Başlangıç Programı 6. Nesil (25-29 Haziran)

1. Gün

Toprağın kokusuyla yaşayıp yıldızların ve ayın aydınlattığı gecelerde hikayelerle beslenmek üzere küçük dünyamıza son modülü tamamlamak üzere geldik. Ormanın kokusunu içimize çekiyor tabiatın bize sunduklarına şükranla başlıyoruz güne. Birbirimizle kucaklaşıyor kalbimizden dilimize yansıyan sözcükleri duyuyoruz. Çita, Latte ve 95’in oyun isteğine, topluluğumuzun iki yeni üyesi Asya ve Gülce sevecenlikle yanıt veriyor.

Ağustos böceklerinin şarkıları ve bizim neşeli gürültümüzün eşlik ettiği kahvaltının ardından çemberdeyiz. Bu modülde yer alan Şiddetsiz İletişim Giriş Eğitimini heyecan ve merakla karşılıyoruz. Eğitimcimiz sevgili Vivet Alevi ve ‘can’dan bakışları arasında ‘oyun’a başlıyoruz. Eğitim salonunda tam ortada, yerde onlarca kağıt var. Hepsinde de ihtiyaçlarımız yazıyor. Bu üç gün boyunca yerde yuvarlanan ihtiyaç kartları bizi kendimize dönmeye itiyor sanki. Tahtada Marshall B. Rosenberg’in ‘’Doğallıkla vermeyi mümkün kılacak biçimde bağlantı kurmayı- hayatı daha güzelleştirme oyununu- unutmak üzere eğitildik. Onun yerine ‘Kim haklı, kim haksız’ oyununu öğrendik. Her iki tarafın da kaybettiği bu oyunun kuralları ‘yanlışsan ceza, doğruysan ödül’ almayı hak edersin. Bu oyunla şiddetten hoşlanmayı öğrenirsin!’’ sözüne ilişiyor gözlerimiz ve Vivet bu söz üzerine örnekler vererek değerlendirmeler yapıyor. İşte böyle bir atmosferde nefes çalışmasıyla başlıyor, kendimizi dinliyoruz.

Ardından bir arada yaşamak için nelere ihtiyacımız olduğu konusunu görüşmek üzere topluluk zamanı ayırıyoruz. Burada geçireceğimiz vakti planlamak, birlikte yaşamayı kolaylaştırmak adına sorumluluk alanlarımızı belirliyoruz.

Moladan sonra Vivet, şiddetsiz iletişimin bir yolculuk olduğunu söyleyerek bizi bu yolculuğa davet ediyor. Gönülden verme, ihtiyaçlarımız üzerine anlatılanları hayretle dinledikten sonra ‘Etiketi Sökme’ etkinliği yapıyoruz. Bu çalışmayı yaparken hali hazırda öğrenilmiş yargılarımız bize destek çıktığı için birini etiketlemekte güçlük yaşamadığımızı ironik bir şekilde fark ediyoruz.

İçerik giderek daha fazla dikkatimizi çekiyor. Vivet Şiddetsiz İletişim’in dört adımını örneklerken duygularımız ve duygularımızın kaynağı olan ihtiyaçlarımız üzerine düşünüyoruz. Az sayıda insanın neye ihtiyacımız olduğuna karar verdiği ve çoğunluğun da buna uyduğu bir dünyada Şiddetsiz İletişim’i hayatımızda nasıl aktif kılacağımız sorunsalıyla baş başayız şimdi.

Ve yeni bir oyunla daldığımız düşüncelerden kendimizi ana taşıyoruz. Bahçede Vivet’in okuduğu gözlemlerden sonra salonun dış duvarına asılı 5 duygudan bizi karşılayana doğru yönelerek veya karşılamıyorsa duygumuzu tanımlayarak yerimizde bekliyoruz. Duygularımızı fark ediyor bunun hangi ihtiyacımızla bağlantılı olduğunu ifade ediyoruz. İhtiyaçlarımızla bağlantı kurabilmek için duygularımızı bilmeliyiz. Duygularımızı ifade edebilmek için ise duygu ve düşüncelerimizi ayırt edebiliyor olmalıyız.

