9. Nesil Program Güncesi (27 Ocak-2 Şubat)

1. GÜN

Bir gece öncesinin fırtınası, çamuru ve yağmurundan sonra sakin bir doğaya uyandım programın ilk gününde. Köye gece varmış olduğum için etrafı görememiştim ve gözümü açar açmaz sağımdaki perdeyi aralayıp köye gündüz gözüyle baktım.

Uyanışıma horoz seslerinin eşlik etmesi bile iyi olma halime katkı sağladı. Önce hayvanlar beni kokladı. Sonra bana yabancı yirmiden fazla insanla karşılaştım. Köyün havasıyla ilk andan itibaren işbirliğine başladık, sanki selamlaşırken bir anlaşma imzaladık.

 Kahvaltının ardından, bir çember olduk. Bu noktada Feyza bize nasıl hissettiğimizi sorduğunda zihnimde üç kelime bulutu belirdi: Sakin, güçlü ve mutluydum. Gruptan da benzer yanıtlar gelince kendimi herkese birden yakın hissettim.

Yağmurlar ardından gördüğümüz ilk güneşte dışarıya çıktık. Burada ne hissediyorsun? Sorunun cevabını bulana kadar dolaşmaya devam ettik ve sonunda birisiyle göz göze gelip durmamız gerekiyordu. İkinci sorumuz burada ne olursa kendimizi güvende hissedeceğimizle ilgiliydi. Bu iki soruyu, buradan ne almak ve buraya armağan olarak ne sunmak isteyeceğimizle devam etti.

İlk gün işleyişi anlamakla, biraz kafa karışıklığı ve çokça temasla geçti. Öğle yemeğinden sonra küçük bir grupla kısa bir yürüyüş yaptık.

İlk topluluk saatimiz iş bölümü ve çalışma gruplarının kurulmasıyla geçti. Bu kısımda bazılarımızın endişeleri oldu fakat biliyorduk ki bu köyde herkes birbirinin hayatını kolaylaştırmak için vardı.

2. GÜN

İkinci güne de nefes egzersizi ile başladık.

İçimizle bağlantı kurduğumuz anda ‘’Geçen hafta karşılanmayan bir ihtiyacınızı düşünün.’’ yönergesiyle birlikte ufak bir yolculuğa çıktık. Karşılanmayan ihtiyaçlarımızı selamlayıp onlara kucak açtık. Hoş geldin ihtiyaç!

Daha sonra bu ihtiyacımızın karşılandığı bir anı düşünerek vücudumuzun neresinde bir değişim yaşandığını keşfettik. Şiddetsiz İletişim’i anlamaya başlamadan önce, ihtiyaçlarım konusunda kendime çok da açık olmadığımı fark ettim.

Topluluk zamanına geçtik. Burada anlaşmazlıklarımızı, ihtiyaçlarımızı, topluluğu ilgilendiren her şeyi büyük bir açıklıkla konuşuyor ve güne rahatlamış başlıyoruz. Kendi ihtiyaçlarımızı gözetirken başkalarının ihtiyaçlarını da gözetiyoruz bir nevi. Vivet’in kolaylaştırıcılığı ile birlikte Şiddetsiz İletişim’in tam olarak bu alanda anlaşmazlıkları nasıl anlaşmaya dönüştürdüğünü keşfettik.

Güne bir etkinlikle devam ettik. Üçer kişilik gruplar günlük hayatlarına dair üç şikayet paylaştı  birbirleriyle. Bu şikayetleri paylaşırken ‘’Kalbim neyi özlüyor?’’, ‘’Neye ihtiyacım var?’’ sorularına cevap aradık. Birisi şikayetini paylaştıktan sonra diğer iki kişi bu şikayetin altında yatan karşılanmayan ihtiyaca yönelik tahminlerde bulunuyor. Bu etkinlikle birlikte kendi ihtiyaçlarımıza dair bir keşif yolculuğuna çıkarak tamamlanmaya başladık.

