“Başka Bir Okul Mümkün mü?” Ahmet Yıldız

Eleştirel Pedagoji Dergisinin 38. sayısında Ahmet Yıldız tarafından yazılan “Başka Bir Okul Mümkün mü?” başlıklı yazısını sizlerle paylaşıyoruz. Ahmet Yıldız, BBOM girişiminin kamusal eğitimi savunmak yerine neoliberal politikalara uygun olarak piyasacı bir özel okul modelini önerdiğini vurguluyor ve bu eksende BBOM modeline temelli eleştiriler getiriyor. Bu yazıyı sizlerle paylaşarak gerek BBOM girişimine gerek ülkedeki eğitim meselelerine ve çözümlerine yönelik verimli bir tartışmanın başlamasını umuyoruz. Bu tür tartışmaların sadece BBOM girişimini değil, Türkiye’deki eğitim  yaklaşımlarını da daha ileriye götüreceğini düşünüyoruz.


Başka Bir Okul Mümkün mü?

Ahmet YILDIZ

Neoliberal politikaların her alanda olduğu gibi, eğitim alanında da yol açtığı tahribatlar gizlenebilir boyutları çoktan aştı. Nitekim eğitim sisteminin bir sorun yumağı haline geldiği konusunda hemen herkes hemfikir. Hatta uygulamaya yön verenlerin kendileri bile mevcut durumdan hoşnut değil. Bu nedenle eğitim politika ve uygulamaları gibi eğitim bakanları da sıklıkla değişmekte. Değişimler, tıpkı eski şarabı yeni şişeye koymak misali, neoliberal mantığı esas alan ve onun çerçevesine sadık kalan “yeni” biçim ve kişilerle karşımıza çıkıyor.
Öte yandan eğitim sistemine yönelik alternatif arayışlar da belirmeye başladı. Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) girişimleri bu arayışlardan birini oluşturuyor. Ancak BBOM gibi alternatif olma iddiası taşıyan kimi arayışlar, akla “gerçek bir alternatif mi?” sorusunu da getiriyor.
Bu soruyu yanıtlamaya çalışmadan önce BBOM’u betimlemek yararlı olacaktır. BBOM girişimcileri ilk olarak 2009 yılında “mevcut eğitim sistemi içinde farklılık yaratmak isteyen” aileler, eğitimciler ve gönüllüler olarak, bir araya gelmişler. Kendi anlatımlarıyla; ‘Başka Bir Okul Mümkün!’ diyerek, bir dernek çatısı altında yaşadığımız coğrafyaya özgü bir çözüm arayışına’ girmişler. Ardından hemen dernekleşip harekete geçerek ilk olarak Bodrum’da bir okul kurmuşlar. Şimdi ise Ankara, İzmir Bursa, Antalya ve Çanakkale illerinde de yeni okullar kurmak üzere yerel girişimler oluşmuş durumda. Bu girişim kendini şöyle tanıtıyor :
“(…) BBOM, ne yalnızca bir ebeveyn girişimi, ne profesyonel bir eğitim grubu, ne de yalnızca eğitim ile derdi olan bir aktivist grubu. Bunların hepsini bir arada bulunduruyor. BBOM modelinin hayata geçirilmesi yolundaki enerjisini ve dinamiğini tam da buradan alıyor. Kendilerini büyük ölçüde kamusal eğitimin verdiği olanaklar ile gerçekleştirebilmiş olan, Türkiye’deki eğitim sisteminin yaralarını da kamusal eğitim olanaklarını da bir arada yaşamış, dolayısıyla herkes için nitelikli, demokratik ve eşitlikçi bir eğitimi önüne yakıcı bir sorun olarak koyan, Türkiye’nin hemen her yerinden destekçisi olan kocaman bir grubuz biz.”
Bu ifadeleri okurken aklıma ilk gelen “cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür” sözü oldu. Aslında kendilerini bu şekilde tanımlamasalar ve “herkes için nitelikli, demokratik ve eşitlikçi bir eğitimi” hedef olarak belirlemeseler, “yeni bir özel okul girişimi” denip geçilebilirdi. Daha doğrusu “alternatif, fakat özel okulların içinde alternatif olan bir özel okul” denilebilirdi. Ancak yukarıda anlatımlarında görüldüğü gibi adeta demokratik eğitim mücadelesinin nasıl verileceğinin reçetesini sunmaları bu yazıyı benim açımdan zorunlu kıldı.
Neoliberal politikalara karşı olmayan bir girişim eşitlikçi bir alternatif olabilir mi?
