BBOMÖK’16 Öğretmen Destek Programı Güncesi/Şiddetsiz İletişim Modülü

  12-13 Mart 2016 :

“Şiddetsiz İletişim, kendimizi ifade etme ve başkalarını dinleme biçimimizi yeni bir çerçeveye oturtmamız, ilişkilerimizde derinlerdeki ihtiyaçlarımızı duyabilmemiz için bize rehberlik eder. Sözlerimiz, alışkanlık haline gelmiş ve otomatik tepkiler olmaktan çıkıp ne istediğimizin farkında olma temeline dayalı bilinçli cevaplara dönüşür.” (Bir Yaşam Dili-Şiddetsiz İletişim, Marshall B. Rosenberg)

Türkiye’de ve dünyanın bir çok ülkesinde şiddetsiz iletişim üzerine seminerler veren Sevgili Vivet Alevi’ye bırakıyoruz bu güncede sözü. BBOMÖK16 Mart Oturumunda iki gün boyunca katılımcılarla paylaştıklarını anlatmaya sözcükler bulmak çok zor. En çok da yaşadığımız toplum içinde farkına vararak yaşamak.

Empathy-e1430725248950

İçinize doğru dönüp şiddetsiz iletişim denilince aklınıza gelen nedir? Ne uyanıyor benim içimde? Zihnimizi hazırlayalım ve çember döndürüp bunu hem konuşalım, hem de içinizde buraya dair ne var öğrenelim.
Çember olmanın önemi mevcut hiyerarşiyiyi azaltmak, öğretmen ve öğrenci arasındaki, eşdeğerliliği sağlamak, göz seviyesine yaklaşmaktır. Çocuk katılımını sağlar, özgüveni arttırır. Söz hakkı için bir nesnenin dönmesi; niyeti her kimdeyse söz ondadır. Şiddetsiz iletişimdeki en önemli şey: Dinlemek. Herkes birbirini dinlerken karşısındakine cevap düşünüyor. Dinleme alışkanlığını geliştirmek için sözün kime gittiği, yani sözü ben vermeyeceğim, söz gidecek. Bunlar şiddetsiz iletişimin etrafındaki parçalar. Birbirimize sen diye hitap etmek aradaki eş değerliliği artırır. Ne kadar eş değer olursak iletişim o kadar akar.

Öncelikle konuşma nesnesi olan “kalp” sıra ile dolaşsın. Sırası gelen ya da ihtiyaç hissederek konuşmak isteyen “Şiddetsiz iletişimden neler beklediğini, neler çağrıştırdığını ve aktif öğretmenlik yapıp yapmadığını” söylesin.

Çemberde söz alan katılımcılar:
– Gücün dilde başladığını düşünüyorum. Ve bundan arınmak gibi bir derdim var. Bu arınmış dille çocuklara nasıl ulaşırım? Bunu merak ediyorum.
– Dinlerken ister istemez yargıladığımı fark ediyorum ve bu benim için rahatsız edici bir durum. Bunu aşmak istiyorum. Umarım bu önyargılardan sıyrılırım.
– İletişimin başladığı hal diye düşünüyorum. Şiddetsiz iletişimi uygulamadığımız anlarda iletişimin başlamadığını düşünüyorum.
– Günlük konuşma dilindeki küfürler ve cinsiyetçi kelimeler geliyor aklıma. Şiddetsiz iletişim deyince bunlar aklıma geliyor.
– Karşılıklı olarak birbirini bastırmadan, karşılıklı dinlenen iletişim şekli olarak ifade edebilirim.
– Kendi içimdeki şiddeti kaldırmak. Özellikle karşımdaki insan beni dinlemediği zamanlarda içimdeki şiddet yükseliyor.

IMG-20160313-WA0040

Şu an içime baktım. Önce ne söylemek istiyorum onu ayarlamaya çalıştım. Şiddetsizlik burada başlıyor. Ben soruyu kendime sorunca; barış içinde işbirliği için bağlantı. Bağlantı olmayınca kopukluk oluyor, kopukluk olunca da kutuplar oluyor. Güç kelimesi geçti, onu birlikte kullanmayı anlıyorum. Kendini bilmek bunu fark etmez, gücü kullanabilmek. Farkındalıkla ilgili bir şey. Farkındalığım artınca otomatik reaksiyon vermekle susup kendimle iletişime geçmek arasındaki çizgiyi anlıyorum. Bu farkındalık olduğu için bir yolculuk. Ben hala bu yoldayım. Kendini anlama hali. Bir de kendinizi anlayabildiğiniz kadar başkasını anlıyorsunuz.

Bir kaç varsayımdan bahsedebilirim. Hem kendim uyguluyorum, hem de anlatıyorum.

Şiddetsiz iletişimi yaşadıkça paylaşabiliyorsunuz. Her şeyin metodu var diyorlar. Şiddetsiz iletişimin metodu çok basit. Dört adım. Öğrenilir ve öğretilir. Zihninizle öğreniyorsunuz. Karşınızda bir insan ağzını açmadığı zaman siz pazar günü diyorsanız ve bırakıyorsanız o zaman olmaz. Size sihirli bir değnek sunmayacağım. Siz bunu uyguladıkça, alıştırma yaptıkça ve geriye dönmedikçe bunu hem yaşayıp hem aktaracaksınız. Ama kendinize alıştırma alanları yaratmazsanız, bir grup bulmazsanız yerinizde kalırsanız o zaman onbeş, yirmi gün sizi idare eder sonra da yutar. Çünkü dışarıdaki hayat şiddetli, yarılar dünyası…

Bunu iki günde anlamak mümkün ama alıştırma ortamı şart.

