BBOM: Çocuklar Ve Gelecek İçin Bugünden Bir Adım…

Eleştirel Pedagoji  Dergisinin 38. sayısında (Mart 2015) Ahmet Yıldız imzasıyla “Başka Bir Okul Mümkün Mü?”(1) başlıklı bir yazı yayınlandı. Daha önce yine aynı derginin yazarlarından Ünal Özmen, “ Başka Bir Okul Mümkün Değil” (2) başlıklı bir yazı kaleme alarak  Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) Derneğine,  benzer eleştiriler getirmişti. Başlarken  BBOM Derneği adına bu tartışmaların hepimize eğitim üzerine yeni düşünce alanları açması bakımından verimli olacağına inandığımı tüm samimiyetimle ifade etmek isterim. Bu yazı ile ifade etmeye çalıştığım görüşler kişisel çıkarımlarıma ve gözlemlerime dayanmaktadır.

Ülkemiz 80 sonrası ciddi bir şekilde neo-liberal politikaların  etkisinde kaldı. Alt yapısı ve mimarisini uygulayıcılarının ilmek ilmek ördüğü bu zihniyet  gün geçtikçe yaşam alanlarımızda ciddi tahribatlara sebep oldu. Özelleştirme  politikalarıyla tahribat gittikçe daha da arttı. Son on beş yıldır sağlık alanında yakıcı ve yıkıcı dönüşümleri büyük ölçüde tamamlayan neo-liberal zihniyet, eğitim alanında ise gerici yanını en az piyasacı yanı kadar öne çıkararak toplumun tamamını zapturapt altına alma yolunda devam hız kesmiyor.

Türkiye’de eğitimin çok ciddi yapısal sorunları var. Altyapı ve fiziki yetersizlik meselesi henüz çözülebilmiş  değil. Bu konuların hepsi başlı başına bir yazı konusu.  Bütün bu sorunlar öylece dururken  ülke olarak Ahmet Yıldız’ın yazısında söylediği gibi bıkmadan usanmadan “şişe” değiştiriyoruz; ancak zihniyet aynı. Temel sorunumuz köklü bir eğitim reformu üzerine konuşmaya bugünden başlayamamak. Eğitimi iktidarların siyasal ihtiyaçlarına göre tasarlama hastalığından bir türlü kurtaramıyoruz. Yakın zamanda  tartıştığımız konular ülke olarak hala nerede olduğumuzun göstergesi. Futbolcuların sahaya dizilişini anımsatan 4+4+4 mü, 5+3+3 mü, 8+3 mü olsun ve benzeri şekilde yürütülen kısır tartışmalar bizleri işin özünden uzaklaştırıyor. BBOM Derneği tam da burada zülfiyâra dokunmak istiyor. BBOM Derneği varlığıyla eğitim süreçlerinin bütün unsurlarını işin aslını tartışmaya zorluyor. Doğrudur;  BBOM Derneği mevcut eğitim sisteminden rahatsız, bu sistemin değişip dönüşebileceğini, farklılıkların yaratılabileceğini iddia eden gönüllüler  tarafından kurulmuştur. Kuruluş amaçlarından birisi  de eğitim alanına dair yalnızca bir tartışma yürütmek değil;  aynı zamanda tartışmalar sonucunda ortaya çıkan yaklaşımlarının uygulanabilirliğini kanıtlamaktır.

Peki bugün eğitim alanını bu derece kuşatan neo-liberalizmin müdahaleci özelliğinin tezahürü nedir? Bu politikalar  aracılığıyla çocuklarımızın yaşamı nasıl şekillendirilmektedir?

Cevabı hemen söyleyelim  Latincesi “homo homini lupus”, Türkçesi “insan, insanın kurdudur” . Bu anlayış çocuklarımızın dünyasında egemen kılınmaya çalışıyor.  Bizim coğrafyamızda hızlıca karşılık bulan bir anlayış bu. Neo-liberalizm bizi bizim kültürümüzün içerisinde yok ediyor. Okulları bir süre gözlemleseniz her koyunun kendi bacağından asıldığını, gemisini kurtaranın kaptan olduğunu, altta kalanın canının çıktığını kolaylıkla görürüsünüz.

