturduğumuz çemberde, tanışmak için üç parmak etkinliğiyle başladık güne. Nereden geldik,neler yapıyoruz,niye buradayız?

Mutluluk ve umut dolu cevapların ardından çift olarak gerçekleştirdiğimiz tahmin oyununu oynadık.

İçerikle ilgili beklentimizi belirlemek adına Zeynep’le beklenti çamaşırlarımızı kurutmaya yönelik bir etkinlikte buluştuk. Zeynep!in hazırladığı renkli kağıtlardan oluşan çorap ,tişört ve eteklere beklentilerimizi not ettik. Herkes beklentisini ipe mandallayarak ne zaman kuruyacak olduğu merak ve güdüsüyle açık alana doğru yol aldı.

”İleriye doğru adım at” etkinliğimizi zeytin ağaçlarının yoldaşlığıyla gerçekleştirdik. Bireysel farklılıkların, yoksunlukların , maddi yetersizliklerin ve engellerin kişiler arasındaki mesafeyi nasıl belirlediğiyle ilgili çarpıcı bir etkinlikti. Zeynep’in dağıttığı rollere girdik ve ardından yönergelerin bize uyup uymamasına göre adım attık. Etkinlik duygusal olarak oldukça yoğundu.

Açık alanda yaşadığımız  bu deneyimin bitiminde,  Zeynep’le, çemberde yargılar,şiddet,eşitsizlik döngüsü üzerine ufak bir tartışma gerçekleştirip çocuk algısına yavaş yavaş geçiş yaptık. Ortaklaşa kurduğumuz masada hep birlikte yemek yedik ve öğleden sonraki çocuk algısı modülüne geçmeden önce Özge ile birlikte çemberde “çocuk” kavramı üzerine bir rüzgar estirdik . Esen rüzgarla birlikte grubun çocuk algısı bir posterde buluştu ve duvara asıldı.

Bir yandan oluşturduklarımızı incelerken Zeynep’in de tamamlanmasıyla “çocuk hakları”na geçiş yaptık. Toplumun çocuk algısının nasıl olduğunu ve nasıl olması gerektiğini grup çalışmasıyla betimledik.

Devamında BM Çocuk hakları sözleşmesinde belgesel tarih düzenlemesi yaptık. Sözleşme kapsamında özellikle dört tane şemsiye ilkenin önemine ve bağlayıcılığına dikkat çekti Zeynep. Çemberdekilerle gerçekleştirdiğimiz bu aktif katılımlı sürecin ardından gün sonu değerlendirmesiyle içeriği kapattık ve doğaya,müziğe bıraktık kendimizi.

Yemek sonrası akşam 20.00 ‘de Feyza ile ilk izlenim çemberinde buluşup harika bir nefes egzersizi yaptık. Çemberde yaslarımızı ve şükranlarımızı sunarken bir duygu yüküyle sarmalandık. Çemberin ardından Deniz’in katkılarıyla sirtaki öğrenmeye çalıştık. Bu harika deneyimi izlemek çok keyifliydi.

Bu günün bize kattıklarından ötürü şükranla uykuya doğru yol aldık ve yarının güzelliğinde buluşmak üzere vedalaştık.

3.GÜN

Güne sendromsuz başlayanlara selam olsun… Güne horoz sesleriyle uyananlara selam olsun…. Ve güne yağmur damlalarının naif sesleriyle gözünü açanlara selam olsun…

Sabah çemberinin ardından “Katılıyorum- Katılmıyorum” etkinliğine geçiş yaptık. Zeynep’in hazırladığı yargı kartlarına katılıp katılmadığımızı ve gerekçelerimizi söyledik.

Güneş de bizi takip etmiş olmalı ki biz ara verdiğimiz an gösterdi güzel yüzünü. O vakit açık havanın tadını çıkarmak gerekirdi ve attık kendimizi toplantı salonundan doğanın tam kucağına. Toprak, güneş ve biz…. Çocuklar gibi şeniz… Hem açık havadaysak hem de serbest vaktimiz varsa boş durur muyuz sanıyorsunuz. Yanılıyorsunuz:) Dün akşam Deniz’in bizim için hazırladığı Sirtaki Atölyesi’nde öğrendiğimiz koreografiyi yaptık hep birlikte.

