Başka Bir Müdür

 

 İlk öğrendiğim yabancı dilin Almanca olmasından mı, lisede bana seçme şansın olsa komünde mi yaşamak isterdin diye soran ve benden “Ailemle” cevabını alınca hayal kırıklığına uğrayan Almanca öğretmenim Frau Durst yüzünden midir bilmem; bütün klişeler, özellikle de yaşadığım iki yıl boyunca herkes gibi beni de deli etse de Almanları ve Almanya’yı çok sevdim.

Zaman zaman özledim, bir gitsem, herkesin Hitler’in dili sandığı ama aynı zamanda hemen her alanda bir örnek yazabileceğimden buraya yazmayacağım, olmasalardı dünyanın daha derinliksiz olacağı bir dolu insanın da anadili olan güzelim dili duysam, konuşsam dediğim günler oldu.

Yine bu dönemlerden geçiyordum ki Sinan’ın e-maili geldi Bbom Temsilciler Meclisine. BüZ’ün bir konferansı olacağından söz ediyordu. BüZ’ün bir dokümanını göndermişti Sinan daha önce; biraz incelemiştim ve yine heyecanlanmıştım adından ilk Bbom’da olduğu gibi, ardından da yaptıklarından. “Çitin Üzerinden Bakış” adını koymuşlardı kendilerine; Bbom’un baktıklarına bakıyorlardı, hem de bir sürü okulda. Dernek, reform pedagojisini benimseyen okullara destek vermek üzere 1989 yılında kurulmuştu. Kurulduğu yıllarda on beş okulu bünyesinde toplayan dernek bugünlerde 140 okulla çalışıyor. İlk bakışta edindiğim bilgilerdi bunlar. Önce içim burkuldu, izin alamam dedim, sonra o tarihte tatilde olacağımı hatırladım ve hemen atladım “Ben giderim!”

Katılım, sorumluluk ve demokrasi konularının tartışılacağı konferansta paralel oturumlarda okulların temsilcilerinin uygulamalarından iyi örnekleri paylaşmaları planlanmıştı. Sinan’la bir yığın yazıştık öncesinde, neler sorarız, neler paylaşırız, kimlerle görüşürüz diye günlerce, hemen her akşam. Yazıştıkça heyecanım artıyordu, sonra içimdeki Türkiyeli karamsar giriyordu devreye, “Aman canım ne olabilir ki” diyordu, “Ne olacak…”

Konferansa ev sahipliği yapan Göttingen’deki Georg-Christoph-Lichtenberg-Gesamtschule geçtiğimiz yıl 40.yılını geride bırakmış. Bu köklü okul, ODTÜ’yü özellikle de çok sevdiğim mimarlık bölümünü hatırlattı bana kapısından içeri girince. İlk gün girişteki amfide açılış konuşmaları, ertesi gün ne anlama geldiklerini sonradan anlayacağım farklı renklerdeki salonlarda oturumlara ve çalıştaylara katıldık. Her şeyi duymaya, duyduklarımı anlamaya çalışıyordum. Heyecan, düş kırıklığı, umut, planlar, iç konuşmaları, Sinan’la konuşmalar… Kafam büyüdükçe büyüyor, kalbim neye hayran olacağını şaşırmış oradan oraya savruluyordu.

resim-1-IMG_1288

Prof. Silvia Iris Beutel’in “Bir Demokratik Deneyim Olarak Öğrenmeye Eşlik Etme ve Performansın Değerlendirilmesi” oturumunun öncesinde.

 

resim-2-IMG_1293

Stadtteilschule Winterhude’den okul müdürü Birgit Xylander ve ilkokul öğretmeni Malte Cunis’in birlikte yürüttükleri “ilkokuldan Üniversiteye Kadar Geribildirimin Katılımcı Yapılandırılması” adlı çalıştay.