Eğitimin içeriğine kadar ideolojik bir hegemonya kurmayı başaran bu neo-liberal saldırıya karşı BBOM okulları neyi hedefliyor? “Bir elin beş parmağı bir olur mu hiç?” diyerek bireysel farklılıklara dikkat çekmek yerine toplumsal eşitsizliği kanıksatan bir eğitim yaşantımız var. BBOM bu eğitim kurgusuna karşı unutulmaya yüz tutmuş ilkeleri yeniden, tam da yaşamın içinde, çocuklarla  birlikte var etmeye çalışıyor. Örneğin okulla ilgili bütün karar mekanizmalarında tüm çocukların ve çalışanların üyesi olduğu okul meclisleri aracılığıyla doğrudan demokrasiyi uyguluyor. Dayanışmayı, paylaşımı, farkındalığı, ayrımcılık karşıtlığını, eleştirel düşünceyi, toplumsal adaleti, ekolojik duruşu ilke ediniyor.

Yukarıda neo-liberalizmden bahsettik. Cehenneme giden yolun hiç de iyi niyetli taşlardan örülmediğini anlamış olmamız lazım. Bu yanlarıyla Ünal Özmen ve Ahmet Yıldız’la neo-liberalizme bakış açısında çok  farklı yerlerde durduğumuzu düşünmüyorum.  Mesele bu iyi niyetli olmayan taşlarla döşenmiş yolun sonunu birlikte değiştirmekte.

Bir diğer konu ise iki yazının da ortak noktası ve kaygısı olan BBOM Derneğinin öncülüğünde kurulan okulların bir özel okul markasına dönüşmesi. Öncelikle bu kaygıyı yersiz ve fazla zorlama bulduğumu söylemek zorundayım. Açıkçası biraz da BBOM Modelinin dört ayağından biri olan özgün finansman modelinin iyi incelenmemiş olabileceğini düşünüyorum.  Tekrar etmek, kısaca değinmek faydalı olabilir. BBOM Derneği, yerellerde gönüllü inisiyatif oluşması durumunda, her yerele özgü bağımsız kooperatifler kurulmasına  yardımcı oluyor. Kooperatif yapısında, örneğini ilk kurulan okul olan Mutlu Keçi sürecinde gördüğümüz gibi, az ya da çok ne kadar maddi katkı koyduğuna bakılmadan herkesin eşit söz hakkı var. Kurulan okulların kar amacı gütmediğinin yeniden altını çizelim. Olası artı değer eğitim süreçlerine, çalışanların haklarının iyileştirilmesine ya da burslu çocuk sayısının arttırılmasına harcanmak zorunda. Mümkün olduğunca çok burslu öğrenci kaydı yapılmaya çalışılıyor ve burslar sadece ve sadece ihtiyaç temelli belirleniyor.

Şunu da belirtelim; BBOM Derneği ilkesel olarak yayılmacı bir politika izlemiyor. Her yerde okul açılsın diye bir kaygımız yok;  fakat Türkiye büyük bir coğrafya ve gerçekten çok kültürlü, çok dilli, çok fazla  etnik kökenin bir arada yaşadığı bir yer. Ülkemizin doğusundan-batısına, kuzeyinden-güneyine modelimizin deneyimlenmesi alternatif eğitim  tarihine önemli katkılar sunacağına inanıyoruz.Ama  siz hala “Bütün bunlar sizin ‘özel’ okul olmanızı değiştirmez!” derseniz, onu da iyi niyetli bir eleştiri olarak kabul ederek bir soru sormak isterim: Türkiye şartlarında örgün eğitim yapabileceğimiz, alternatif eğitim metotlarını verimli bir şekilde uygulayabileceğimiz, sonucunda da mezun verebileceğimiz ‘özel okul’ statüsü dışında başka bir formül var mıdır? Biz henüz bulamadık, önerilere  açığız.

Ahmet Yıldız’ın BBOM Derneği öncülüğünde kurulan okulların alt sınıf ile orta-üst arasındaki ayrımı güçlendirdiği tespitiyle başlayan  eleştirilerine de kısaca değinmek isterim.

BBOM Derneği yıllardır ülkemizde ve dünyada yürütülen zorunlu eğitim uygulamalarının otoriter, baskıcı, tek  tipçi, rekabetçi, itaatkar, dayatmacı, yok sayan, bireysel farklılıkları görmezden gelen, çocuğa değer vermeyen yanına  karşı;  alternatif , demokratik, ekolojik, kar amacı olmayan okullarında yaratabileceğini göstermek istemektedir. BBOM Modeli bu sisteme karşı boyun eğmeme, yeniyi ve farklıyı çocuğun olduğu her yere taşıma çağrısıdır. Ana – akım eğitime karşı alternatif eğitim modellerinin de uygulanabilineceğini gösterme çabasıdır. BBOM  Modeli’nin amacı kamu kurumları ve diğer kurumlarda çalışan eğitimcilere, geleneksel yöntemler dışında da başka bir yolun mümkün kılınabileceğine dair esin kaynağı olmaktır. Bunun için BBOM Derneği bütün çalışmalarını açık olarak tüm eğitimcilerle ve ilgilenenlerle paylaşır. Eğitimcilerin gelişimi  için  kendi imkânlarıyla; paneller, sempozyumlar, çalıştaylar düzenler. En son düzenlediğimiz “Başka Öğretmenler Mümkün” eğitime destek projemiz bunun bir örneğidir ve bu projeye çoğu kamu kuruluşlarında çalışan 900 öğretmenin başvurmuş olması manidardır.