Yemeğin ardından Zeynep’le çalışmaya devam ettik. Katılım ve koruma ile ilgili konuştuk ve Çocuk Hakları ile ilgili yasanın katılım ve koruma maddelerini inceledik birlikte. Katılım Merdiveni ile ilgili bir etkinlik yaptık. Zeynep bize çocuklarla ilgili çekilmiş fotoğraflar verdi ve biz gruplara ayrılarak o fotoğrafları merdivenin basamaklarına uygun olarak sıraladık.

Sonrası elbette akşam yemeği…Birlikte yenilen yemeğin çıkardığı o çatal kaşık sesi sanki iyi bir orkestrann senfonisi gibi geliyor bana. Aile olma duygusu o masada pekişiyor.

Yemekler yenip serbest zamana geçildiğine göre eğlence vakti!Biz yanyana olunca eğlenmek için herhangi bir organizasyona gerek yok, kendiliğinden geliyor eğlence :)Aldık elimize enstrümanlarımızı, taktık kafamıza gözümüze bir kaç absürt nesne:) Nilay’ı aldık ortamıza, dizildik etrafına. O şiirini söyledi, biz enstrümanlarımızla ve tüm ciddiyetimizle(!) eşlik ettik 🙂 Ortaya müthiş eğlenceli bir Absürd Performans Gösterisi çıktı. Bir “Hisseli Harikalar Kumpanyası” değildik ama biz de talep gördük:) Gösterimizi köy seyircisiyle buluşturduk, alkışları topladık 🙂

Bilirsiniz uzun gecelerin ilacıdır masal, anlatıcının tiradıdır masal… Gizem bizi topladı çembere, döktü hünerlerini. Anlattı masallarını, mest etti bizi. Sonra Oğuzhan dahil oldu çemberimize, söyledi türkülerini yaktı bağrımızı. O akşam “Keşke benim de sesim böyle güzel olsaydı” dedim bir kez daha:( Bir de şunu dedim: “İyi ki burdayım, iyi ki burdayız, iyi ki BBOM var.”

Umutla dolu bir sabaha uyanmak üzere düştük odalarımızın yoluna…

4.GÜN

Bugün sobada yaşanan aksaklıklar nedeniyle soğuk bir güne başladık ancak mutfak gönüllülerinin hazırladığı şık ve leziz kahvaltıyla beraber köyün ısısı hızla yükseldi. Pınar’ın erkenden aramızdan ayrılmasıyla günün geri kalanında biraz eksiktik.

Zeynep’in çemberinde ise gündemimiz “Çocuk Katılımı”ydı bugün. Çemberdekiler katılım ile ilgili kendi deneyimlerini paylaştılar önce. Son derece ilham verici paylaşımlar bir yandan da kafalarda bir takım soru işaretleri oluşturdu.

Ardından Zeynep bize Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde katılımın yerini, Lundy Modeli’ni ve katılımın ilkelerini anlattı. Son olarak öğle arasından sonra tartışmak için dört gruba ayrılıp konuları paylaştık. Bu konular: sınıf çemberi, öğretmen güçlendirme, geribildirim, atölye -ders planlama

Yoğun bir beyin fırtınasının ardından her grup, sonuçlarını çembere getirip sundu. Birbirinden parlak ve yaratıcı fikirler sıralandıktan sonra kalplerdeki umut ve gözlerdeki ışıklar daha da artıyordu.

Uzun ve duygu yüklü geçen bir günün yorgunluğu ve yarın sabah bu güzel topluluk ile tekrar buluşacak olmanın verdiği sabırsızlıkla gözlerimizi kapatıp kendimizi uykuya bıraktık.

5.GÜN

Beşinci gün, fırtınalı bir sabaha uyandık. Sıcak su ihtiyacımız için gönüllüler sobayı yakmıştı, midemizin refahı için mutfak gönüllüleri şahane bir kahvaltı hazırlamıştı. Sobanın sıcaklığının o güzel turunculuğu vurmuştu salona.

