Başlangıç Programı 6. Nesil (20-26 Ocak 2018)

20 Ocak Cumartesi 1. Gün

Koca bir dönemin yorgunluğunu daha yeni geride bırakmış, şehir karmaşasının içinde boğulmuş öğretmenler için daha güzel bir dinlenme, kendine yönelme ve yenilenme mekanı olamazdı sanırım. 479 başkalaşmak isteyen, çocuklar için daha güzelini yapmak için dertlenen öğretmen ve burada yüzyüze, kalp kalbe buluşan 22si…

Öyle bir ortam ki daha ilk dakikalarında kendine pay çıkarmaya, kendini eleştirmeye başlıyorsun. Kahvaltı sofrasına konan gereksiz tabaklardan, gün boyunca kullanacağımız halde bir daha bir daha yıkanan bardaklardan başlıyorsun mesela. Az ile nasıl aynı yaşayabildiğini farkediyorsun ve normal yaşantında ne kadar savruk davrandığını. İşte eğitim tam da bu noktada başlamış oluyor bile.

Kahvaltı sonrasında güne ısınma oyunlarıyla devam ettik. Birbirimizin isimlerini öğrendik. Farklılıklarımızı farkettik. Farklılıklarımızı ve bu farklara rağmen nasıl ortak bir paydada buluşabildiğimizi…

Bir sonraki adımda evrensel ihtiyaçlar arasından ikişer kart seçip, ikili gruplar olduk. Her ihtiyaç için 3 dakikalık konuşma süresi belirledik.

Kağıtlara kendimizi anlatan bir nesne çizip içimize doğru bir yolculuk gerçekleştirdik.

Feyza ve Burak Bbom Evreni ile ilgili aktarımlarda bulundular.

Öğlen yemeğinden sonra tam bir fırsat eğitimi ortamı doğdu. Bir arkadaşımızın çayın fazla tüketimi ile ilgili dile getirdiği rahatsızlık bizleri uzun bir yolculuğa sürükledi. Gerçek bir örnekle içermeci karar almayı deneyimlemiş olduk.

Akşam yemeği öncesinde küçük kağıtlara özlediğimiz, toplulukta olmasını arzu ettiğimiz değerleri yazdık. Bu değerlerle ilgili konuşarak grup sözleşmemizi oluşturduk. Grup sözleşmemizde yer bulan ana başlıklar: Güven, Zaman, İfade, İletişim ve Eşdeğerlik.

Grubumuz birlikte uyumlu bir şekilde yaşamak için sorumluluklarını belirledi: temizlik, düzen, beslenme, oyun ve eğlence. Konu başlıklarında görev dağılımları yapıldı.

Akşam yemeğinden sonra grupça keyifli paylaşımlarda bulunduk. Güzel bir başlangıcı geride bıraktık, heyecanla ikinci günü bekliyoruz.

21 Ocak Pazar 2. Gün

Kolaylaştırıcı: Zeynep Kılıç / Hayata Destek Derneği / Çocuk Hakları

Güne kahvaltıdan sonra ‘Üç Parmak’ etkinliğiyle başladık. Çemberde hepimiz adımızı, nereden geldiğimizi ve yaptığımız işi söyledik. Kendimizi hatırlattık, arkadaşlarımızı hatırladık. Ardından ‘Hayat Kutusu’ etkinliği için en az tanıdığımızı düşündüğümüz kişiyle eş olduk ve Zeynep’in dağıttığı formları karşımızdakinin sadece yüzüne bakarak doldurduk. (Formdaki Sorular: En Sevdiği; hayvan, içecek, ulaşım aracı, film, hobi, müzisyen/grup, yazar, gün dönümü, çocuk yaş grubu.) Tahminlerimiz, öngörülerimiz (ya da önyargılamız mı desek) bittikten sonra karşımızdakinden soruların cevaplarını aldık. Grup olarak biraraya gelip cevaplar ve sonuçları üzerine bol kahkahalı farkındalıklarımız oldu. Kendimizi tanıdık, hangi yazarı sevdiğimizi hatırladık, ‘Acaba hangisini seviyordum? En son hangi yönetmenin filmini izlemiştim?’ cümleleri üzerinden güldük bol bol.