Ahmet Yıldız’ın “Başka bir okul mümkün mü?” adlı yazısında değindiği eğitimli orta sınıfların okul temelli mücadelede kritik rolü olduğu tespitine katılıyorum. Nitekim dünya eğitim hakkı mücadelesi tarihinde bunun çeşitli örneklerini görmek mümkün. Ama BBOM Derneği ve bileşenlerinin alt sınıflarla bağı koparmanın aracı olması eleştirisine katılamayacağım. BBOM kendi eğitim yaklaşımını ana-akım eğitimin karşısında tanımladığı için doğası gereği  muhaliftir. Örneğin paranın bu kadar kutsandığı günümüzde BBOM Derneği üyelerinin tamamı gönüllü emekle çalışmaktadır. Önemli bir bölümü çalışma ve yaşam alanlarında muhalif bir duruş sergilemektedir.Yani Ahmet Yıldız’ın yazısında belirttiği “aksi durum”  tezi  işlevsiz kalmaktadır. Sizlerinde bazı eleştirilerinizde vurguladığınız  gibi -her gönüllü girişim gibi- BBOM da büyüme sürecinde  hedeflerinden sapma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Dikkatli olmamız,iki kere düşünmemiz gereken zamanlar elbette olacaktır. BBOM’un mücadelesinde değişmeyecek tek ilke,  bu ülkedeki tüm çocukların özgür, demokratik, bilimsel ,nitelikli ve anadilinde eğitim almasını sağlayana dek uğraş vermek olacaktır. En azından sizler ve bizler bir sabah kalktığımızda neo-liberalizmin  çocuklar ve toplum üzerinde  yarattığı tahribatın kendiliğinden yok olmayacağının farkındayız. BBOM bugünden ulaşabildiği kadar çocuğa ulaşıp, kendi geleceklerini, yine kendi irade ve istekleri çerçevesinde kurabilmeleri için onları güçlendirmeye çalışmaktan başka bir şey  yapmıyor.  Ayrıca alternatifini bugünden kurmaya çalışmadığımız hiçbir şeyi yarın mümkün kılamayız. Şiarımız budur. Bu süreçlerde de demokratik eğitim mücadelesi veren herkesle deneyim paylaşımı, fikir alışverişi yapmaya sonuna kadar açığız. Söylediklerimi özetleyecek gerçek bir hikayeden bahsetmek gerekirse Maria Montessori’nin yaşadığı yıllara kadar gidebiliriz. Montessori  Mussolini’nin İtalya’sında gördüğü baskılar sonucunda bir şeyler yapmaktan vazgeçseydi, bugün alternatif eğitim dendiğinde Montessori metodunun esamesi bile okunmazdı.

Bugün için yapılması gereken en son şey, bu düzenin bir yerinden delik açma gayretlerinin yukarıdan ve kestirmeci bir üslupla mahkûm edilmesidir. O vakit hadi gelin bu tartışmayı bir milat olarak alıp demokratik eğitim üzerine düşünen, araştıran; akademisyenler, dernekler, sendikalar,sivil toplum örgütleri kim varsa hepsine öncülük edip yan yana gelelim. Türkiye’nin her yanında bütün çocuklar için  demokratik okul hareketini bugünden tezi yok kurmak için adımlarımızı sıklaştıralım.

Çünkü tarihin karanlık sokaklarından öğrendiğimiz bir şey var:  “Ya hep beraber, ya hiçbirimiz…”

Dip Not: Bahsi geçen yazılar:
(1) http://www.baskabirokulmumkun.net/baska-bir-okul-mumkun-mu-ahmet-yildiz/
(2) http://www.sendika.org/2014/04/baska-bir-okul-mumkun-degil-unal-ozmen-birgun/
Osman Çağrı ŞAHİN

BBOM Derneği-Eğitim Koordinatörü.

osman@baskabirokulmumkun.net