İnsanın doğası empatik. Ben bunu paylaştığım zamanlarda manevi ruh hali gibi anlaşılıyordu ama şimdi biliyoruz ki insanın yapısında bu empatik olabilme verileri mevcut. Eğer hormonal bir rahatsızlık vesaire yoksa potansiyel olarak empati insanın doğasında var.

İnsanların başına ne geliyorda empati duvarından kopuyor. Hadi çemberi tekrar “empati” üzerine kuralım. Nedir empati?
Katılımcılardan gelen cevaplar:
– Ana fikir olarak karşımdaki insanın dünyasını anlamak.
Empati kurabilirseniz hayatınızda nasıl bir fark yaratabilir?
– Karşıdakini anlarsak toplumun tüm bireylerini etkiler ve toplumla uyumun zeminini yaratır.
– Rahatlatıcı bir etkisi olur. Kendi doğrularımızı savunmaya çalışmak yerine karşımızdakileri dinleme fırsatı yaratır.
– Ani karar verme durumlarında beni engellediği için iyi ki var diyorum. Ama üst kat komşum, hamile olan ve bahçeme gelen kedi konusunda bana epey şiddetli iletişim kullandı. Kedici teyze 🙂

Empatiyi akıttığınız zaman hemen bir sonraki aşamaya geçiyor. Benim sana verdiğim empatiden sonra sen kendine empatik bakıyorsun. İçine bakıyorsun ve kendini anlamaya çalışıyorsun.

İnsanların arasındaki iletişimi akışa geçirdiğini, bazı durumlarda ne kadar zor olduğunu duyuyorum. Çocuklarda daha kolay, onların gelişimine daha çok katkı sağladığınız için daha kolay uyguluyorsunuz.

Empatik olmak için hangi kaynakları harekete geçireceğiz? Merkezimizde duralım sallanmayalım. Burada birebir iletişime geçildiği için empati kurulabiliyor ve ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz.

IMG_9052

 

Şiddetiz iletişimde yanlış yok. “Doğru ve yanlış” şiddet ifadesi. Oradan haklı haksıza gidiyoruz. Bu yok. Sürdürdüğünüz tartışmalarda gizli veya açık, içinizdeki his: “Ben haklıyım. Ona da haddini bildireceğim.” Daha da içinizde ki; “Adil değil. Hiç adil değil!” duygusudur.

Kendim yanlış yaptığımı hissedersem kendimden utanırım: Suçluluk duygusu.
Eyvah hissi, utanma güvensizlik… Bütün bunlar bizi kurban durumuna düşürür.
Şiddetin başladığı yer: Düşünceleriniz.
Kendi doğrularım: Haklı/Haksız     Doğru/Yanlış    Normal/Anormal
Yargılar dünyası içinde bunlar “normal” yargılar!

Şimdi bu andan itibaren eğer şiddetle halleşmek istiyorsanız içinizdeki suçluluk duygusu: “Eyvah bende mi!” dediğimiz yerde kendimize şefkat duymuyoruz. Şefkatli iletişim kurabilmek. Önce kendimize. Kendimize çok şiddetliyiz. Bize çok şiddetli davranıldı. Geçtiğimiz eğitim tornasını düşünün. Yaramaz, utanç dünyasındaydık hep. Ve biz bunları “normal” dediğimiz başlık altında topluyoruz. Ebeveynlerle konuşuyoruz “E canım yaramaz” diyorlar. Öyle içselleştiriliyor. Bu da bizim kısa hayatımız, Cumhuriyet tarihi değil. İnsanlık hayatı boyunca şiddetin normal bir şey olduğu içselleştirildi. Savaşlar, ölümler, kalıplar…. Bunlar doğamız olan, empatik olan doğamızı değiştirdi. Biyolojik olarak aynalı nöronlarımız sayesinde daha sonra yavaş yavaş değişiyoruz.

İnsanoğlu çok erken yaşta başkalarının doğrularıyla şefkatlarını yitiriyor. Bebekken anne ve babanın doğrularıyla büyüyor. Eğer etraflarında yanlış ve doğrularla müdahale etmeyen yetişkinler olmazsa o zaman bu çocuklar devirip kaldıracaklar. Doğru ve yanlış olmazsa şefkatini yitirmeyecekler.

Zihinlerimizde kalıplarımız var. Biz çocuk için neyin doğru yanlış olduğunu biliyoruz. O kadar müdehaleciyiz. Bir şeye elini uzatınca izin verilmemesi örneğin. Halbuki o çocuk onu ağzına sokacak. Halbuki “temizlik” diye bişey var asla izin vermiyoruz. Ama kendi yargılarımız var. Ve ona bu dünyayı keşfetmesine izin vermiyoruz. Şuursuzluk böyle bir şey. Farkındalık ile şuursuzluk arasında bir nokta.

Şiddetsiz iletişebilmek için farkındalığa ihtiyacımız var. Yetişkin insanlar çocuklar için neyin doğru ve yanlış olduğundan eminler. Şiddet nesilden nesile aktarılıyor. Biz bunu günlük hayattan alıyoruz. Sürekli ona şiddet uygulanarak öğrendikleri için onlarda şiddet uyguluyorlar. “Çocuksun bilmezsin, gençsin anlamazsın!”

