Başlangıç Programı-IV (30.01.2017-05.02.2017)

1215_BBOM_OgretmenKoyu_logo

Başlangıç Programı-IV

İlk Buluşma

     Ben çocukken…

“Ben çocukken, komşunun camına çamur atmayı çok severdim.”

“Ben çocukken, ip atlamayı çok severdim.”

“Ben çocukken, çok fazla hayal kurardım.”

“Ben çocukken, karıncaları tutup yuvasına götürmeye çalışırdım.”

Yukarıdaki alıntılar, BBOM sayesinde tanıyabildiğimiz hayatımıza renk ve umut katan arkadaşlarımızın, çocukluk anılarından yalnızca birkaçıydı.Biz çocukken, yalnız değilmişiz ve şimdi de değiliz. Bu programın,ilk bakışta görünür katkısının zengin eğitim içeriğiydi.Ancak; Öğretmen köyü, birçok sürpriz ile bekleyen kayıp Atlantis şehri gibiydi. BBOM Öğretmen köyünün atmosferi ve hissettirdiklerini bir kelimeyle açıklamak istesek, sanırız bu: umut olurdu. Buradaki umudun çerçevesini çizmek ve kelimelerle anlatmak yetersiz kalabiliyor. İşte biz bu durumları, anda kalarak ve hissederek yaşadık.

ÖK b4 foto

Sabah uyandığımızda, gecenin soğuğu henüz burunlarımızdan ayrılmamışken yeni edindiğimiz dostluklar içimizi ısıtıyordu. Sanki Güneş’de bunu ‘kutlamak’ için bize “Merhaba” dedi. Sabah kahvaltısı ile yeni keşfimiz, yaşamın çokluğu belki de tokluğuydu. Masanın bir ucundan bir ucuna “Tuzu uzatır mısın?” diye seslenen bir arkadaşımızın ricası üzerine birçok kişinin tuza uzanması, çeyrek boyumuz kadar su taşınırken kendiliğinden gelişen seferberliğimiz, hiç bitip tükenmeden kaynayan çayımız…

Bu tokluk biçimi, birbirinden uzak, yabancılaşmış hayatlarımıza, içeriden bir pencere açtı. Hazır pencere içimizde açılmışken minik misafirlerimiz de bize eşlik etti. Çocuk algısı ve Çocuk Haklarını enine boyuna tartışırken topluluğumuzun yalnızca yetişkinlerden oluşmaması hepimiz için farklıydı. Topluluğumuz, kendi dinamiği gereği farklı branşlardan ve uzmanlık alanlarından oluşuyordu. Bu nedenle, her anımız ve küçük sohbetlerimiz de bilgi aktarımı açısından yeni bir öğrenmeydi. Kısacası, BBOM öğretmen köyünde ‘öğrenmek’ süregelen ve hiç durmayan bir olgu halini aldı. Çocuk hakları ve çocuk algısı üzerine farkındalık yaşadık. Çocuk hakları demişken Zeynep’e teşekkür etmeden geçemeyeceğiz.

ökb4

Her tanışma, ateşin alevlenmesi, sakinleşerek ya da dinginleşerek usul usul sönmesine benziyor. Bizim çemberimiz, ateşin döngüsünde bir arınma ve açılmaydı.

Kutlamalarımız; yaratıcılığa, birlik hissine, üretime ve duyumsamalarımıza…

Yaslarımız; geri dönüşlerimize…

Gün boyu duygular derin, kahkahalar neşeli, soğuklar buz gibi, sıcaklar yakıcı tıpkı hamamdaki çeşmenin aynı oluğa akması gibi ya da ateşe atılan ve unutulan odunlar misali; ama günün sonunda

Her an bir keşfediş haliydi…

Untitled

(Savaş&Eylül&Melek)

—–

Köyümüzde etkileşimin tadını çıkarmak için geç saatlere dek soğuk havada sıcacık  paylaşımda bulunmanın ardından güne sabah yürüyüşü ve kahvaltı hazırlığı için erken uyanmayla başlayanlardan kocaman gülümsemeli GÜNAYDIN. 🙂 Yavaş ve huzurlu yaşamanın doruğu olan öğretmen köyü günlerini bir kaç gün sonra özlemle anacağımız düşüncesiyle ne erkenden paylaşımları sonlandırıyoruz ne de kabuğumuza çekilip bireysel yaşama bürünüyoruz. Öyle garip ki yıllardır yaşamımızda yer alan insanlarla özlem giderme günleri tadında bir içtenlik ve huzurla buluşmuş hissi yaşıyoruz. Köyde geçirdiğimiz her anımızı şükranla dolduruyoruz.  El birliği ile hazırladığımız kahvaltı sofrasında buluşup sohbetler eşliğinde kahvaltımızı yaptıktan sonra “Doğruyla yanlışın ötesinde bir yer var, seni orada bekliyorum.” Mevlana’nın bu anlamlı sözüyle birlikte Vivet’in Şiddetsiz İletişim modülüne dönüyoruz.