Kitaplarının telif haklarını alıp çevirsek mi, Türkiye’ye davet edip bir süre geri göndermesek mi diye kötü planlar yaparak dinlediğim, dakikaya kaç sözcük sığdırdığına inanamadığım iki saat boyunca hiç susmadan konuşan ve kendi yarattığı “Açık Ders” uygulamasının basamaklarını sınıfındaki öğrencilerinin öykülerinden yola çıkarak anlatan Falko Peschel’in konuşma ve çalıştayının ardından BüZ temsilcileri Cornelia von Ilsemann ve Angelika Fiedler ile küçük bir toplantı yaptık. Söylemediklerimizi bile anlayan bu iki bilge kadın, on dakikadan daha kısa bir sürede bize işbirliği yapabileceğimiz okulları, BüZ ile ilişkilerimizde nasıl bir yol haritası çizebileceğimizi anlatıverdiler. Derneğin Almanya dışından da üyeleri var, hatta en son Şili’den bir okul üye olmak için başvurmuş. Bize başlangıçta üye olmasak da BüZ okulları ile işbirliği yapmamız için her türlü desteği vereceklerini söylediler. Belgelerini çevirip kullanmamıza da izin var! Çocuklarımızın resimlediği bez çantalarımızı armağan ettik, broşürlerimizden bıraktık ve herkesin ikinci kez bir araya geleceği oturuma katılmak üzere amfideki yerimizi aldık.

 

resim-3-IMG_1302 (1)

Falko Peschel’in oturumu: “Yukarıdan Belirlenen Katılımcılık Yerine Alttan Demokratik Öğrenme: Öğrencilerin Kendi Kendilerini Organize Etmeleri ve Öğrenmelerini Kendilerinin Belirlemeleri”

 “Aramızda İstanbul’dan bir konuk var …” diye başlayan ve az önceki toplantıda konuştuklarımızı katılımcılara bir çırpıda özetleyen ve tam adımı yanlışsız özetleyen bu inanılmaz kadın Angelika Fiedler, sonradan yanıma gelip büyük bir tevazu ile ismimi söylemek için ne kadar çok çalıştığını anlattı.

Herkes çalışıyordu, kimse çok konuşmuyordu, herkes nazikti, kimse bağırmıyor, anlamsız el kol hareketleriyle oradan oraya koşturmuyordu, her şeyden önemlisi herkes mütevazıydı. Neden bir arada olduklarını, ne yapmak istediklerini, bunları yapmak için bugüne dek ne çok çalıştıklarını, çalıştıklarına değdiğini biliyorlardı. En öndekiler bile öne çıkmıyordu, kimse poz kesmiyordu.

Poz kesmeyi bizim coğrafyada kendisine en çok hak görecek okul müdürü Wolfgang Vogelsaenger’i izlemekten kendimizi alamaz olmuştuk birinci günün ortalarına doğru. Kalkıyor-oturuyor, gidiyor-geliyor, birilerini karşılıyor, tanıtıyor, konukları öğle yemeğinde yemekhanenin kalabalıktan açılan ikinci kuyruğuna yönlendiriyor; akşam oluyor, öğretmenlerin Göttingen Tiyatrosundan bir profesyonel oyuncu ile hazırlayıp sahneledikleri oyunda baba rolünü oynuyor; oyun bitiyor, sahnedeki masaları taşıyarak (Müstahdemi nerede bu okulun?!) az sonra lise öğrencilerinden oluşan okul orkestrasının –okuldaki yedi sekiz nitelikli müzik topluluğundan biri sadece- çaldığı caz parçalarını söylüyor, dans ediyor. Kenarda, her şeyi izleyebileceği bir yerden yapıyor bunları, ben de onu izliyorum.

 

resim-4-IMG_1311

Öğretmenlerin sahnelediği “Bayan Müller Gitmeli” adlı tiyatro oyunu. Okuldaki bir öğretmenden memnun olmayan velilerin örgütlenip öğretmenin sınıftan alınması istemelerinin üzerine kurulan oyun dünyanın her yerinde aynı deneyimlerin yaşandığını gösteriyor aslında bizlere.

BüZ yöneticileri, temsilciler, okullardan gelen katılımcılar dans ediyor. Çocukları ayakta alkışlıyoruz, bisin ardından seyircinin coşkusu daha da artıyor. Okul müdürü mikrofonu alıp hem orkestrasına hem de coşkulu izleyiciye teşekkür ediyor, ardından da ebeveynlerin çocuklarını almak üzere bir süredir beklediklerini hatırlatıyor.