                  Eğitim sonrası köydeki işleri planlamak üzere sorumlular toplanıyor. Bundan sonra yolculuğun ve ilk günün yorgunluğunu atmak üzere dinleniyoruz.

2. Gün

İkinci güne gözlerimizi kapatıp kalbimizi açarak başlıyoruz. Salonda yerde duran ihtiyaçlarımızı tavaf edip şu anda en canlı üç ihtiyacımızı belirleyip üçlü gruplar halinde çalışıyoruz. Belki ilk defa ihtiyaçlarımızın önemini kavrıyor, karşımızdakine aktarıyoruz. Bunu yapabiliyor olmamızdaki en büyük etken ise kendimizi ifade edebileceğimiz, karşımızdakinin bizi dinlemek üzere olan mevcut hali elbette. Sonraki adımda çemberde paylaşım esnasında, ihtiyaçlarımız dile geldiğinde hissettiklerimize kulak veriyoruz.

Köy dışındaki rutinimizde bize alan açan ve bizi empatik dinleyebilen kişiler bulmakta zorluk çekmemek ve kendimizi ifade etmekten, kalbimizi açmaktan mahrum kalmamak adına birbirimizi ‘empati kankası’ olarak seçebileceğimizi ve bunun bize katacakları üzerinde duruyor Vivet. Bu öneri üzerine kimilerimizin gözleri şimdiden anlaşıyor empati kankalığı için.

Biri bizimle paylaşımda bulunduktan sonra hepimiz tavsiye verme yanlışlığına düşüyoruz. Sanıyoruz ki anlatıcı bir öğüt, bir tavsiye alma amacıyla söze döküyor duygu ve düşüncelerini. Halbuki ağızdan tavsiye isteniyor izlenimi bırakılsa da aslında kalben istenmiyor. Birini empatik dinlemenin ilk adımı dinlediğimiz kişiye öncelikle mevcudiyetimizi sunmak. Anlatıcı, empatik bir alan bulduğunda kendini fark edecek, neye ihtiyacı olduğunu keşfedecektir.

Üzerinde emir kipinde sözcüklerin yazılı olduğu kartlar dağıtılıyor. Bu cümleleri ne zaman kullanırız? Bu cümleyi kuran kişiyle bağlantı kurmaya çalışıyor, bu cümlenin altında yatan ihtiyacı bulurken bir yandan da ‘aslında’ ne istediğimizi net, rica cümleleriyle belirtmeye çalışıyoruz. Böylelikle karşımızdaki kişi ne yapacağını, kendinden rica edileni daha açık görecek ve buna vereceği yanıt da bu denli net ve hiçbir zorunluluk taşımayacak. Ricamıza karşılık alabileceğimiz ‘hayır’ yanıtına kendimizi hazırlamalıyız. Böylelikle ricamız beklentinin ötesinde bir istek olarak kalır. Peki sen okuyucu ricanın ardından hayır’ı duymaya hazır mısın?

Sıradaki çalışma bir konudaki gözlemimiz, hissimiz, ihtiyacımız ve ricamız üzerine. Biriyle bağlantı kurmak amacıyla bu dört adım bize yol gösterecek, rica belirtirken kullanacağımız eylem dili Şiddetsiz İletişimi kullanan kişiye kolaylık sağlayacaktır. ‘’İstemek almanın başlangıcıdır. Okyanusa bir çay kaşığı ile gitmediğinizden emin olun. En azından bir kova alın ki çocuklar size gülmesin.’’ Jim Rohn’un da dediği gibi ricamızın gerçekleşmesi için önce isteyebilmeliyiz. Burada dikkat etmemiz gereken nokta ise rica ile talebi birbirinden ayırt edebilmek. Bunun yanı sıra hayır’ı duymaya hazır olmak, istediğimiz şeyin rica olduğunun en büyük göstergesi olacaktır. İhtiyaçlarımızı ricaya çevirirken bunları karşılamanın birçok yolu vardır. Bir yığın ihtiyacımızı tek bir kişiyle karşılamaya çalışarak şiddet dolu ilişkileri besler hale geliyoruz. Birinden bir şeyi rica yerine talep ettiğimizde o kişinin bizim ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere yaratıldığını sanıyoruz. Oysa bizler birbirimizin ihtiyaçlarını karşılamak için yaratılmadık.