Untitled1

Şiddetsiz iletişimde Doğru mu? Yanlış mı? İyi mi? Kötü mü? gibi soruların cevabı ihtiyaçlarımıza göre değişir. Beynimizi bu soruların cevabını bulmak yerine bağlantılara yönelmemiz bizi ihtiyacımza yönlendirecektir.
İhtiyaç nedir? Ne değildir?
İhtiyaçlarımız hayatın niteliklerine verdiğimiz cevaplardır. Bu ihtiyaçlarımızı keşfettiğimizde Şiddetsiz İletişim yolculuğumuz başlıyor. İhtiyaç düzeyinde kendimiz ve çevremizde bağlantı kurabiliyoruz. Bağlantı kurduğumuzda işbirliği yapıyoruz.  Kültürel ezberlemelerle gün geçtikçe doğamızda var olan bu bağdan koptuk. Şiddetsiz iletişim yolculuğunda bağ onarmayı da empatiyle yapıyoruz. Empatik olmanın temelinde ise;
1. Gözlem ( duyu organlarıyla içimizde birşeyler oluşuyor, çevreyi fark ediyoruz.)
2. Duygu ( Gözlemlerimiz sonucunda oluşan düşüncelerimiz)
3.İhtiyaç
4.Rica/ İstek / Talep

Empatik olmanın temelini gerçekleştirmek üzere dörder kişilik heterojen gruplara ayrılıp her birimiz sırasıyla gözlem, duygu, ihtiyaç ve rica noktasında yer alarak empatik yaşantımızda uyguluyoruz. Sonrasında çemberde buluşarak değerlendirme yapıp modülümüze dönüyoruz.

* ÇAKAL 《》ZÜRAFA

Çakal, şefkati engelleyen yargıcı iletişim biçimleri için kullanılan sembol.
Zürafa, şefkat ve empatiyi destekleyen iletişim biçimleri için kullanılan sembol.

Potansiyel olarak şefkat ve empati duymak doğamızda var. Tohum en iyi ortama düştüğünde daha iyi gelişir, uygun olmayan bir ortamda gelişmesi zordur. Tüm çakal düşüncelerimiz aslında ihtiyaç ifade etme biçimimizdir. İhtiyaçlarımızı fark ettiğimizde kendimizi daha iyi ifade ederiz.
Olaylar karşısında duygularımızı tespit etmek için hazırlanan etkinlikte dışarıdaki bahar tadında güneşli bir havayla buluşuyoruz. Toplanma alanımızın camlarına
Üzgün / Kızgın / Ürkmüş / Rahat / Mutlu / İncinmiş duyguları asıyoruz.

Vivet’ in okuduğu durumlara göre nasıl hissettiğimizi düşünüyoruz ve ona göre temsil ettiğini düşündüğümüz duyguların olduğu alana geçiyoruz. Bulunduğumuz yerde neden olduğumuzu, karşılanan ve karşılanmayan ihtiyaçlarımız üzerine konuşarak etkinliğimizin değerlendirmesini de yapıyoruz. Figen’in enfes yemeklerini köyümüzün bahçesinde havanın tadını çıkararak yemek üzere ara veriyoruz. Her anımızı dolu dolu geçirmek birbirimizle olan paylaşım ihtiyacımızı ve sevgi ihtiyacımızı karşılamada katkı sağlıyor. Yemek sonrasında çemberde buluşuyoruz. Modüle devam ediyoruz.

Şiddetsiz iletişim gönülden vermemizi kolaylaştıracak bağlar kurmamızı destekler. (Zürafa dili)

Ceza korkusu, utanç, suçluluk duygusundan kurtulmak için değil mecbur olduğunu düşündüğümüz için değil, kendimizin ve diğerlerinin iyiliğine katkıda bulunma ihtiyacı ve niyeti ile vermektir şiddetisiz iletişim. Öfke, kızgınlık, suçluluk, utanç (içe dönük çakallarımız) kendimizi yargılayan düşüncelerimizdir. Beynimizi bunlarla meşgul ederken ihtiyaçlarımızın güzelliği ile bağlantı kurmuyoruz.