Zeynep programı tahtaya astı ve üç gün boyunca birlikte yapacaklarımız hakkında madde madde konuştuk. Çocuk Hakları eğitiminden beklentilerimizi kağıttan çamaşırlara yazıp kurumaları için ipe astık ve beklentilerimiz üzerine konuştuk. Çocuklara ne kadar özgürlük tanıyacağımız, demokratik sınıf yönetimini nasıl yapacağımız, kendi çocuk algımızın farkına varmak, çocuk katılımında yeni, somut örnekler görmek, çocuk haklarını detaylı bilmek beklentilerimiz arasında öne çıktı. Süreç içinde kuruduklarını düşündüğümüz çamaşırları alacağız.

Ardından ‘İleri Doğru Bir Adım At’ etkinliğini yapmak için bahçeye geçtik. Şanslıydık, hava güzeldi. Bahçede tek sıra halinde sıralandık. Hazırlanan rol kartlarından hepimiz birer tane aldık. Belli durumlar okundu ve bu durumlarda rol kartındaki kişinin durumuna göre ileri doğru adım atıp atamayacağına karar verip hareket ettik. Sonunda okunan 24 durumun tamamında adım atanlar, çok azında adım atanlar, hiç adım atamayanların rolerinin ne olabileceğiyle ilgili tahminlerimizi söyleyip ‘eşitsizlik’ üzerine konuştuk. İçeri geçtiğimizde bu etkinlikte ‘Ne tür farklı çocuklarla karşılaştık?’ ‘Çocukların ne tür farklılıkları vardı?’ soruları üzerinden farklılıkları listeledik. Bunlardan bazıları: aile -var olma-, ilgi, etnik köken-dil, sosyo-ekonomik durum, cinsel yönelim, din, cografya-bölge, kişisel özellik-sağlık koşulu, yaş, statü, cinsiyet vb.

Herhangi bir durum ya da rol için çocuk değil de yetişkin olsa ne farklı olurdu ya da farklı olur muydu? Sorularıyla birlikte ayrımcılık ve dışlanmanın kaynağının eşitsizlik olduğunu konuştuk. Toplumsal eşitsizlikleri görünür kılmak ve başkalarıyla empati geliştirmek konusunda çok etkileyici bir çalışmaydı.

Kalıp yargı (toplumsal yargı), ön yargı (bireysel yargı) ve bu yargılardan kurtulma ihtiyacını konuştuk. Yüzleşmenin (kalıp ya da ön yargı beslediğimiz insanla yüzyüze gelmek), farketmenin (‘Ağzımdan ne çıktı?’nın farkına varmak) ve bu farketmeyle ‘Ne yaptım bugün biliyor musun?’ diyerek kendimizi açık etmenin kalıp ve ön yargılarımızdan kurtulmamıza yardım edeceği noktasına geldik.

Aklımızdan geçen seylerin davranışa dönüşmemesi imkansız. Davranışa dönüştüğünde ayrımcılık kalıp yargıya, kalıp yargılarımızda önyargılarımızı oluşturan bir makinaya dönüşüyor, birbirini besliyor. Böylece ayrımcılık döngüsü oluşuyor. Bir durum karşısında yok sayarak, tanımlayarak, işaret ederek, baskı uygulayarak, dışlayarak, şiddet kullanarak, öldürerek ayrımcılık yapabiliriz. Bu davranış şekli toplumdaki eşitsizliği büyütüyor, kalıp yargıları ve ön yargıları besliyor. Var olan ayrımcılıkları farketmemiz, görmemiz (çocuk algımız ne, ne tür yargılarımız var) ayrımcılığı ortadan kaldırmak için yok saymamayı, adım atmayı, direnmeyi, yüzleşmeyi, farketmeyi, değişimi, yüzleştirmeyi kolaylaştırır.

‘Ben Çocukken’ oyununu bahçede oynadık. Çember olduk. Ortadaki kişi çocukluğunda yaptığı bir şeyi söyledi ve onun söylediğini çocukken yapanlar yer değiştirdi. Ardından içeri geçip ‘çocuk’ dediğimizde aklımıza gelenleri sıraladık. 1’den 5’e kadar saydık ve 5 gruba ayrıldık. Türk Dil Kurumu’na, Talim Terbiye Kurulu’na, ekşi sözlüğe, Hukukçulara, tıpçılara göre çocuk kavramını tanımladık.

