BBOM Ankara; Meraklı Kedi ebeveyni olmak!

Meraklı kediler çok heyecanlıydı, bir “koca” haftayı yeni okullarında geçirdiler. Anne-babalarının emek emek yaptıkları bahçede oynadılar ve yine anne babalarının alın teri damlattıkları masalarda ve sandalyelerde çalıştılar. Çocuğu ve anne-babayı aynı anda kuşatan bu yapı içindeki herkes heyecanını, mutluluk gözyaşlarını biraz da olsun bastırabilmek için kaleme kağıda sarılmış ve bakın neler demişler:

***

“Oğlumuz geçtiğimiz iki sene boyunca bir kreşe gidiyordu. Onu oraya bırakmışlığım, almışlığım olmuştur. Şimdi ise o bir Meraklı Kedi. Bu hafta iki kez okuluna bıraktım, aldım. Bırakırken en çok gözüme çarpan şey yoldayken gözlerindeki hevesi oldu. Halbuki daha kıdemli ebeveynler bu konuda hep göz korkutan hikayeler anlatırlar. “Kaldıramıyorum, evden çıkmıyor, istemiyorum okula gitmeyi diye bağırıyor, ağlıyor, zorla arabaya sokuyoruz, servise bindiriyoruz”. Gerçi bu kıdemli ebeveynlerin “o da bir şey mi sen asıl” diye başlayan ve her seferinde o yaşın zorluklarını anlatan gereksiz hikayeleri hep vardır, olacaktır da… Neyse konumuza dönelim. Ben Ayaz’dan “istemiyorum, baba gitmesek olmaz mı?” laflarını duyuyorum evet, ama okula giderken değil, okuldan eve dönerken. Ve işte tam o anda diyorum ki “Biz ne güzel bir şey yapıyoruz . Sponsormuş, gelir gider tablosuymuş, inşaat eksiklerimizmiş hepsi yoluna girer/girecek, çocuklardan bize bu memnuniyet, bu aidiyet duygusu yayıldıkça..”

***

“Günler öncesinden içindeki resimlere bakıp durduğun  kalın kitaplar alınır, nizami kaplanır… Giyeceğiniz için heyecanlandığınız o güzel önlüğünüz, yakanız hazırdır… Bugün okulun ilk günü denir, bir binaya gidilir, senin “güzel” önlüğünden giymiş yüzlerce çocukla birlikte sıraya girilip, tanımadığın yetişkinlerin coşkulu konuşmaları dinlenir… Sonra anne-babanız sizi öpüp, veda edip, bu hiç tanımadığınız yetişkinler ve çocuklarla, sizi bu yabancı binada bırakıp giderler…Bir zil sesi gelir, kalabalık içeri girer. Bir zil sesi duyulur, kalabalık bahçeye çıkar. Bahçede kalış süresi hep kısacıktır. Anlamak için heveslendiğin kitaplar uzun ders saatlerinde monoton seslerle okunur, özene bezene taktığın yaka ilk fırsatta çıkarılmak istenen bir yük olur. Eve gidilir, ödevler vardır. Öğretmenin, yazının diğerleri kadar düzgün olmadığını söylediği için üzülürsün. Düzeltmek için sayfalarca “G” yazman istenmiştir.  Halbuki ne öyküler dönüyordur kafanda da güzel yazamadığın için durursun, yazmazsın…

Biz bugün kızımızı, ne okulun ilk günü ne de sonrasında bunları yaşamayacağından emin olduğumuz bir okula getirdik. Meraklı kedimizin, okul meclisinde sesini duyurup isteklerini dile getirebildiği, fikrini söyleyebildiği, tercih yapabildiği, haklarına saygı duyulan, meraklarının onu yönlendirmesine izin verilen ve en önemlisi de çocukluğunu yaşayabildiği başka bir okul mümkün!”

***

“Biz bu sabah binlerce anne-baba gibi çocuğumuzu okuluna bıraktık. Herkes gibi ilk gün trafikte sıkıştık. Herkes gibi gözlerimiz doldu, fotoğraflar çektik. Kimselere benzemeyen yanımız, çocuğumuzun okulunu bizim kurmuş olmamızdı. Yabancı duvarlara emanet etmedik onu. Her karışını defalarca sildiğimiz, boyadığımız, onardığımız bir okulun kucağına bıraktık. Öğretmenlerimizle ilk kez karşılaşmadık. Aylardır nasıl planlar yaptıklarını, çalıştıklarını bildiğimiz, işlerini çok seven, gülünce yüzlerinde güller açan öğretmenlerimiz de bizimle sildiler, süpürdüler, çaktılar, onardılar. İnsan beraber emek verince tanıyor birbirini. Bizim çocuklarımız hiç bilmedikleri bir binaya, hiç bilmedikleri akranlarının arasına girmediler bugün. Aylardır bahçesinde oynadıkları, “bizim kütüphanemiz”, ”işte burası da mutfağımız” diye sahiplendikleri bir okula adım attılar. Yolumuz uzun ve zorlu, çünkü birlikte iş yapma bilinciyle yetişmemiş bir nesil olarak birlikte bir okul kurduk ve şimdi sıra okulun işlemesinde. Tek güvencemiz dayanışmamız. Bu yolu yalnız yürümüyoruz, destekçilerimiz, gönüllülerimizle yürüyoruz. Umarım bu dayanışma ruhunu çocuklarımız da yaşatır.”

***

“Sınıflarda üste üste yığılmış eski sıra, sandalye, masalar, yarım yamalak boyanmış pembe duvarlar, demirden dökme kalorifer petekleri. Geçen sene hiç bitmeyecek gibi gelen inşaat süreci geride kaldı.. Pırıl pırıl bir okulumuz var artık.

İki yıllık emeğin sonucunda okulun içinde bir o tarafa bir bu tarafa koşturan cıvıl cıvıl çocukları, ilk gün sevincini yaşayan öğretmenlerimizi görmek verdiğimiz emeklerin yavaş yavaş sonucunu aldığımızı gösterdi bana ve eminim kooperatifimizdeki bütün arkadaşlarımıza. Daha alınacak yolumuz var ama bu sefer farklı olarak kooperatif üyeliği kimliğimizin yanına bir de ebeveyn kimliğimiz eklendi. Heyecan dorukta!”

Derleyenin notu:

Bu yazılar neden Meraklı Kedi İlkokulu’nun açıldığı gün paylaşılmadı da ilk haftanın son günü paylaşıldı?

Bütün anne-babaların yakından tanıdığı bir duygu-durum, ruh hali buna sebep oldu. Hani 9 ay boyunca doğacak bebeğinizi beklersiniz ve nihayet o gün gelir… Bebeğinizi kucağınıza alırsınız ve fark edersiniz ki içinde bulunduğunuz resme inanamama hali gelip kuşatmış sizi. İlk haftalar “bu bizim bir parçamız, bizim çocuğumuz, artık bizimle” diye kendinizi kendinize fısıldarken bulursunuz. İşte ilk hafta bizim için de böyle fısıltılarla geçti.

“Evet artık gerçek! Biz Ankara’da mutlu çocukların okulunu açtık.”