Sıradaki etkinlikte bir kişi, oluşturduğumuz çemberi dolaşarak herkese dişinin çok ağrıdığından bahsetti. Hepimizin elinde ise bizimle paylaştığı bu bilgiye nasıl yaklaşacağımıza dair kartlar vardı. Kişinin hissettiklerini anlayıp paylaşmaktan ziyade, sempati, inkar, konuyu değiştirme, özür dileme, tavsiye verme, eğitme, kendisinden bahsetme gibi yaklaşımlarla karşılık verdik. Bu etkinliği yaparken aslında günlük hayatta bunu ne kadar çok yaptığımızın farkına vardık.

Halini bizimle paylaşmasının altında yatan ihtiyaca odaklanmak yerine kendi ihtiyacımızı karşılayacak cümleler kurduk. Bu etkinliğin üzerine biraz tavsiyelerden konuştuk.

Bir sonraki etkinlik duygu ve ihtiyaçlarımıza yönelik oldu. Duvarda mutlu, üzgün, kızgın, incinmiş ve rahat yazan kartlar vardı. Vivet bize iki durum okudu ve bu durumun bize hissettirdiği duygu kartının oraya geçmemizi söyledi. Ortada da bu beş duygunun dışında hissedenler için de bir alan vadır. Daha sonra bu durumlar üzerinden hangi ihtiyacımızın karşılandığı ya da karşılanmadığı için bu duyguları hissettiğimizi paylaştık. Bu etkinlikte ilginç olan verilen cevapların birbirinden farklılığı oldu.

Durumlardan birisi; ‘’Patronunuz sizi öfke kontrolü eğitimine göndermek istiyor, duygunuz nedir?’’ idi. Patronu tarafından gözetildiğini düşünenler mutlu hissetti, ihtiyaçları karşılanmayanlar kızgın ya da incinmiş hissetti. Aynı durumu nasıl algıladığımıza dair ne çok farklı duygu var!   

Günün son etkinliğinde empati gıybeti yaptık. Üç kişilik gruplarda bir kişi sırtını döndü ve diğer iki kişi ona takdirlerini sundu. Birbirimiz hakkında takdir ettiğimiz şeyleri günlük hayatta ne kadar da az paylaştığımızı fark ettik. İki dakika boyunca insanların sende takdir ettiği şeyleri dinlemek aynı anda birçok duygu yaşanmasına sebep oldu. Paylaşmak bağlantıyı da beraberinde getirdi.  Bağlantı dediğimiz şey bence farklı olduğunu düşünen herkesin benzer deneyim ve ihtiyaçlarını birlikte keşfettiği yerde başlıyor. Tüm benzerlik ve farklılıklara şükran duyarak günü kapatıyorum.

4.GÜN

Hasan Söylemez’in dediği gibi: Kurulan her hayal, ulaşılması gereken bir yoldur. Biz tutkuyla hayalimize giden yolda yolumuza devam edersek, hedefe ulaşmak için bütün evren işbirliği yapar…

Bugün Şiddetsiz İletişim eğitimi modülünün son günü. Şiddetsiz İletişim, bağlantının gücü, gözlem, duygular, ihtiyaçlarla kurulan bağlantı ve hepimizin kendiyle ve grupla ve etrafımızdaki her canlıyla açıklıkla bağlantıya davet ediyordu. Kafamız karışık, içimizde bir karıncalanma, üç günlük modülün bizde yarattıklarını anlamaya ve sindirmeye çalışıyorduk. BBOMÖK ilk kez bir nesile Şiddetsiz İletişim ile başlıyordu.

Eğitimin dördüncü gününü ve Şiddetsiz İletişim modülünü ‘No-Fault-Zone’ oyunuyla bitirdik. No Fault Zone oyununu Şiddetsiz İletişim Derneği Türkçe’ye çevirmiş. Bu oyun aynı zamanda BBOM Derneği tarafından da atölyelerde kullanılan bir materyal. ABD’li Şiddetsiz İletişim eğitmenleri Sura Hart ve Victoria Kindle Hodson tarafından geliştirilen oyun; okullarda, ailelerde, kurumlarda diyalogları yönetmek, sorunları çözmek, empati kurmak ve anlaşmazlıkları gidermek için 5 yaşından 95 yaşına herkesin kullanabileceği basit, etkili ve eğlenceli bir araç.