Halbuki bu yargıları görüp ona empatik dille dönebilsek. Çünkü her yargının arkasında bir ihtiyaç var. Büyük bir ihtimalle ‘anahtarları yıka da öyle koy’ diyen insan, senin çocuğunun temizlik ihtiyacına katkı sağlamak istiyor. Böyle düşününce içinizde bir değişiklik hissediyor musunuz? Yargılardan uzak durarak onun dünyasına bir ziyaret ederek neler düşünüyora bakmak? Belki de sana yardım etmek istiyor. Arkasında, kendi içine baktığında bunu söyleten motivasyon var. Burada ikinci varsayım çıkıyor: Bütün insanlar yaptıkları eylemleri bir ihtiyaç karşılamak için yapıyor. İhtiyaçlar tüm dünyada ortak. Nerede bu eğitimi yaparsan yap her yerdeki insanın içinde güvene ihtiyaç oluyor. Saygıya ihtiyaç oluyor.

İnsan, yargılar dünyasından ihtiyaçlar dünyasına geçerse ve aslında bunu derken de karşısındaki ile ihtiyaçları arasında bağlantı kurarsa (yani ben onun dünyasıyla bağlantı kurdum da benim dünyamda da ihtiyaçlarım var, karşımdaki davranışa takılmıyorum o davranışı yaparken benim neye ihtiyacım var diyebiliyorsa) şiddetsiz iletişime geçmiş oluyor. Şiddetsiz iletişim bu aslında: “Bağlantı kurmak.” Siz kalpten bağlantı kurunca bunlar çözülecek.

Düşünceler dünyasında olduğumuz zaman fikirler de hazır. Öyle ki düşünce dünyasıyla ilişkiye girdiğimiz zaman güçlü güçsüz haklı haksız aklımıza gelir. Halbuki bu ihtiyaçlarla bağlantı kurduğumuz zaman ana geliyorsunuz ve bağlantı kurduğunuz zaman sorun çözülmemiş oluyor ama bağlantı kurulduğu için sakinleşiyorsunuz. Niye bu kadar kabardığımı anladım diyorsunuz. Bedeninizde  salgılar değişiyor. Kendinizle bağlantı kurduğunuz an yaratıcılık dediğimiz an tam da o an gerçekleşiyor. Bağlantı kurmazsanız yeni çözümlere izin vermezseniz istediğiniz kadar maskaralık yapın olmaz. Eğer kendi doğrunuzu kabul ettirmek için yapıyorsanız asla işlemez.

IMG_4847

İnsanlar ihtiyaçlar bazında iletişim kurarlarsa iletişim mümkün. Bunu sağlamak için seçtiğimiz “stratejiler” diğer insanların doğrularıyla aynı değildir. Kültürel olarak bile farklı coğrafyadaki insanlara işini sorunca o doğru ve yapıyor. Kendi doğruları var. Sen buna diretirsen “onlar ve biz” çıkar. Yaptığımız şey kendi doğrularından uzaklaşarak kendi değerlerini oluşturmak. Kendi değerlerim var değişmesin ama bunu kimseye de empoze etmem. Kendi doğrularımdan çıkarsam ve başkasının değerlerini de merak edersem iletişim için bağlantı kurarım.
Empati ile anlamak: Evrensel ihtiyaçlar aracılığı ile duygusal bağlantı kurmaktır.

Empati nedir?

Kibar olmak değildir –> Dürüst olmak (hakiki-samimi)
Aynı fikirde olmak değildir –> Anlamak
Sempati Duymak değildir –> Farkındalık (yargılamadan fark etmek)

Biz empati ile sempatiyi karıştırıyoruz. Ayyyy kıyamam diyoruz. Bunu dediğimiz anda kendimi geride bırakıyorum. Benim değerlerim önemli. Onlar benim değerlerim ve değerlerime sahip çıkmam karşımdakini anlamadığım anlamına gelmez. Esnediğimizi hissederiz bazen. Duyduklarımızın bizi değiştirmesine izin vermek bizi güçlendirir. Halbuki bizde doğrularımızdan vazgeçersek kayboluruz hissi hep aşılanmış. Bazı insanlar diyor ki, empati kurmak istemiyorum çok fazla kurunca kendimi kaybolmuş hissediyorum. Bu durum yorar. Empatik değil sempatik dinliyoruz çoğu zaman. Bu da bizi yorar.

Merhamet kelimesini kullanacağım şefkat yetmiyor bana. Birisiyle birlikte olmak yani. Birisi olmak değil. Birisiyle birlikte olmak. Benimde dertlerim açılıyor bende de var vesaire. O zaman empati yapmamış oluyoruz. Sempati yaparsak tükeniriz. Kendi duygularımız devreye giriyor. Bu da bizi tüketir ve depresif moda geçirir. Empatide boşuz. Boş olacağız ve biz olacağız. Ben benden boşum.

İnsanların potansiyeline güvenmiyoruz. Sezgisel olarak düşündüğümüz içimize bakınca bulabileceğimiz şeylerden uzaklaşıyoruz.