Şiddetsiz İletişim ile tanışmadan once bir çember yaptık. Sonrasında aktif dinleme yapmak için eşleştik bir arkadaşımızla. Vivet’in bizim için hazırladığı soruları içimize sorduk ve kelimeleri serbest bıraktık. Birimiz dinledi, bir diğerimiz anlattı. Sonra yer değiştirdik. Dinlerken sadece anlatana odaklandık. Gerçekliğimizle, yorum katmadan, onay vermeden sadece dinledik. Ne zormuş gerçekten dinlemek.

“Bir arada nasıl yaşamak ve öğrenmek istiyoruz?” sorusuyla devam ettik çalışmamıza. Topluluktan bir alan ihtiyacı geldi, bir “Sessizlik Alanı”.Bu doğrultuda çemberimizde tartıştık bu konuyu ve akşam yemeğinden önce 18.30- 19.00 arasını sessizlik zamanı olarak belirledik. Biz bunları konuşup, içimizde kendi yolculuğumuzu sürdürürken Figen Abla öğle yemeğini hazırlamıştı bile.

Öğle aramızı bitirip oturduk çembere. Vivet çemberin ortasına ihtiyaç ve duygu kelimelerinin olduğu kartları dizmişti ortaya Üçerli gruplara ayrılarak seçtiğimiz üç kelimenin bizim için ne anlattığını konuştuk. Etkinliğin sonunda aktif olarak dinlenmenin ve aktif dinleme yapmanın verdiği bir rahatlama vardı hepimizde. Herkesin deneyimi farklı ve biricikti. Ama hepimizin ortak ifadesi etkinlikten duyduğumuz memnuniyetti.

İhtiyaçlarımızın temel özelliklerini ve tanımını bulmak için düşüncelere daldık. Şimdiye kadar edindiğimiz teoriği pratiğe dökmek için gruplara ayrıldık. Alnımıza etiket kartlarını taktık ve bize atfedilen sıfatın ne olduğunu bulmaya çalıştık grup arkadaşlarımızın söylemlerinden. Bir insan neden birini etiketler? Kendinde duyduğu ihtiyaç hangisidir de bunu söyleyemediği için lakap takar? Çarpıcı bir etkinlikti. Bizi empati kurmaya sürükledi bu etkinlik ve günü böylece bitirdik.

Sıcacık sobanın etrafında herkes ilgi alanına göre bir köşeye çekildi. Kimileri aldı eline şişleri, tığları , örgü ördü; kimileri toplandı bir araya güven oyunları oynadı.Benim içinde olduğum bir grup da toplandık ve bir ihtiyaç çemberi oluşturduk. Branş öğretmenleri olarak çemberleri sınıflarımıza nasıl taşırız, bunu tartıştık. Aslında ayrı köşelerde aynı huzuru yaşadık birlikte.

6.GÜN

Sabah çemberinde karşılanmayan ihtiyaçlar ve bedenin ilişkisine odaklandık. Bedendeki ve duygulardaki değişimleri farkettik. Bağlantı kurmak çözümleri de beraberinde getiriyordu

Çemberimizi sonrasına bir gün önce topluluk saatimizde  karar aldığımız,  gün içindeki belirli zaman diliminde  sessizlik saati uygulamasının bizlere nasıl geldiği üzerine konuştuk. Daha öncesinde sessizlik zamanının kendisine uymayacağını söyleyenler, bunu deneyimlerken iyi hissettiklerini paylaştı. İhtiyaçların ne kadar kapsayısı olabileceği üzerine konuştuk.

Bir gece önce yaşanan  fırtınanın yarattığı bir takım hasarların tadilatı devam ediyordu.

Molamız sonrasında ‘’ Bir şikayetim var’’ etkinliğimiz ile başladık. Hayatta sıkça şikayet ettiğimiz üç somut durumu kırmızı kağıtlarımıza yazdık. Üçlü gruplar halinde şikayetlerimizi çalışırken, şikayetlerin içindeki özlemlerimizle bağlantı kurduk. Gruplar arasında Vivet’in yaptığı hatırlatmalar ve empatik dinleme ile ilgili uyarılar sayesinde dağıldığımız daldığımız noktalardan odağa çekildik.