Tek tek yasal olarak yapılan tanımlar okundu ve tartışıldı. Medeni kanun, aile hukuku, anayasada, milli eğitim temel kanununa göre çocuk algısı üzerine konuştuk.

Zeynep’in dağıttığı 3 belgenin (evrensel çocuk hakları sözleşmelerinin) tarihlerini tahmin ettik ve belgeleri sıraladık (1924-1959-1989). Sözleşme ile bildirge farkı üzerine, her ikisinin de devletlerin imzaladığını ama sözleşmenin taahüt olduğunu, devletin verdiği sözler arasında sözleşmenin daha ağır olduğunu, bildirgenin ‘böyle olursa daha güzel olur’ dediğini sözleşmenin ise ‘bunu yapacaksın’ anlamına geldiğini, Türkiye’nin hepsini imzaladığını fakat anayasaya aykırı olduğu için çekince koyduğu üç madde (17, 29, 30) olduğunu ve ilkinden sonuncusuna kadar nelerin değiştiğini konuştuk.

Feyza’yla ilk izlenim çemberi yaparak günü bitirdik.

22 Ocak Pazartesi 3. Gün

Kahvaltıdan sonra yağmurlu ve kapalı havanın etkisinden kurtulmak için ‘ha hi ho’ hareketli oyununu oynadık. Bir önceki gün çalışılan çocuk hakları ve çocuk algısı konularının üzerinden geçtik.

Çocuk haklarının işleyişini görememe nedenleri;

  1.  Öğretmende ve yetişkinde çocuk hakları algısının olmaması,
  2. Yasaların izlenme ve denetlenmesinin yapılmaması,
  3. Çocuklarla ilgili veri toplanmaması,
  4. Bütçe yetersizliğidir.

Çocuk hakları; çocuğun gelişen kapasitesini desteklemek için olmalıdır.

Çocuk hakları sözleşmesi içinde 4 adet şemsiye ilke var. Bunlar;

  1. Yaşama ve gelişme hakkı (madde 4)
  2. Ayrımcılık yasağı (madde 2):Hiç bir çocuk aile konumundan dolayı ayrımcılığa uğramamalıdır.
  3. Öncelikli yarar (madde 3):Çocukla ilgili karar almadan önce çocuğun durumunun kararlaştırılması önceliği vardır.
  4. Katılım (madde 12):Bu dört şemsiye ilke diğer hakların işleyişinde göz önüne alınmalıdır.

Ardından çocuklarda katılım üzerine tartışma yürütmek amaçlı bir etkinlik yaptık. Zeynep bize üç tane yargı yöneltti. Bu yargılara ‘katılıyorum, kesinlikle katılıyorum, katılmıyorum ve kesinlikle katılmıyorum’ şeklinde cevap vermemiz şeklinde yönerge verdi. Cevaplar için köşeler oluşturduk ve verdiğimiz cevaplara göre köşelere geçtik. Bu yargılar:

  1. Çocuklar için en iyisini anne ve babalar bilir.
  2. Çocuklar genel seçimlerde oy vermelidir.
  3. Çocuklar sınırsız bir özgürlüğe sahiptir.

Bu etkinlik, çocuk katılımına dair kendi bakış açımızı sorguladığımız zihin açıcı bir etkinlik oldu.

Çocuk haklarına dair sözleşme, bildirge ve ilkelerin içeriği korumadan katılıma doğru gelişim göstermiştir. Fakat yetişkinlerdeki çocukların yetersiz olduğuna dair genel kabul, çocukların katılım sağlamasından ziyade korunması gereken kişiler olarak ele alınmasına neden olmaktadır. Temelde bu, çocuk katılımının hayata geçirilmesinin önündeki en büyük engellerden biridir. ‘Muhakeme becerileri yok, soyut düşünemezler, ailenin ve partilerin manipülasyonuna gelirler vs.’ gibi kabullerle sıkça çocuk katılımının karşısında durulmaktadır. Oysa amaç, çocuğu korumanın yanında katılıma da dair bir özne haline getirmek olmalıdır. Yani bağımlıdan bağlı hale getirmek. Çocuğun korunması ve katılımı arasında bir döngü vardır. Kendi katılımını sağlamak onun kendini koruma becerisini de beraberinde getirir. Her ne kadar iyi niyetle yapılsa da çocuğa danışmadan alınan kararlar paternalizmi beraberinde getirir. Çocuk katılımına yaptığımız girişin ardından öğle yemeği için ara verdik.