Hepimizin bir temposu ve hızı var ama sen ona çocuk olduğunu söylemişsin. Sınıfınızdasınız ve çocuklara hiç müdahale etmiyorsunuz. Hayal edin. Sizce nasıl bişey?
Katılımcı: Ders biter ve kazanımı veremem. Ne yaptınız rolleri belirlediniz mi? Diye sorarım veya bulamadılarsa şu var bunu yapın vs derim.
Zaman süresi belli olduğu için müdahale etmediğinde mevcut zamanı anlamlı değerlendirmek istiyorsun.
Katılımcı: Benim anlayışım daha uzun zamanlarda birlikte olmak ama mevcut durumda 40 dakika ve müdahale etmek istiyorum.
Başka bir katılımcı: Bana huzur getiriyor. Onlara bugün “özgürlük günü” dediğimde ne yapacaklarını bildikleri için herkes işiyle meşgul oluyor. Ben o dinginliği görebiliyorum.
Başka bir katılımcı: Hemen hatırlayalım, hemen yapalım. Onun rahatsız olduğunu düşünüyorum ve ipucu verirsem kolaylaştırdığımı düşünüyorum.
Benim rahatsız olduğumu düşündün ve bunu zannettiğin için eyleme geçiyorsun. Ben karşı taraf olarak sana diyorum ki ben rahatsız olmuyorum ve bu benim dünyam. “Ben rahatsız olmuyorum” Bunu duymak sana nasıl geliyor?
Katılımcı: Kendi kendimi rahatsız ediyormuşum…

Duygularının sorumluluğunu alıyorum karşımdakinin. Bunu hisseden kim? Düşünen kim? Hangisi… Gerçek olan duygu. Duygu karmaşasından çıkamıyorum. Ne kadar az duygu o kadar hayat kolay. Duygular neden bana sorun çıkartıyor. Hay Allah onu mu üzdüm? Bunu mu kırdım? Duygularımız bunun için konmamış bize. Duygularımız bizi ayıltmak istiyor. Bu his sana geldi. Bir ihtiyaç sana bu hisle geliyor. Sana duygu, yargı yüklemek için değil. İhtiyaçlarımızı fark edebiliyor muyuz? Nasıl fark edeceğiz? Şiddetsiz iletişimin şöyle bir katkısı var. Duygular tek başına kaos yaratır. Duyguları ihtiyaca bağlamazsanız rahatsız eder, kurtulmak istersiniz. Amacımız; duygularımızı kontrol etmek, bastırmak değil onları fark etmek. Biz bastırmayı çok iyi öğrendiğimiz için olmayacak yerlerde duygu patlaması yaşıyoruz. Arkadan ittiren duygular beni rahatsız ediyor ve patlıyor. Patlayanlar bilincimde olmayan ve fark etmeden patlayan duygularımızdır. Çalışmanın ana hattı duyguları fark etmek, gelen ihtiyacı fark etmek. Metod bu.

Kendimizi ifade etmeyi bilmediğimiz için müdahil karışıyoruz onlara. “Baba ilacını yine mi almadın?” yerine “İlacını almadığını gördüğüm zaman bu beni üzüyor.” dersek daha ihtiyaca yönelik olmaz mı?
Birbirimizin alanına giriyoruz. “Ben senin annenim! yaparım.” Bunun sonucunda ya saldırıya yada savunmaya geçiyoruz.
Sürekli panik halinde olan yetişkinler bizi yetiştiriyor. “Ay aman dur!” Biz de panikleyen yetişkinler olarak yetişiyoruz.
Çocuğunuz televizyonunuzun kablolarına dokunacak mı, elektrik mi çarpacak diye korkuyorsunuz o zaman korumalı priz takın ama onu engelleyerek biz panik kültürü oluşturuyoruz. Kuşlar günlerce kuluçkaya yatar ağzından yedirir. Biz modernleştikçe yuvalar artıyor annelik yapmıyoruz. Yapmadığımız için yukarı çıkan suçluluk duygusu daha yukarı çıkıyor. Kuşlar uçma haline gelene kadar ağızdan besleniyor ama bir süre sonra uçuyor ve gidiyor. Hatta uçamayanın kıçına tekme atıyor. Biz ne yapıyoruz. Uçma yavrum adalelerin gelişmesin, gitme yavrum… Biz özgüvensiz bireyler yetiştiriyoruz. Ödül ve ceza veriyoruz. Ödül düşkünü gençler yetiştiriyoruz.

IMG_9048

Eğitimde ana anlayışımız ödül ceza anlayışı. Havuç seven, isteyen çocuklar. Karnın acıktığı için yeme anneni mutlu etmek için ye. En doğal sorumluluğun yükünü çocuktan alıp dışarıya veriyoruz. Kendi kullandığınız cümleleri yazın. Bu bizi yönlendiriyor aslında.
İçsel motivasyon olarak, biz biliyoruz doğruları ve bunu çocuklara öğreteceğiz diyoruz. Kendi kaynağından uzaklaştırıyoruz çocuğu. Kendi kaynağında olacak ki yanlışı o deneyecek.

Şiddetsiz iletişimin varsayımlarından bahsettim ya ne yaparlarsa bir ihtiyacı karşılamak için yapıyorlar. İhtiyaçlar ortaktır. Bir diğer varsayımsa insanlar seçebilirlerse, gönülden verebilirlerse hayata katkıda bulunabilirler.

Ne oluyor  bize de, şefkatli doğamızdan kaçıyoruz ve hayata katkıda bulunmaktan vazgeçiyoruz? Ne oluyor da bundan vazgeçiyoruz? Empatimizi bize ne kaybettiriyor?

Şefkatli doğamızdan ne koparıyor bizi?