İkinci günün akşamında atıştırma grubunun hazırladığı nefis atıştırmalıklarla ateşin etrafında yine çemberdeyiz. Feyza’nın önerisiyle ‘İhtiyaç Pokeri’ oynuyoruz. Bu oyunu oynarken kendi ihtiyaçlarımızı nasıl karşılayacağımızı dillendiriyor, başka arkadaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılama yollarını öğreniyor bu yolla kendimizi ve birbirimizi bir de bu açıdan tanıyoruz. Oyun ilerledikçe çemberin dışında bizi seyre dalmış olanlar daha fazla dayanamayıp oyuna dahil oluyorlar ve çember büyüdükçe büyüyor. Bir süre sonra yağmur tatlı tatlı çiselemeye başlıyor. Oyunu sonlandırıyor, birbirimize sırayla ilginç müzikler dinletiyor, geceye uyup sakinleşecekken birazdan yağacak sağanak yağmura uyup hareketleniyoruz. Kimimiz dans ediyor, kimimiz latteyle oynuyor, kimimiz ateşi izleyip götürüyoruz kendimizi buralardan kim bilir nerelere. Yağmur şiddetini iyiden iyiye artırıyor. Uyumaya gitmek için hazırlanıyoruz. Fakat bir kaçımız yağmurun tadını çıkarıyor, sırılsıklam olmaya aldırış etmeden bir yaz gecesi sağanağına tutuluyor.

3. Gün

Üçüncü günün sabahında güne güneşi selamlayarak başlıyoruz. Yüzümüz güneşe dönük, enerjisine binlerce kez şükranla bedenimizi aktif kılarak lotusumuzu açıyoruz.

Salona gelip iç içe iki çember şeklinde oturuyor ‘güven-takdir-şefkat’ duygularının içimizde nasıl yaşadığını bize alan açan arkadaşımız ile paylaşıyoruz. Daha sonra büyük çemberdeyken, bu çalışmayı yaparken keşfettiklerimizi paylaşıyoruz.

Vivet’in zaman zaman konuşmalarında bahsettiği ve bizde de oldukça merak uyandıran ‘çakallar ve zürafalar’ ile ilgili çalışmaya başlıyoruz. Çakallarımız üzerine konuşurken Vivet, çakallarımızı fark etmenin can sıkıcı olabileceğini düşünerek oyun kattıklarını söylüyor. Ve bu iki kavramdan birinin diğerinden üstün olmadığını, biri güzelken diğeri çirkin diye düşünmememiz gerektiğini söylüyor. Bu oyun için seçilen dört duyguya; öfke, kızgınlık, suçluluk ve utanç, Şiddetsiz İletişim’in ayrıca önem atfediyor olduğunu öğreniyoruz. Neden özellikle bu dört duygu olduğunun cevabı ise çünkü bu duygular yargıcı düşüncelerden besleniyor. İktidar olan ise tahakküm kültürünü tam da bu dört duygu üzerine kuruyor.

Sorumluluğunu alabilmek için duygularımızı fark etmeliyiz. Bu farkındalığa ihtiyaçlarımızı karşılamak için de ihtiyaç duyarız. Çok öfkelendiğimiz anlarda durmalı ve orada çok kıymetli bir ihtiyacımızın olduğunu fark etmeli, ona sahip çıkmalı, öfke duygumuzun kaynağı olan o ihtiyacımızı tanımlamalı ve gidermek için bulunacak yollardan birini seçmeliyiz. Seçim becerilerimizi geliştirmek için bütün bunları Marshall B. Rosenberg’in ‘High Technology’ dediği çakal ve zürafa kulaklarımızı takarak yaptığımızdan söz ediyor Vivet. Bir davranışı etiketlerken kişiyle birleştirip etiketliyoruz. Bu yüzden düşman tanımlaması yaptığımız birçok kişi sıralıyoruz etrafımıza. ‘O insan bile değil.’ yargısı bizi ‘o halde ona şiddet uygulamak mübah.’ düşüncesine götürüyor. Sonuçta şiddetten zevk almayı öğreniyoruz.