Yemeğin ardından ısınma oyunu oynadık. Goril, mikser, ekmek kızartma makinesi, ağaç ve çamaşır makinesi olduk bu kez. Ortamızdaki ebe, yan yana üç kişiyle beraber çeşitli hareketler yardımıyla bu rollere bürünmemizi söyledi. Yanlış bir hareket yapan ise ortaya ebe olarak geçiyordu. Bol kahkahalı bir oyunun daha bitmesiyle programa devam etmek üzere yerlerimizi aldık. Bu arada bugün hava epey güzel ve güneşliydi. Öyle ki dersi güneş gözlükleriyle takip ettik.

Programın bu bölümünde biraz da korumadan bahsettik. Korumanın temelini, çocuğun zarar görmemesi, çocuğun varlığına saygı göstermek ve her çocuğun biricik olduğu kabulü oluşturuyor. Korumanın şu aşamalarından bahsedilebilir:

  1. Önleme,
  2. Müdahale,
  3. İyileştirme,
  4. Cezasızlıkla mücadele (onarıcı adalet)
  5. Hart’ın merdiveninden bahsettik. Merdiven, katılım türlerini anlatan bir merdiven. Zeynep, bize bu katılım türlerine yönelik fotoğraflar gösterdi biz de gruplar halinde bu fotoğraflarla merdiven basamaklarını eşleştirdik.

Programın bu kısmında gerçek bir çocuk katılımını sağlamak için önümüzde daha çok yol olduğunu gördük. Fakat bunun bir süreç olduğunu kabul ettikten sonra işler gözümüzde bir dağ halini almaktan çıkıyor aslında. Önemli olan kıvılcımı başlatabilmek. Bu da her an her yerde olabilir. Okul ortamında bu öğrendiklerimizi hayata geçirmek için sabırsızlanıyoruz.

23 Ocak Salı/4. Gün

Dün oturumlarda konuştuklarımıza dair bir değerlendirme yapıp ardından ilk gün hep birlikte belirlediğimiz iş bölümünde aksayan yerlere dair kısaca birbirimizi bilgilendirerek güne başladık. Hala uykusu olan ve azıcık harekete ihtiyacı olanları düşünerek ‘Tavşanı Öp’ adlı canlandırıcıyı oynadık. Tavşanı Öp nasıl mı? Önce hep birlikte bir çember oluyoruz sonra aramızdan biri elinde bembeyaz bir tavşanı hayal ederek çembere dahil ediyor ve herkes tavşanın bir yerinden öpüyor. Ardından tavşanı tekrar kendi ortamına bırakıyoruz ve sağımızdaki arkadaşımızı tavşanı öptüğümüz yerinden öpüyoruz!

Hepimizi neşelendiren bu canlandırıcıdan sonra ‘Katılım’ üzerine konuşarak eğitime başladık. Zeynep daha önce bahsettiği Laura Lunda’nın BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde yer alan 12. Ve 13. Madde üzerinden çocukların katılım hakkından yararlanabilmesi için oluşturduğu 4’lü modelden bahsetti. Bu model içerisinde çocukların katılımını sağlamak için öncelikle çocuklara düşüncelerini ifade edebilecekleri bir alan yaratmak ardından ifade ettikleri düşüncelerini dinleyerek bir etkiye dönüştürmenin önemli olduğu vurgulandı.

Katılımı konuşurken Zeynep’in özellikle vurguladığı yer; katılımın çocuklar için bir hak olduğu ve çocukların haklarını savunabilmesi noktasında yetişkinlerin buna dair hukuki bir sorumluluğu olduğunu vurguladı. Model içerisinde bulunan ‘alan’, ‘ifade’, ‘dinleyici’ ve ‘etki’ süreçlerinde öncelikli dikkat edilmesi gereken noktalar ise hepsinin çocuklar için güvenli olması ve çocuk dostu bir şekilde tasarlanmış olması.

Katılım konusuna dair konuştuklarımızın günlük hayattaki karşılıkları üzerine kafa yormak için bir grup çalışması yaptık. Gruplara ayrılarak sınıf çemberlerinde, okul meclislerinde ve çatışma çözüm durumlarında çocukları katılımını nasıl gözettiğimize dair önce grup içerisinde sonra hep birlikte tartışma alanı yaratarak birbirimizin deneyimlerini dinledik ve kendi sorularımıza cevap bulduk.