Katılımcılardan gelen cevaplar: Yarış, rekabet, alışkanlık, doğru/yanlış, ceza/ödül, tercih (ya o, ya o) yetersizim düşüncesi, kültürel koşullanmalar, çatışma, dahil olamamamız, ötekileştirme, bencillik, -meli -malı ifadeler

Şiddetsiz iletişimde dört adım:

  1. Adım: GÖZLEM. Gözlemlenen bir davranış. Uyarılıyoruz. Bizim kafamız hemen buna doğru/yanlış diyor, iyi/kötü diyor, normal/anormal diyor. Hemen bir yargı geliyor. Süper hızlı düşünceler geçiyor aklımızdan. “Haddini bildirmek lazım.” “Beni dışladılar.” “Ya teslim olacaksın ya kafalarına sıkacaksın.” “Eyvah çok yetersizim!” gibi düşünceler…
  2. Adım: DUYGULAR. Gözlem içinde bu gördüğümüz düşünceler bizim içimizde duygular uyandırıyor. Bu duygular bir ihtiyaç olarak kendini bildirdiği için farkındalık yaratıyor. İhtiyacın karşılanıyor veya karşılanmıyor. Bu gördüğümüz şey karşılanıp karşılanmamasına karşılık coşku olabilir, sevinç olabilir bir duygu getirir.
  3. Adım: İHTİYAÇLAR. İhtiyaçlarınızı fark ederseniz duygularınızın sorumluluğunu alabilirsiniz. “Çocuk koştuğu için değil düşeceği için, güvenliği için” endişe duyuyorum dediğiniz zaman, bu ihtiyacı karşılamak için harekete geçiyorum ve farklı eylemler ortaya çıkıyor.
  4. Adım: RİCA/İSTEK. Bu ihtiyacımı karşılamak için “Ne yapmalıyım?” sorusunu cevaplayınca eylem ortaya çıkıyor. Özellikle sosyal işlerde çalışan isanların sık sık bu adımı kullanmaları gerekir. “Dinlenmeye ihtiyacım var!” “Rica edeyim Zeynep’ten. Beş dakika erken çıkayım.” Kendinize gösterdiğiniz özen kadar başkasına özen gösteririsiniz. Gerisi kibarlık. Kendi ihtiyaçlarınızı görmeden dinlerseniz, tepki verirseniz engeller dünyasına girersiniz.

Kültürel koşullanmalarımızda anda durmak, çözüm odaklı olmak var. Halbuki anda durmuyoruz. Daha ihtiyacı bulamadık. Dur! Durmazsanız hafızada ezberlenmiş şeyleri kullanırsınız, önerirsiniz. Bu tavsiyeye girer. Tavsiyeden hoşlanan var mıdır? Tavsiye dinledikten sonra teşekkür eden olur mu? Akıl fikir istemiyoruz. Bunlar empatinin karşısındaki şeyler.

IMG-20160313-WA0056

Metod bu. Kendimizle iletişim kuracağız/empati kuracağız, karşımızdaki ile empati kuracağız. Duygularımızı ifade edeceğiz ve ihtiyaçlarımızı belirleyeceğiz. Bu iletişimi başlatır.

Halbuki yargılar dünyamız çok kuvvetli. Gözlem yapıyoruz ve hemen değerlendiriyoruz. Yargıladığım an aramıza duvar örüyorum. Asla o kadın bir daha bu duvarı geçemez. Görüyoruz “bencil” diyoruz. Kim güçlü? Bunun bana bedeli ne olur? Ona göre tepki veriyoruz. Ben haklıyım o haksızsa ona kızıyoruz. Eğer bunu düşünüyorsak bu acayip adrenalin pompalar. Hop diye çıkarız içimizde. Ya soğuk öfke, eğer çok eğitimliysek. Ya da saç baş 🙂 Sonuç olarak tepki veriyoruz. Biz tepki verince karşı tarafta tepkisini veriyor. Eğer topluma uygulamak istiyorsak mekanizmalar önemli. Karşı tepki ve bu döngünün sonunda da “Gördün mü ben söyledim son sözü, haklıyım.” Cümlesi kendiliğinden geliveriyor. Benim yargı sistemim biraz daha derinleşiyor. Yaşlandıkça o minik yollar otobanlara dönüyor. Yıllarca tekrarlaya tekrarlaya bunu içimize yedirdik, içselleştirdik.

IMG_9057

Önemli olan senin kendi içinde kendini kullanman, kendine dönmen. Farkındalık, yargılamadan içini izlemek. Yargılamadan içine sorarsan kendi içine sineni bulacaksın. Bir ihtiyacına uyup uymadığını fark edeceksin. Bu benim değerlerime uymuyor diyeceksin ya da bu benim ihtiyacımı karşılıyor diyeceksin. Acabaları bana değil kendine sor. Dış dünyanın sana empoze ettiği doğrulardan çıkıp, kendi doğrularını bulacaksın.

Ben düşüncelerimin esiri değilim. Onlar benim düşüncelerim. Ben onların değilim. Bu anda bir “es” veriyorum. Ay yanlış yapıyorum demek yargılamaktır. İçimde ne canlanıyorsa onu kabul etmek, eğer hala yargı yapıyorum dersem bu bana utanç duygusunu doğurur. Ama ben düşüncelerimi yönetebilirim. Buradaki düşünceler ve yargılar dünyasına biz “çakal dünyası” diyoruz.

Öğrenme, baskıcı taktiklerle motive edilemeyecek kadar kıymetli.

Suçluluk, utançtan kurtulmak, ceza korkusu ya da ödül almak için davranmanın bedeli ağır olur.

İktidar kültürü bize şiddetten zevk almayı öğretir. Kullandığı dil mecburiyet dili -meli, -malı. Suçlama, utandırma insanlara kendinden nefret etmeyi öğretir.