Biz Sinan’la çok yorgun olduğumuzdan ilk gün yapılan okul turuna katılamamıştık. Sinan’a müdür bugün yapamayacak turu, çok yoruldu diye hayıflanırken Vogelsaenger soruyor: Kimler okul turu yapmak istiyordu? İçimden ne olur sadece biz olmayalım diye diliyorum, dört-beş kişi daha var, tur başlıyor. “Bir okul turu yaptım, hayatım değişti” deseydi biri pek kıymet vermezdim ama sevgili okuyucular siz bana verin!

Bu okul gerçekten de ODTÜ’yü çok hatırlatıyor ancak burası bir ortaokul-lise ve çocuklar farklı bölümlerde okumuyorlar. Sanki aynı anda ODTÜ’nün bütün bölümlerinden mezun oluyorlar, üzerine bir de üniversiteye gidecekler! Ne gerek var?! Saat olmuş on çeyrek, biz müdürle bir laboratuvardan ötekine, sinemadan tiyatro salonuna, oradan diskoya; metal atölyesinden, ahşap atölyesine; bilardo salonundan çay odasına savrulup duruyoruz. Anlatıyor da anlatıyor: Okulda 16 farklı tiyatro grubu, 7-8 müzik grubu var. Çocuklar farklı oda ve salonların anahtarlarını sosyal pedagoglardan alıp çalışmalarını gerçekleştiriyor, işleri bitince anahtarı yine sosyal pedagoglara teslim ediyorlar. Kimse kimseye bekçilik etmiyor, herkes birbirine güveniyor. Organizasyon boyunca bu güveni bizler de gözlemliyoruz. Okulun öğrencileri desteklerini hiç eksik etmiyorlar, her şeyin kusursuz yürümesinde büyük payları var.

 

resim-5-IMG_1301 (1)

resim-6-IMG_1310

resim-7-IMG_1315

Metal Atölyesi

 

resim-8-IMG_1317

Okul Müdürü Wolfgang Vogelsaenger bize ahşap atölyesini anlatıyor.

 

resim-9-IMG_1318

Yıllardır ahşap atölyesine giren öğrenciler ilk olarak bu tahta öküzcüğü yapmak zorunda. Gelenekler olmadan iyi okul olunmuyor.

Neredeyse unutuyordum, bu konferansa paralel olarak 25 farklı Büz okulunun öğrencileri de kendi oturumlarını gerçekleştirdiler. Benzer meseleleri tartışacakları bir bilgi ve iletişim platformunu oluşturmanın ilk adımını attılar. Bu yolla okul değişim programları planlayacaklar, BüZ de onlara destek olacak.

resim-10-IMG_1325

Öğrenciler bize konferansta neler yaptıklarını anlatıyorlar.

 Okul turunun sonunda sınıflara geliyoruz. Hepimiz masalara oturup Vogelsaenger’in yapılandırdığı “Tischgruppen”(Masa Grupları) uygulamasını dinlemeye koyuluyoruz. 2011 yılında Almanya’da yılın okulu seçilen bu okulun belki de en ilginç ve emek verilen uygulaması bu. Bu ziyaret ilişkin yazmayı dilediğim bir sonraki yazının büyük bölümünde bu uygulamayı anlatmak niyetindeyim.

Son gün Vogelsaenger’le vedalaşırken misafirperverliği için çok teşekkür ediyor, okulunun ne kadar güzel olduğunu söylüyorum. “Evet” diyor yüzündeki gururlu ama mütevazı gülümsemeyle, “ben de her gün severek geliyorum buraya.”

 

resim-11-IMG_1323

Almanya En iyi Okul Ödülü

 Bu ziyaret de bir kez daha gösteriyor ki Bbom benimsediği değerleri hayata geçirmek yolunda çok doğru işler yapıyor. Benim organik bağım henüz çok yeni Bbom’la ama buna rağmen gördüm ki bu kadarcık birliktelik bile bu konferansta yabancılık çekmememi, bu işe yıllardır emek veren BüZ’le kolaylıkla bir ortaklık kurabilmemi sağladı. Daha yapacak çok iş var ve BüZ tecrübesi bize bu yolda kolaylıklar sunmaya hazır.

 

 Eğitim adına uzun zamandır hiç bu kadar heyecanlanmamıştım. Sinan’a ve Bbom’a sonsuz teşekkürler.

 

Bediz Gürel