Hemen konuya girelim. Genel olarak bu tür girişimlerin temelde iki sorunu olduğunu düşünüyorum. Birincisi genel olarak mevcut eşitsiz eğitim yapısını olduğu gibi kabul etmesi ve bu bağlamda sorunları yaratan yapısal nedenlerle ilgilenmemesidir. Nitekim eğitimsel sorunlara özel okul kurarak çözüm aramak – hem de özel okul kurmak bu denli teşvik edilirken- bu mantığın tipik ifadesidir. Başka bir anlatımla bu girişimler, eğitimde yaşanan kapsamlı dönüşümün yapısal nedenlerini sorgulamamakta, bu çerçevede neoliberal piyasa ideolojiyle uyum içinde, onun çizdiği sınırlarda hareket etmektedir. Böylece, eğitimsel sorunlara kökten çözümler üretmeye değil, parlatılmış sözcüklerle algılarda bir yanılsama yaratarak neoliberalizmin toplumsallık ve kamusallık düşmanı söylemine meşruiyet kazandırmaktadır. Başka bir deyişle yeni sağın “kamusal olanın kötü, özel olanın iyi olduğu” varsayımını örtük de olsa desteklemekte ve neoliberal uygulamaları doğallaştırmaktadır. Bu anlamda bu uygulamalar neoliberal politikalara soldan destek vermektedir. Nitekim Ünal (Özmen) Hoca ’nın deyişiyle “eğitim politika ve pratiklerine zihinsel katkı amacıyla kurulan bu muhalif dernek sonunda bir özel okul markası olmuştur”.
İkincisi ise neoliberal politikalarla uyumlu olmasına rağmen, ustalıklı bir biçimde muhalifmiş gibi bir söylem geliştirerek toplumsal muhalefet dinamiklerini pasifize etmeye dönük bir işlev görmesidir. Öyle ki, kamusal ve eşitlikçi bir eğitime ulaşma için seçtikleri yolun şaşırtıcı bir biçimde özel okul kurmaktan geçmesi, kamusal eğitim için mücadele edecek potansiyel özneleri sisteme entegre etmeye hizmet etmektedir. Yani bu tür girişimler ister istemez neoliberal yağma politikalarına karşı direnişin bir böleni olmakta ve bu çerçevede de zayıflatmaktadır. Özellikle “Yeni Türkiye”de hızla dinselleştirilen ve piyasalaştırılan bir eğitim sisteminde okullar arası kutuplaşmaların hızla arttığı bir dönemde bu durum daha da belirginleşmektedir. Nitekim yaşamın her alanında orta ve üst sınıfların kendilerini alt sınıflardan ayırmasına tanıklık ettiğimiz günümüzde, eğitim alanında da orta sınıflar çocuklarını kamu okullarından çekerek özel okullara yönelmekte/yönlendirilmektedir. Toplumsal alt sınıfların çocuklarının devam ettikleri devlet okulları da giderek sınıfsal olarak homojenleşmektedir. Oysa eğitimli orta sınıfların okul bazlı mücadelede kritik rolü vardır. Zira devletin, piyasacılığın ve gericiliğin kuşattığı okullarda, direniş sergileme potansiyeli en yüksek kesimi bu grup oluşturur. Dolayısıyla devlet okullarından kamusal eğitim talebi ekseninde dinsel gericiliğe ve piyasalaşma saldırısına karşı dip sınıflar yalnız kalmaktadır. Bu anlamda olması gereken kendi çocuklarımız için ayrı adacıklar inşa etmek yerine, bu kadar büyük bir saldırıyla karşı karşıyayken, güç biriktirmek, birlikte hareket etmek ve birlikte direnmek üzere kamusal nitelikte talepler oluşturulmasıdır. Aksi durum, yani özel okul kurma gibi girişimlerin, yapısal sorunlara karşı bireysel/grupsal çabaları öne çıkararak örgütlenmeyi sekteye uğratıcı bir muhtevaya sahip olduğu açıktır.
Sanırım bu tür arayışlar toplumcu olanın geri çekildiği, umutsuzluğun yaygınlaştığı dönemlerde açığa çıkıyor. Bizim açımızdan bu girişimler eğitimde dönüşümün yapısal nedenlerini sorgulamaması, bu çerçevede neoliberal piyasa ideolojisiyle uyumlu olması gibi nedenlerle “çözüm umudu” olmaktan uzaktır. Elbette isteyenler özel okul kurabilir, kuruyor da, itiraz buna değil. İtiraz, mutlu keçilerle, meraklı kedilerle kuracak özel okulların adeta demokratik eğitim mücadelesinin bir parçasıymış gibi sunulmasınadır. İtiraz, “başka bir eğitim mümkün” gibi küresel bir direniş sloganının radikal içerimlerinin özelleştirilmeye çalışılmasınadır.
Gelelim yazının başlığındaki soruya verilecek yanıta: Elbette başka bir dünya mümkünse, başka bir okul da mümkün olabilir. Ancak gerçekten BAŞKA olmak şartıyla.

(Bu yazı Eleştirel Pedagoji Dergisinin 38. sayısında yayımlanmıştır.)