Alıştırma: Empati alma empati verme çalışması.

Katılımcılar içinden 5’er kişilik gruplar oluşturulur.

Bir şef ve etrafında 4 kişi diziliyor. Gözlemci-Duygucu-İhtiyaççı-İstekçi. Bu çember sıra ile kayıyor.

Şefin 5 dakikası var. Şef belli bir konuda 5 dakika veryansın ediyor, anlatırken şiddetsiz iletişim kullanabilir. Bu empati kankalığı:) Gözlemci anlatılan hikayedeki tetik konuyu seçerek yapılan davranış ne ise orada netleşmeye çalışacak. Duygucu şefi dinlerken duygular kısmına bakacak. Bunu söylerken neler hissediyor? Gergin olabilir hoşnut olabilir vs… not alacak. İhtiyaççı ise ihtiyaç listesinden bu ihtiyaçları bulacak. İstek/ricacı istenilen şeyi, duyguyu anlamaya çalışacak. Bunun için sorular soracak. Sorular merak içerebilir. Soru sorarak onun netleşmesine yardımcı olmak. Ricanın amacı sorununu çözmek için bir eylem bulabilmesine yardımcı olmak. Tüm hayatını düzeltecek bir plan yapmıyoruz. Bir sonraki adımını bulmasına yardımcı oluyoruz. İşimiz tahlil etmek değil, dinlemek.

Bu alıştırmayla hem empati alma hem de empati verme çalışması yapacağız.
Biri bize empati verirse bizim gelişmemiz artar. O yüzden empati almak önemli.
Kendimizin empatik yönünü tanımak için tüm mevcudiyetinizle katılmaya çalışın.
Eğer mevcudiyetinizi sunarsanız dil bile kullanmayabilirsiniz.
Alıştırmalar yapıldıktan sonra katılımcılardan gelen bildirimler:

– Şef olduğumda dinlendiğimden o kadar emindim ki dinlendiğimi hissettim. Karşı taraftayken ise  her birinin üzerinde uzunca çalışmak gerektiğini düşündüm. Bu beni kaygılı hissettirmedi ve öğrenmek için daha motive olmuş hissettim.

– Şefken de dinleyiciyken de aslında dinlediğimi hep hissettim. Kendim konuşurken kendi içimi dinledim o eslerde dinleyiciykense karşımdakileri dinledim. Çok güzel bir histi.

– Başlarda çok gerildim. Ne, nerede, nasıl bulacağım gibi… Sonrasında ise empatik olabilmeyi başarabileceğime güvenmeye ihtiyacım olduğunu fark ettim.

– En zorlandığım kısım gözlem ve istek kısmıydı. Yorum yapmadan o kısmı bir türlü ifade edemediğimi fark ettim. Çok zordu. Zaman zaman birbirimizi durdurduk. Şefken derdimi anlatırken aslında arkadaşlarımın bana sorduğu sorulara daha önce bakmadım. Bu beni rahatlatttı. Kendimle bir yolculuğa çıktım. İhtiyacımın farkında değilmişim bunu fark ettim. İçimdeki duygu aslında ihtiyacımla örtüşmeyen bir duyguymuş. Sonra o duyguyu başka ihtiyaçlarla bağlayınca, ihtiyacımı da farklı duygularla eşleştirince rahatladığımı hissettim.

– Şiddet ortamını minimize ediyor. O çok önemli. Ben de kendimi güvende hissettim. Her yerde bahsedilmeyecek bir şey paylaştım ve anlatabilmek bile benim için enerji kaynağı oldu. Çözüm zeminini yaratıyor. Onun için ben teşekkür ediyorum.

– Dinlerken yorumlarımı yapmaktan alıkoyamadım aslında.

Bunu fark edince ne yaptığımızı bilmek, fark ettiğimizi fark ederek kendimize daha çok yardım edebiliriz.

Fark ettiyseniz yarım çember olun dedim. Yarım çember olmak bile anlatıcıya bir alan yaratıyor aslında. Dinlenilmek çok güzel, dört çift gözün size bakması. Güven dediğimiz yer bu gözlerden geliyor. Empatinin akışını sağlayan, seni dinleyeceklerini biliyor olmak.

IMG_9036

Empati vermenin şöyle bir iyi tarafı var. Karşı tarafın kafası karışık size hikaye anlatıyor. Karma karışık bir kütüphane aslında. Size anlatıyor ve siz sorular soruyorsunuz. Sözel ikramların değeri -duygular ve ihtiyaçlar- karşımızdaki insanın içindeki dünyaya bir dil vurmasını sağlıyor.
Biz empati verirken karşımızdakinin kendini anlamasını sağlıyoruz.
Sempati alırken ve verirken bir liste yapabilirsiniz kendinize:

Gözlemim, duygum, ihtiyacım gibi gibi… Başlangıç olarak bireysel gitmesi zor. Ama alıştırma grupları ile rahatlıkla geliştirebilirsiniz. Bizim doğamızda empati var çünkü.

Bu alıştırmadaki yöntem “şefkatlı dinlemek”ti. Filistin-İsrail arasındaki barışı sağlamak için yapılan bir uygulama. Empatik duyulmaya ihtiyacı olan oturuyor. Etrafında dar ve geniş çemberler oluşturuluyor. Bu eylemin kendisi bile anlaşılmaya yetiyor.

Alıştırma: Dinleme

Şimdi, şu anda, burada nasıl hissediyorum? Sorusu sorulur.