Strateji; uzun vadede belirlenen amaçlara ulaşmak için kullanılabilecek metodlar, yapılacak hamleler ve alınacak kararlar bütünü olarak tanımlanır. Kapanış ve modül değerlendirme çemberi bittiğinde aklımda net olan tek şey; stratejinin kalp gözünün açılmasında ve kalp dilinin çözülmesinin önündeki en büyük hendek olduğuydu .

 Dördüncü günün akşamında Feyza açacağı atölyenin hazırlıklarıyla ilgili bazı aksaklıklardan ötürü atölyesini bir gün sonra yapmayı rica etti. Biz de Hatice ile bir atölye açmaya hızlıca karar verdik.

Hazırlıklı olmamanın kaygısını bir kenara bırakıp, toplumsal cinsiyetin ABC’sine dair ve çocuk istismarına çocuk kitapları üzerinden bakmaküzerine atölye açtık. Burdan sonrası tamamen kutlamalarla devam edecek. Öncelikle yirmi iki katılımcının tamamının atölyeye katılmasına şükran duyduk. Atölyeyi merak ve karşılıklı öğrenme sürecine çevirdikleri için atölyeye katılan herkese bin şükran!

 

 

Aşağıda iki ayrı okuma listesini sizlerle paylaşmak istedik

Hatice’nin Okuma Listesi

Hayrettin’in Okuma Listesi

 

 

 

 

 

 

 

5. GÜN

O gün geldi çattı. İçimin kıpır kıpır ettiği, kafamın sorulardan patlamak üzere olduğu “Çocuk Hakları” konusunun ilk günündeydik. Kahvaltıdan sonra başladık.

Burak bugün bize, kolaylaştırıcılığı ile eşlik edecekti. Daha çok uygulamaya dönük,çok sohbetli ve en önemlisi içimize yöneleceğimiz bir gündü.

İlk olarak sabah çemberi yaptık,bir tanışma oyunu ile başladık.İkişerli eşleşerek belli soruları tahmin etmeye çalıştık,en sevdiği hayvan,en sevdiği film,en sevdiği yazar,hobi. Epey zorlandık çünkü cevap vermek hem bizim hem de partnerimiz için zordu. Bir grubumuz en sevmedikleri üzerinden tersten giderek oyunu tersine döndürdüler.

Tanışma etkinliğimizin ardından çamaşırlarımıza bu modülden beklentilerimizi yazdık ve iplere astık. Bu çamaşırlarımız kuruyunca (ihtiyacımız giderilince) onları toplayacaktık…

Daha sonra dışarıda buluştuk.Sıradaki etkinliğimiz “İleriye Doğru Bir Adım At!”.Çember olup Burak etkinlik hakkında bizlere biraz bilgilendirme yaptı,zarftan rollerimizi çektik. Hiç kimse birbirinin rolünü bilmiyordu,rollerimizi bilmeden yan yana tek bir sıraya geçtik. Burak okuduğu yönergelerle bu yönergeye sahip olanlar bir adım atıyordu.

Adımlar atıldı,her adımda geride bıraktıklarımız,kafamızda “acaba”larımız, önümüzü görme ümidi ama belki de çoktan o bölgeye çakılma hissi.

Arazinin eğimli yapısı bu etkinlik için bire birdi. İhtiyaçları ve yönergeleri tamamlayabilenler en üst seviyeye gelebiliyordu başladığı çizgiden uzaklaşarak. Kimisi aynı noktada kaldı kimisi tepeye ulaştı.Rollerimiz okunmaya başlayınca bu etkinliğin gerçek anlamı ile yüzleştik. Çokça rolden bir kısmı şöyleydi:

“Ben henüz 7 yaşında, şimdiden Türkiyenin starlarındanım. Reklamların ve televizyonların aranan yüzüyüm”

“Ben 9 yaşındayım ve sokakta mendil satıyorum.”