Şiddetsiz İletişim atölyesinin kapanışında Vivet bizi bahçede son oyunumuzu oynamak üzere çağırıyor. Birbirimizle göz göze gelip karşımızdaki kişinin en beğendiğimiz, takdir ettiğimiz ve hoşumuza giden bir davranışını belirtiyoruz. Karşımızdaki kişi ise cevap olarak tüm kalbiyle kabul ettiğini söylüyor. Duygularımızı serbest bıraktığımız, birbirimizin gözünün içine konuştuğumuz, yürekten verdiğimiz ve kabul ettiğimiz bu anlarda oldukça duygulu bir atmosferin içindeyiz. Böylece tüm grup birbiriyle etkileşim sağladıktan sonra oyunu sonlandırıyoruz.

Akşam yemeğinden sonra yakınlarda yaşayan bir komşumuz, İlhan abi bizi çiftliğine davet ediyor. Bize hayvanlarını, ağaçlarını, etrafı tanıtıyor. Taze salatalık ve erik koparıyoruz dalından ve yiyoruz. Çiftliği gezerken belki de en çok etkilendiğimiz an, çiftliğin bir yerinden Öğretmen Köyümüzü izlediğimiz an. İlk defa köyümüzü dışarıdan seyrediyoruz. Ufacık görünen köyümüz bizim için bir dünya. Köye dönüş yolunda bazı arkadaşlarımız Dağbelen köyünde inerek köy kahvesinde vakit geçirmek istiyor. Çiftliğe gelmeyip köyde kalan arkadaşlarımız ise çoktan derin bir sohbete daldılar.

Bu gece de yağmur var.

4. Gün

Bugün BBOM Modeli eğitimi için kolaylaştırıcımız Feyza ilk olarak bize nefes, rahatlama çalışması yaptırıyor. Daha sonra, yaptığımız bir davranıştan ötürü kendimizi takdir ettiğimiz bir şeyi not almamızı istiyor. Böylece takdir edilme duygumuz kağıt üzerinde somutlaşıyor.

Feyza sunumuna topluluk üzerine çalışanlar için kullanılan John ve Herry’nin grafiğiyle başlıyor. Sonrasında 2009 yılından bugüne BBOM modelinin gelişimini takip ediyor, zorlu bir mücadeleyle var olma çabasının somut örneklerinden yalnızca birinde, öğretmen köyünde olmanın sevincini paylaşıyoruz. Bunun yanı sıra Başlangıç Programının nasıl ortaya çıktığı ve geliştiğiyle ilgili bilgiler ediniyoruz. 6. Nesil olarak bu ağda yer almak ve bu nesillerin devam edecek olduğunu bilmek bizde coşku uyandırıyor.

Birkaç kişilik gruplar halinde çalışarak Öğretmen Köyünün bizim için ne ifade ettiği, nelerin olup nelerin daha olabileceği gibi konularda düşlere yatıp hayallerimizi afişliyoruz. Bunların arasında köyde suda tarım olsun diyen de var takas kitaplığı olsun diyen de. Neticede ortaya oldukça zengin fikirler çıkıyor. Köye dair hayallerimizi topluluğumuzla paylaşarak bu etkinliği de sonlandırıyoruz.