İki kişi karşılıklı oturur. Biri A, biri B olur. Öncelikle 1 dakika A kendi içine bakar ve anlatacağı şeyi düşünür. 2 dakika boyunca B’ye anlatmak istediklerini anlatır, B’ler dinler. Daha sonra B’ler 1 dakika ne duyduğunu düşünür ve 1 dakika ne duyduğunu anlatır. Aynı şekilde tur değiştirilir ve B’ler için tekrarlanır.

İhtiyaçlar ve onları karşılamak için seçtiğimiz stratejiler var. Biz bunu karıştırıyoruz bazen. Öğrendiğimiz stratejide kalıyoruz ve ona sıkı sıkı sarılıyoruz. Halbuki onun karşısındaki ihtiyaç ortaya çıktığı zaman o stratejiyi bırakıyoruz. Karşımızdakine bununla verdiğimiz zararı görüyoruz. Bu stratejiden yavaş yavaş uzaklaşıyoruz. Bu dönüşümün anahtarı…

İletişimdeki sıkıntıların en büyüğü ben mesajı yolladım ama mesajı yolladığım yerde ne oldu? Halbuki bu sizin düşünceniz. Burada mesaj neydi? Sizde nasıl bir duygu oluştu? Kısmına bakıyoruz.

IMG-20160312-WA0010

Ben duygular ve düşünceler diye ayrıştırmaya çalışırım hep. Neden derseniz çok kıymet verdiğim şey. Değişim olur mu olmaz mı? “Ben böyleyim”, “Hakikaten değişir miyim?” gibi sorular var hep kafamızda. İhtiyaç olarak kabul görmeyi çok istiyoruz içsel olarak. Başkalarının bize müdahale etmesinden aslında hoşlanmıyoruz ve bunun kabulünden çok hoşlanıyoruz. Empatinin aktığı anlar karşımdakine güvendiğim ve kabul gördüğümü hissettiğim anda oluyor. Bu andan itibaren ben kendimi değiştirip dönüştürmeye adapte olmuş hissediyorum. Kendimden geliyor bu istek. Değişim gelecekte olacak ben bunu kabul görmediğim zaman dönüşüme fırsat vermiyoruz.

Değişim-dönüşüm bilinmez bir şey. Neye dönüşeceğiz? Burası bilinmez alan. Birden bire içimdeki duyguları sormaya başladım, içime döndüm halbuki ben şimdiye kadar buraya hiç bakmamıştım. Bu benim konfor alanımı bozar. Bu yüzden başta tedirgin olabiliriz. Halbuki kişi kabul gördüğü zaman kendini açar. Büyüdükçe bize akıl verildiği için, eleştirildiğimiz için hepimizin bir çok savunma mekanizması var ve bunu indirmekten çekiniyoruz. İlerledikçe siz o perdeyi indirip bakmak isteyecek olabilirsiniz.

Eğitim sistemi aynılaştırmak üzerine. Farklı olan her şeyi yontmak üzerine. Biz böyle bir eğitimden geçmiş yetişkinleriz. Başka bir okul yaratmak istiyorsak eğitimden öğrenimden geçecek olan bizleriz. Çünkü çocuklar bizi modelliyor. Gelip çocuklarını anlatan ebeveynler var. Halbuki çocuk birini modelliyor. Sistem bu durumda ilaç veriyor, psikoloğa yolluyor ve ” normalleştiriyor”. Biz yetişkilerin halbuki bir tek görevi var. Onlara alan açmak. Ne onu alıp korumak, ne de alıp ona birşeyler yapmak değil. Sadece alan açmak!

Hayat şimdi andan ana ve devamlı değişerek akıyor.

Alıştırma: Duygunu ifade et.

Katılımcılar üçerli gruplara ayrılır. Küçük renkli kartonlara yazılı duygu ifadelerinden 3 tane seçerek grupta yer alan arkadaşlarına (her duygu ifadesini 3 dakika boyunca) anlatır.

Katılımcıların alıştırma ile ilgili hissettikleri:

  • Seçilen ihtiyaçların ortak olduğuna şaşırdık. Üçümüzde altında yatan nedeninin aynı ihtiyaçtan kaynaklı olmasını keşfettik..
  • İhtiyaçlar konuşulduğu zaman başka bir yerden bakabilmemi sağladı.
  • Konuşurken kendimi hem çok özel hem de değerli hissettim. Birlikte konuşurken dinleyici olmak da çok güzeldi. İhtiyaçları birlikte anlamak ve değerlendirmek kendime olan değer duygumu anlamamı sağladı.

Başka birini can kulağı ile dinlediğimizde kendimizi ve karşımızdakini keşfetmemizi sağlıyor. Bir oluyoruz, bir olarak ilişki içinde varız. Daha sonra birlik oluruz. Birlik içinde her zaman bir olarak var oluruz. İhtiyacımız bittiği zamanda bir olarak ayrılırız.

Duygular, düşünceler, ihtiyaçlar, empati bir çok kavram da kafalarımız çok karıştı.

Tekrar şöyle bir hatırlayalım. Şiddetsiz iletişim 4 adım. Bu adımlarda anlamak bir süreç. En zor yaptığımız şeylerden biri “gözlem” dir. Karşımızdakinin ihtiyaçları ve kendimizin ihtiyaçları arasında bağlantı kurmak.