Zeynep’in son günü olduğu ve oturum bittiğinde hızlıca gitmesi gerektiği için zaman konusunda daha planlı davranarak hızlıca öğle yemeğine geçip yine mükemmel yemekler yedik.

Öğleden sonraki oturumda yine çocukların karar alma süreçlerine katılması noktasında nelere dikkat etsek bu süreci daha güçlendiririz konusunda Zeynep bizimle paylaşımlarda bulundu ve günü değerlendirdik.

Yaklaşık 17:00 gibi Zeynep aramızdan ayrıldı ve havanın kararmasına hala iki saat vardı. Bunun heyecanıyla parça parça köyden ayrılıp yürüyüşler yaptık, akşam güneşini bu kez köyün kahvesinde çay içerek batırdık.

Gecemiz yine örgüler, müzikler, çaylar, kestaneler 🙂

 

 

 

24 Ocak Perşembe 5. Gün

Kolaylaştırıcı: Tolga Erdoğan

 Zeynep’in ayrılması bizde burukluk yarattı, keşke hep kalabilseydi. Güler yüzü, sıcakkanlılığı Zeynep’in 6. nesile iyi bir enerji kattığını hissettirdi. Çocuk algımızın bu kadar değişeceğini gerçekten tahmin etmezdim… Güne işte böyle bir yassın bizdeki hisleriyle uyandık. Dün gece bizim için ısınma anlamında biraz zorlu geçti. Sabah hissettiğim mutluluk duygularımızda ise Tolga ile tanışmak vardı. Dört gün boyunca adını o kadar çok duymuştuk ki gerçekten Tolga’yı ve vereceği bilgileri merak etmeye başladık.

Salona girdikten sonra Tolgayı gördüm yanında tatlı mı tatlı, şirin mi şirin bir kız oturuyordu. Bu Maya olmalı diye düşündüm. Çünkü Tolga’nın yanında kızını da getireceğini öğrenmiştik. Koltuk tarafına yakın (tahta tarafına) yakın bölümde oturmuşlar, Esra ve Nehir’in hazırladığı harika kahvaltıya eşlik ediyorlardı. Tabağımı alıp yanlarına geçtim. Ufak bir sohbet gerçekleştirdik Tolga ve Maya ile 🙂

Eğitime başlamak adına yavaş yavaş toparlanmaya başladık. Masaları topladık. Dışarıda biraz hava alıp geldikten sonra eğitim için hazırdık. Tolga Köy’den bahsederek konuya giriş yaptı. Köy ve bizim burada yaptığımız işlerle ilgili o kadar güzel bir konuşma ve giriş yaptı ki direkt içimizdeki karmaşaları unutup odaklanmaya başladık. Tolga’nın sakin ses tonu içimize dokunuyordu gerçekten; köyün huzuruna huzur katar cinstendi.

Tolga genel olarak çocuklarda görülen kritik dönemleri yaşlara bağlı bir şekilde anlatmaya başladı. Ardından ilgi ve merakımız doğrultusunda sorduğumuz sorulara yanıtladı. Bu strateji bizim ilgi ve merakımızı açık tutmayı sağladı. Onun bilgisinden faydalanmamız gerektiğini hissediyorduk. “Bu konu hakkında bir bilgim yok.” demelerini şimdiden özlemeye başlayacağımı hissediyorum. Yaşadığımız sorunlarla ilgili önemli çözüm yolları ve bakış açıları veriyordu Tolga. Her soru iyi bir öğrenme aracıydı. Eğitim sırasında Maya ve Melik’i de uygulamalarımıza eşlik etti ve düşüncelerini ifade etme fırsatı sundu. Bizim için bu anlar sürece keyif katıyordu doğrusu. Grupta bu keyfi hissediyordum. Eğitim sırasında bazı stratejileri de uygulamamız beni çok mutlu etti.

Başta Figen Abla olmak üzere Melisa ve Eylem’in bizim için hazırladığı yemekler, et olmamasına rağmen inanılmaz lezzetliydi gerçekten. Yine harika yemekler yedik yani. Hepsinin tekrar ellerine sağlık. Akşama doğru Maya bize bileklik yapma atölyesinde bazı yollar gösterdi ve uygulattı. Ardından Maya’nın yaz kampında çektiği kısa filmlere odaklandık. Ona bu konuyla ilgili sorular sorduk.