Yavaşlamak seçimi değiştiriyor. Öğrenilmiş kalıpları önlemek için yavaşlamak gerek. Doğrunun peşinden giderek onu temsil etmek o güce sığınmayı doğruyor.  Suçluluk duygusunu ihtiyaca dönüştürmek ; çakalı dinlemek, her çakalın arkasında bir ihtiyaç var olduğunu fark etmek.
Bizler öğretmen köyünde yavaşladığımızı hissettik ve hissediyoruz. Doğayla iç içe olmak ve birbirimizle paylaşımda bulunarak kalbimizin büyüdüğünü görmek bizleri mutlu ve geleceğe dair umutlu ediyor. Gün içinde modülü bitirdikten sonra yemeğe kadar olan sürecimizi doğada yürüyüş ile tamamlıyor ve yemek saati hazırlığı için hep birlikte yaşam alanımız olan toplantı salonuna geçiyoruz. Yemek sonrasında mısırlar patlatıp şiddetsiz iletişim üzerine sohbetlerle birlikte her akşam yaptığımız  atölyelerden biriyle eğlenerek ve paylaşımlarda bulunarak günü tamamlıyoruz. Buradaki insanlara,bu ortamda buluşmamızı sağlayanlara, kalplerimizin büyümesini sağlayan paylaşımlara, ihtiyaçlarımızın karşılanmasına ve bambaşka bir dünyaya inanan herkese şükran duyuyoruz ve mayıs ayındaki modülü dört gözle bekliyoruz…
(Funda&Hamide&Oğuzhan&Serap)

——

ökk4

Artık beşinci gün.

Kendimizi fark ederek uyandığımız bir gün daha.

Köy halkı her gün farklı bir duygu ile uyanıyor.

Bir birimize zaman tanımak, alan açmak gibi doğal süreçleri yeniden keşfediyoruz her seferinde. Şiddeti istemediğimizi bile şiddetle ifade ettiğimiz günlerde, Vivet karşımıza içinde şefkat barındıran dinleme yöntemleri ile yeni bir alıştırma başlıyoruz güne. İhtiyaçlarımıza odaklanarak başlıyoruz.

Hikâyesini bilmediğimiz, düşman olduğumuz, uğrunda çok can sıktığımız, incir çekirdeğini dolduran meseleler üzerine konuşuyoruz. Yargılarımızdan, böyle olmalı dediğimiz şeyleri enikonu dinleyip, üzerine düşünüp duygularımızı açığa çıkarıyoruz. Konuştukça bağ kuruyoruz ve bir birimizin hayatlarına tanık oluyoruz. Kendimizi hem dinlerken hem de anlatırken keşfediyoruz. Modern hayatta kopardığımız bütün bağları tekrar kurmaya çalışıyoruz.

Yavaşlayarak başlıyoruz.

Adım adım duygularımızı fark ederek. Karşılanmayan her duygunun arkasındaki ihtiyaca odaklanıyoruz. Bir güce sığınmak yerine kendi gücümüze güveniyoruz. Duygularımızı bastırmak yerine açığa çıkarıyoruz.

Şiddetsiz iletişimin dört öğesi var. Bunlar: gözlem, duygu, ihtiyaçlar ve istek/rica. Gözlem yapmanın, müdahale etmeden dinlemenin, yargılardan arınmış bir söylemde bulunmanın zorlukları ile başlıyor alıştırma. Farkındalıklarımız empati alırken de verirken de artıyor. Duygular ile devam ediyor. O kadar az duyguyla hayatımı sürdürdüğümü duygu listesine bakarak öğreniyorum. Benim çok kızacağım bir olayken, başkası için çok kırıcı olduğunu fark ediyorum. Duygular ile birlikte İhtiyaçların çeşitliliği de bir o kadar şaşırtıcı. Kulağımda hala “Aşk’a ihtiyacım var!” çınlıyor J. En son olarak da rica kısmı, hayatımda ilk defa kendimden bir şey rica etmiş olabilirim. Kafanda büyüttüğün problemin çözümlendiği o keyifli an.

Şiddetsiz iletişime ilişkin yöntem ve teknikleri yaşamımızın içine almak zaman, odak, ve gayret gerektiriyor. Ve sonuçları ise deneyimlemeye değer. Hayata geçirmek için ise zamana, empati bodylere ve bir de bolca pratik yapmaya ihtiyacımız var.

Üzerine espri yapıp, dramalar canlandırdığımız, gün için de sürekli tükettiğimiz kelimeleri de iliştirmeden olmaz;

  • Gönülden vermek
  • Etkin katılım
  • Mevcut olmak
  • Değerlendirmeden gözlemlemek
  • Duyguları fark ve ifade etmek
  • Duygularımızın sorumluluğunu üstlenmek
  • Empatiyi anlamak
  • Empatinin gücü
  • Şefkatle bağlanmak
  • Öfkeyi tam olarak ifade etmek
  • Gücün koruyucu amaçla kullanılması
  • Kendimizi özgürleştirmek ve başkalarını desteklemek
  • Şiddetsiz iletişimde takdiri ifade etmek…