“Ben kalp nakli bekleyen bir çocuğum.”

Rolleri öğrendikten sonra görünmez bir sınır belirlendi gözlerimizde, bulunduğumuz sınır anlamını somutluktan soyuta aldı taşıdı. Hayatımda en etkilendiğim anlarda biriydi.

Bizler için gerek üç gün çalıştığımız Şiddetsiz İletişim’in ardından gelmesi, gerek de hayatın gerçekleriyle yüzleşmemizin sebebiyle çok duygusal bir saatti. Bu süreç boyunca mesleki ve hayati deneyimlerimize, örneklerimize yöneldik. Aslında uzakta veya yakında, bu roller, her daim çevremizde, sorumluluğumuzda ve çocuklarımız bu hayatın tam olarak içindeler. Eşit başladığımızı sandığımız noktada belki de o yan yana gelip oluşturduğumuz bu düz çizgiden geride başlayanlarımız vardı, hiç ilerleyemeyecek olanlar ve bir adım atamayanlar.

Bu çalışmanın başında karşımdakinin karşılanan ihtiyaçlarına odaklanırken, 1 saatin sonunda karşımdakinin karşılanmayan ihtiyaçları ile de bağ kurdum.

Öğleden sonraki oturumumuzda “Katılıyorum-Katılmıyorum” etkinliğine geçtik.

Katılımımızı tartışmamızın ardından “Çocuk” tanımını yapabilmek adına gruplara bölündük. Ekşi Sözlük, Talim Terbiye Kurulu, sağlıkçılar, hukukçular ve Türk Dil Kurumu’nun bakış açısı ile kendi tanımlarımızı oluşturduk.

Akşam çemberinde gün değerlendirmesi yaparak dopdolu günü sona erdirdik.

Not:Astığım tüm kıyafetler modülün sonunda kurumuştu!

7. GÜN
Buluşmamızın ‘ilk’ son günü.

Bir yandan hiç de sonmuş gibi gelmiyor ve tam kararında bitiyor ilk evre. Bir gün daha olsa aldığım bilgileri işlemeye yetmeyecek beynim, bir gün daha olsa ikinci haftanın döngüsüne girip karışacak anılarım.

Bugün Çocuk ve Çocuk Hakları’nın son gününde katılımdan, katılım ilkelerinden, katılım merdiveninden bahsettik. Katılım merdiveninin ilk üç basamağını anlatırken Zeynep, şöyle bir çocukluğuma gittim geldim yine. Üzerinde ne yazdığını anlamadan arkasında durup poz verdiğim pankartlar geldi aklıma, bayramlarda niçin elimde olduğunu bilmeden salladığım Türk bayrakları, bir 23 Nisan günü annemin ablamı belediye başkanı koltuğuna oturacağı şekle şemale nasıl sokacağını bilemeyişiyle yaşanan kriz dolu saatler… Bizden ne beklendi diye sordum. Rolümüz ne idi? Ne olduğunu tam olarak anlamamızı sağlamadıkları ya da taraflı anlattıkları değerleri koruma ve büyütme sorumluluğunu üzerimize yüklerken, ne düşüneceğimizi bile öğretmeye çalışırken, ağzımızdan şarkılar şiirler yazarken ne düşünmüşlerdi? Hiç kendi hayallerimize sahip olduk mu mesela?  Yoksa sınır çizildikçe onlardan kaçma iç güdüsüyle mi şekillendi hayallerimiz? Peki çocuk demek, özgürlük mü demekti?  Bu beni eğitimin en başına döndürdü.