Yaptığımız bu etkinlik sohbetimizde içimde derin bir kaygı hissettmeme sebep oldu.  Bu kaygı şuydu, buradan ayrıldığımda şiddetsiz iletişim uygulamama yönelik içsel dünyamda başlattığım devam etmesini arzu ettiğim çaba acaba karşımdaki tarafından nasıl karşılanacaktı? Karşıdan gelen tepkiler ben de nelere  sebep olacaktı?. Vivet’ten buna gelen cevap içimi rahatlattı:”Buradaki konuşmalar dışarıda bir yerlerde de kolektif bir etki yaratıyor”.

Öğleden sonra saat 14:30 ‘u gösterdiğinde çemberde buluştuk. Köy bizlere öğlen saatinde yine o muhteşem dinginliğini, doğal güzelliğini sundu.

Aramızdan biri rolü gereği diş ağrısı çektiğini bizlere söyledi. Biz de elimizdeki kartlarda yazan ifadelerin rollerine girerek karşılık verdik. Kartlardaki ifadeler şöyleydi: hafife al , eleştiri, yarıştır, eleştir, lafını çal, felsefe yap, konuyu dağıt tavsiyede bulun, öneri ver. Burada gündelik durumlarda empati yapmaya çalışırken empati yerine neler yaptığımıza dair, nasıl ifade edeceğimize ve devamında nasıl duyacağımıza dair farkındalık kazanmaya çalıştık.

Bir insanın içindeki canlı hayatı anlamanın bizi o insanla bağlantıya yani empatiye götüreceğini konuştuk..

      Empati:Yargılardan bağımsızlaşma

      Şiddetsiz İletişim:Gönülden alıp vermenin oluşturduğu bir akıştır.

İhtiyaçlarımız ile çokça karışan duygularımız üzerinden farkındalık yaratmak adına öğleden sonra bir etkinlik yaptık.

Çalıştığımız ilk örnek olay “öfke kontrolü eğitimine gitme ihtiyacın var “ diyen patron hakkındaydı. Bunu duyduğumuzda hissetiğimiz duyguları farkettik Köşelerde asılı olan duygularda kendi duygumuzu yansıtana yöneldik. Katılımcıların o köşede olmasına neden olan ihtiyacını keşfetmek için duyma etkinliği yaptık.

Çalıştığımız toplam üç örnek olayda hepimizin farklı durumlardaki ihtiyaçlarını duyduk. İhtiyaçlarımıza göre duygularımızın birbirinden farklılık  gösterdiğini gördük, duyduk ve deneyimledik….

İkindi molamız sonrasında,  Yeşil Kartlar ve Seçim Kartları etkinliğinde, bizlerin hayatında olan, iletişimi akışa geçirmek istediğimiz, anlaşmazlık içinde olduğumuz ama iletişime geçmek istediğimiz bir kişi veya duruma odaklandık. Burada içimizde uyananları fark etmeye yöneldik. Seçilen durumla ilgili şikayet, yargı, suçlamak, kızmak gibi ifadeler yazıldı. Burada yaşadığımız durumla ilgili aklımızdan geçen yargılara  yöneldik. Çalışma sonunda yine duygu ve ihtiyaçlarımızı, fark ettiklerimizi, gözlemlerimizi çembere taşıdık.

Üç kişilik gruplara ayrılarak takdir çalışması yaptık. Gruptaki iki kişi kalan bir kişiye takdirlerini söyledi. Bu etkinlik sonunda hepimizin ortak ifadesi söyleyeceklerimizin ne kadar fazla olduğu, duymanın ve takdir edilmenin verdiği keyif hakkındaydı. Başkalarından takdir cümlelerini duymanın yarattığı pozitif enerji  ve bol kahkaha ile çemberde günü sonlandırdık.

Günce gönüllüleri: 

1.Gün- Hanife Nur
2.Gün- Pınar
3.Gün- Oylum
4.Gün- M.Faruk
5.Gün- Oylum
6.Gün- Ecehan