5. günün gecesi yine eğlenceli, oyunlu, müzikli bir şekilde; sıcacık yanan, çıtırdayan sobanın eşliğinde derin sohbetlere daldığımız, loş ışıkların bizimle konuşarak destek vermesiyle devam ediyordu. Bu – ra – sı uzatmak için hecelemeye değecek bir mekandı… Burası yaşamak istediğimiz topraklarda yaşamak istediğimiz bir dünya. Umut veriyor bu çevre bize. Yatağa her yatışım uyanmak istemediğim bir rüyadan kalmaya gider gibi… Çok mutlu hissediyorum. Artık uyumam lazım. Yarın Gökhan’la kahvaltı hazırlayacağız hem de büyük bir sevinçle. Umarım bir gün herkes bu kahvaltıyı tadacak, bu havayı soluyacak…

25 Ocak Perşembe 6. Gün

 Öğretmen Köyünde 6. güne Deniz ve Gökhan’ın lezzetli kahvaltısıyla başladık, tekrar ellerinize sağlık.

Kahvaltıdan sonra Tolga’yla Mooli Lahad’ın problemlerle başa çıkma kaynaklarından konuştuk. Gece korkuları ve çocuklarla bu korkular üzerine çalışma tekniklerini (canavar spreyi, tekerleme kullanımı, resim yapmak vb.) öğrendik. Çocukların oynadıkları oyunlar ve onlar üzerindeki etkileri hakkında sohbet ettik.

Öğle yemeği arasında Gökhan’la birlikte köyümüzün bahçesine bir de ayva ağacı ekledik, çok mutluyuz 🙂

Yemekten sonra travma geçirmiş çocukların davranışlarını inceledik, örnekleri dinledik. Pozitif geri bildirimin öneminden konuştuk ve geri bildirimlerin kişisel özellikler üzerinden değil yapılan eylemler üzerinden verilmesi gerektiği hakkında konuştuk. Ayrıca Tolga bize çeşitli kitap önerilerinde bulundu. (Davıd Elkind – Oyunun Gücü, Johan Huizinga – Homo Ludens, Metin And – Oyun ve Büğü)

Akşam yemeğinden sonra herkes soba etrafında toplandı. Feyza’nın nefis sohbetiyle ısınırken, Gökhan ve Deniz’in BBOM TV programıyla eğlenceli anlar geçirdik.

Bugün birlikte geçireceğimiz son gece… Burada geçirdiğimiz her gün bizim için yeni bir tecrübe oldu. Herkesi tanımaktan ve tekrar buluşacağımızı bilmekten çok mutluyuz.

26 Ocak Cuma 7. Gün

 Şahane bir kahvaltıdan sonra Tolga tahtaya başlıklar sıraladı. Başlıklar arasından kardeş, boşanma, hastalık, kayıp, ölüm, yas, evlat edinme konularında tüm açıklığıyla durum neyse onu anlatmanın, net olmanın önemini, bu durumları kötü olarak tanımladığımızı ve haliyle çocuğun da bu durumlar hakkında kötü olarak düşünmeye başladığını konuştuk. Belli bir durumla karşılaştığımızda ve bunu çözmekte zorluk çektiğimizde genellikle yaptığımız şeyin kendi içimize bakmak ve kendi içimizdeki zayıflığı görmek olduğunu, kendimize karşı ağır eleştiriler yapmaya başladığımızı, yaşanan durumları normalleştirmenin bunu diğer baba ve annelerinde yaşadığını farketmenin önemini konuştuk. Yaşadıklarımızın bedenimizin üzerindeki etkisine baktık. Arada soluklanıp aramızdan erken ayrılması gereken arkadaşlarımızla sıkıca kucaklaşıp, yolcu ettik.

Tolga bize öfke kontrolünün temelini oluşturan metaforlardan biri haline gelen ağaçlarla ilgili hikayeyi anlattı.