Ardından bizim içimizde heyecan uyandıran ve gelecek vaat eden BBOMdaş öğretmenler ile ilgili etkinliğe geçiyoruz. ‘BBOMdaş öğretmen kimdir? Var olabilmesi için içsel ve dışsal kaynaklara nasıl ulaşılabilir?’ gibi sorulardan yola çıkarak grup çalışması yapıyoruz. BBOMdaş öğretmenlerin nasıl motivasyon sağlayacağı üzerine fikirlerimizi çemberde paylaşıyoruz.

Bugün programın bitişini kutlamak üzere bir yeryüzü sofrası kuruyoruz. Akşam yemeği için köyde hummalı bir çalışma var. Mutfaktakiler maharetlerini konuştururken yemek masası hazırlanıyor; güneşi uğurlarken müzik eşliğinde sofranın etrafında birleşiyor önce hatıra fotoğrafı çekiyor ardından son akşam yemeğimize teşekkürlerle başlıyoruz. Sohbet ediyor, eğleniyor geceyi selamlıyoruz. Havanın tüm serinliğine rağmen kalplerimiz sıcacık. Gece uzadıkça paylaşımlar artıyor. Dolunay dağların arkasından bize göz kırpıyor. Şimdi bizi bir o bir de yüreğimiz aydınlatıyor. Şen şakrak bir veda düşüyoruz köye.

5. Gün

Programları yarın başlayacak olan ve köye bugün gelen 7. Nesilden arkadaşlarla tanışıyoruz. Biraz spontan ve az sayıda da olsa iki neslin bir arada vakit geçirdiği bir gün oluyor.

Bugün Burak Sosyokrasi kavramı üzerinde duruyor. Bunu yaparken içinde yaşadığımız en canlı örnek olan Öğretmen köyü üzerinden somutlaştırıyor. Burak, Sosyokrasi üzerine daha fazla derinleşmek isteyenlerin bu ricasını köye bildirmesi halinde bu ricaya cevap verecek bir organizasyonu düzenleyebileceklerini söylüyor. O halde bu ricamızı güncede de yinelemiş olalım.

Feyza’nın yönergesiyle ‘Yaşam Haritamızı’ çiziyoruz. Hayatımızda önemli bulduğumuz, paylaşmaya değer noktaları resmettikten sonra çemberde birbirimizle paylaşıyoruz. Birbirimizin bugüne, bu ana kadar geçen sürede neler yaşadığını duyunca bazen hüzünleniyor bazen de gülümsüyoruz. Yaşam yolculuğumuzda Öğretmen köyü kocaman bir durak ise bundan sonraki muhtemel duraklarımızı betimliyor bir çoğu için hayaller kuruyor, bu alternatif güzergahları paylaşıyoruz yolculuğumuza dair.

Bu paylaşımların verdiği dinginlikle kendimize, belki gelecekteki bize mektup yazıyoruz. Buradan ayrılırken korkularımız, umutlarımız, neler öğrendiğimiz, bundan sonra hangi yoldan ilerlemek istediğimiz, kendi öğrenme yolculuğumuzu nasıl şekillendirmek istediğimiz ve ihtiyaç duyduğumuz takdirde destek alma olanaklarımız üzerine duygu ve düşüncelerimize mektubumuzda yer veriyoruz.

Son olarak çemberde kişisel özetimiz ve şükran ifadelerimizi belirterek kapatıyoruz. BBOMÖK Başlangıç Programının bitmesinin verdiği hüzün duygusuyla yasımızı paylaşırken bir yandan da artık bir köylü olduğumuz için sevinçliyiz. Köyümüze daha fazla katkı sunma aşamasında bu bitişin yasını kutlamaya çevirebileceğimizi biliyoruz. Zira her bitiş yeni bir başlangıcı selamlar.

Önerilen Kitaplar

Şiddetsiz İletişim- Bir Yaşam Dili/ Marshall B. Rosenberg

Çatışma Ortamında Barış Dili/ Marshall B. Rosenberg

Normalliğin Deliliği/ Arno Gruen

Aktif Umut/ Joanna Macy- Chris Johnstone

Şefkatli Sınıf/ Sura Hart/BBOM Yayınları (Yayıma hazırlanıyor)