Çocuk ne idi? Birçok şey söylemiştik bununla ilgili. Onlara yetişkin gözlerimizle, zihinlerimizle anlamlar yüklemiştik. Bazıları farkında bile olmadığımız, bazıları herkes söylüyor diye koyduğumuz alelade etiketlerdi.  Şimdi bunlar arasından değiştirmek istediklerimiz var mıydı, karar verecektik.

Sonra bir de gruplara ayrılıp kendi idealimizdeki okulu tasarlamak vardı. Çocuk haklarını hayata geçirdiğimiz. Onların da karar mekanizmalarında etkin rol oynadığı, onların da ürettiği, emek verdiği, ne istediklerini anlayabilecekleri alana sahip oldukları. Katılımcı ve barışçıl. Fikirlerimizi inşaa ettikten sonra ortaya koyduğumuz hayal ürünü, hayalken bile güzeldi… Her ne kadar planlama sürecinde içerlerimizdeki çocuklara söz hakkı vermiş de olsak ortaya çıktı ki, yine yetişkindik, yine yetişkiniz. Bu da beni tekrar çocuk hayalleri ve yetişkin hayalleri arasındaki farkı sorgulamaya itti.  

Son etkinliğimizde bir park dolusu çocuğun olduğu bir çizim vardı ellerimizde. Parkın çeşitli bölümlerinde oynayan, eğlenen, eylenen çocuklardan hangisiysek onu boyamamız istendi. Ben salıncakta sallanan çocuk olmak istedim.

Üç günün sonunda, kendi çocukluğuma da bol bol git gel yaptıktan sonra fark ettim ki, ben o zamanlar da bunu istemişim, şimdi de bunu istiyorum.

Gerçek, bir tokat gibi çarpsa da, artık fiziksel olarak bir çocuk olmadığımı biliyorum. Buna üzülmüyorum, her coğrafyadan, her etnik kökenden,  maddi/manevi her koşuldan çocukların gönüllerince oynayabildikleri parklarla dolu bir dünya gördükçe de üzülmeyeceğim. O halde bunun olmasına ne kadar katkı verebiliyorsam kârdır. Bu yüzden bu cümle, Çocuk Hakları Modülü’nün ışığında bundan sonrası için yapacaklarıma dair güzel bir hatırlatma oldu bana.  Görmediğim, gözetmediğim, bilmediğim o kadar şey çıktı ki kendi hayatımın, çocukluğumun derdine düşmüşken! “İleri doğru bir adım” etkinliğinde gördüklerimi hatırlamak beni hâlâ titretiyor… Daha binlerce şey yazmak istiyorum bununla ilgili. Yazacağım da. 

Modülün en başında beklentim biraz bilgiydi. O bilgileri tam olarak beklediğim gibi aldım. Ama mesela, “AN-LA-MAK” yazmıştım bir eteğin üzerine. Bunu başarabilmek için daha çok yolum var gibi. Yine de, yıkadığım çamaşırları toplayıp kuru çamaşır sepetine attım.

Şimdi evime dönüp dinginleşmek ve düşünmek istiyorum.

Sonra Feyza geldi. Birkaç derin nefeste tüm bir haftamı tekrar yaşadım, hatırladım, hissettim, gülümsedim, kaşlarımı çattım yer yer, ve hepsini kucaklayıp, vedalaştım onlarla. Aklımda kalanları mektup yapıp kağıda aktardım ve ortadaki yığının üzerine bıraktım.

Gönlümden kocaman kocaman kopardığım “Seni seviyorum, iyi ki varsın”ları dağıttıkça, hem rahatlıyor, hem ağırlaşıyor, duygu doluyorum. Gözlerimiz doluyor. Sıkı sıkı sarılıyoruz. Kalplerimiz büyüyor. Herkes gittikten sonra kalanlarla gün batımını izliyoruz. Tam da o gün, son günün şanına öyle güzel batıyor ki! …

Günce gönüllüleri: 

1.Gün- Düşüm
2.Gün- Yağmur  
4.Gün- Hayrettin 
5.Gün- Şeyma
7.Gün- Seda