Hikaye şöyle: Köylüler zemheri kışından önce kesecekleri ağaçları üstüne işaret koyarak belirlermiş. Zemheri kışı geçip ağaçlardan su çekilince, bir gece gidip belirledikleri ağaçları keser, o gece orada kurumaya bırakır, ertesi gece traktöre bağlayıp çekerlermiş. Sonra da hızarda kesip kereste olarak kullanırlarmış. Burada ‘ağaç seçmek’ diye bir şey var. Neye göre seçiliyor ağaç? İki temel kriter varmış. Biri ağacın düz ve uzun olması. (Çünkü çok malzemenin çıkması önemli.) Diğeri ise ağacın ince kabuklu olması. Eğer ağaç kendi özü kuvvetliyse kabuğunu kalınlaştırma ihtiyacı duymuyor. Çünkü yaralansa bile kendini çok hızlı tamir edebileceğini bildiği için kabuğuna enerji harcamıyor. Kabuğu kalın olan ağaçların özü de zayıf. Çünkü dışarıdan yaralanma sonrasında kendini iyileştirme gücü de düşük. Ve dolayısıyla kabuğunu kalınlaştırdıkça kalınlaştırıyor. Hikayenin ardından alıngan, daha kırılgan olduğumuz zamanları düşündük, her şeyi kişiselleştirdiğimiz, olan her şeyi ters anladığımız, kabuğumuzun kalın olduğu zamanları düşündük. Bunun aslında özünüzün zayıf olduğu anlamına gelmediğini, kendimizde hissettiğimiz güç algısının sürekli değiştiğini, bazen kendimizi çok güçlü hissettiğimizi ve karşılaşabileceğimiz sorunlardan çok fazla korkmadığımızı konuştuk.

Eğer çevremizde çok kolay öfkelenen birisi varsa onun çok kırılgan bir noktada durduğunu, çok kolay kendini değersiz hissedebildiğini farketmenizin öneminden konuştuk. Okulda vurarak kırarak meseleyi halletmeye çalışan çocuklar gördüğümüzü, onların bir taraftan dışarıya çok güçlü görünmeye çalıştığını, çünkü içerde çok zayıf hissettikleri bir yer olduğunu ve oraya dokunulmasını istemediklerini farketmemizin önemini konuştuk.

Bir çocuğu nasıl güçlendiririz? Ne yaparsak, nasıl davranırsak çocuk güçlenir? Sorularına baktık ve aklımızdakileri sıraladık: Kendini ifade etme, insiyatif kullanma, başarısızlıkla başa çıkabilme, risk alabilme, iyi yaptığı şeyleri farketme, iyi yapamadıklarını farketme, gelişime açık olma, deneyebilme tekrar tekrar. Bunlar aynı zamanda özgüvenin hangi parçalardan oluştuğunu da bize gösterir. ‘Peki bunları nasıl çalışacağız’ sorusun üzerinden; ailenin birlikte karar almasını, çocukların da karar alma sürecine dahil olmasını, çocuğun acıyı deneyimlemesini, problem çözmeye çalışmasına izin verilmesini, çocuğu farklı ortamlarda gözlemlemeyi, ekmek alma, bir bardak su getirme vb, sorumluluk vermeyi, kendi içinde 6 parçalı hikayeyi tamamlamasını, buna tanık olmasına izin vermeyi ve basit şeylerle başlayı konuştuk.

‘Biz neden psikolojik sorunlar yaşıyoruz’u irdeledik. Dengeyi bozma ve tekrar bulma çabamızı konuştuk. Konuştuk da konuştuk. Öyle çok durumdan konuştuk ki hepsi farkındalık doluydu.

Sona doğru Feyza’nın dağıttığı değerlendirmeyi doldurduk ve 7 gün boyunca yaptıklarımızı 3erli grup olup yazdık. Aralarından 3 tanesini seçtik ve paylaştık. A4 kağıdına süreç boyunca hoşnut olduğumuz ve olmadığımız durumları sıraladık. Verilen içeriğe göre kendimize bir mektup yazdık. Çemberde oturduk ve solumuzdaki arkadaşımıza onunla ilgili süreç içinde hatırladıklarımızı paylaştık ve sıkıca sarıldık. En son çemberde duygularımızı paylaştık. Hepsi yoğun, duygulu anlardı. Her açıdan çok yoğun bir süreçti. En son Deniz’in ‘Kendinize iyi bakın lütfen. Hiçbirinize bir şey olmasın’ sözleriyle bitirdik süreci. Herkese sonsuz teşekkür…