IMG_9037

Dikkatimizin odağı her zaman ihtiyaçlardır. Çözümün becerisi değil.
Gözlem yaparken yargı yapıyoruz. Değerlendirme yaparak gerçek olmayan bir şeye inanıyoruz. Ve duvarlar yaratıyoruz. Ve bu durum bizi hastalıklı yapabiliyor.
Kendimizi de karşımızdakini anlamaya çalışırken de gözlem çok önemli.

Üç kelime ile iç dünyalarımızı yansıtmaya çalışıyoruz. “Fena değil, iyiyim”

Şu an, şimdi, burada, karşımdakini anlamak istiyorum.

İhtiyaçların kendisi ile bağlantı kurmamız gerekir. Sözcükler diyorum ben buna. Bir kase gibi. Bunun içini doldurmak, anlamak bize bağlı. Ne kadar çok ihtiyacımızı anlamaya çalışırsak, ne kadar çok ihtiyacımızı ifade edersek bağlantı kurma çabamızda o derece artar. Duyguları bastırmak doğru değil. Anlamak için tekrar ihtiyaçlara bakmak gerekir. Duygularımız hayat enerjimizle ilgili çok bağlantılı. Bize sinyaller gönderir sürekli.

Gözlem-değerlendirme
Duygu-düşünce
İhtiyaç-strateji
Rica/istek-talep

(İkinciler kırmızı. Çünkü gerçekte bunların önemli olduğunu düşünüyoruz)

Bütünlüğümüzde nasıl karşılanacağını bilemesek de hepimizin “yakınlık” ihtiyacı vardır.

Genelde stratejilere hapsoluyoruz. O olmazsa her şey kabusa dönüşebiliyor. O stratejiye ulaşmada bizim toplumumuzda yapışmak öğretiliyor. Tek bir yol sunuluyor. O ihtiyaç karşılanamazsa hiçbir şey olmaz duygusu hissediliyor. Empati ile gözlem yapıldığında, ihtiyaçlar çeşitlendirildiğinde ilişkiye geçilmeye başlanır. Bağlantıda kalmaya devam edilir.

İhtiyaç ve stratejileri çok iyi ayırmak gerekir. İhtiyaçla bağlantı kurulduğunda yaratıcılık artar. Çözüm bulmak kolaylaşır.

Stratejiye o kadar odaklı eğitiliyoruz ki…

Örneğin; maddi güvenliğimizi sağlamak için stratejiler ne olabilir?

Gruptan gelen cevaplar: Para, koca, kariyer, miras, tasarruf, mülk, sadeleşmek, iş, izinsiz almak, kamulaştırmak, takas, armağan ekonomisi, paylaşım…

Hayata katkıda bulunmak ihtiyacı yeni oluşumları ortaya çıkartıyor. Armağan ekonomisi böyle bir oluşum.

İçimizde yaşadığımız toplumda para bir ihtiyaç olmadığı halde bağımlılık gelişmiş durumda. Konumuz ihtiyaçlar ve stratejiler. Ancak maddi güvenliği sağlamak için bir strateji olan “para” olmazsa olmaz. Toplum olarak çok fazla koşullandırılmışız. Halbuki başka stratejilerle maddi güvenliğimizi sağlayabiliriz. İhtiyaçlar dünyasında bereket var, bolluk var. Stratejilere bağlılıkla savaşacağımıza, ihtiyaçlarla olan bağlantılarımızı artırabiliriz.

Dört adımın birbiri arasında ayrıştırma yapmak gerek. İstek ve talebi de ayrıştırmalıyız. Ricayı rica yapan nedir?

Bir ricayı rica yapan “hayır denildiğinde” şiddetsiz iletişebiliyor muyuz? Sorusuna cevap bulmaktır.

Hayatımızda yaptığımız şeyleri bilerek mi yoksa farkında olmadan mı yapıyoruz? Kendi düşüncelerimizi yargı olarak karşı tarafa geçirdiğimiz oluyor. Karşımızdaki ile şiddetsiz iletişim kurmaya zaman niyetlerimizle bağlantı kurmamız gerekiyor. Yanlış anlaşılmadan korktuğumuz için istediklerimizi manipülasyonlar yaparak dile getiriyoruz. Bu da ihtiyaçlarımıza dolaylı olarak yaklaşmamızı sağlıyor. Rica ve istek çok direkttir. Kültürümüzde direkt konuşmama eksikliği çok var. Konuştuklarımızın sorumluluğunu almaktan çekiniyoruz. Başa çıkamayacağımızı düşünerek istekte bulunmuyoruz.

Şiddetsiz iletişim bizi hayata katkıda bulunmaya davet eder.

Örneğin “Dinlenmeye ihtiyacım var. Bir günlüğüne sınıfımı idare edebilir misin?” Öncelikle karşımdakinin ihtiyacını anlamalıyım. Eğer kendimizin ihtiyaçları varsa ricayı iyiliğe katkıda sunacak şekilde yapmalıyım. Ricalarımızda gönülden vermek önemlidir. O yüzden kendi ihtiyaçlarımızı düşünerek şöyle diyebiliriz “Öğleden önce dişçi ile randevum var. Geldiğimde eğer yorgun hissetmezsem idare edebilirim.”

Gönüllü yapmadığımız her şeyin bedeli vardır.

Kalpten vermek, bir çocuğun göl kenarında bir ördek beslemesine benziyor. Ördeği besleyen çocuk “vermenin”, ördek “almanın” keyfini yaşıyor. Ördek besleme enerjisi ile kalpten vermek gibi…

Şiddetsiz iletişimde hayır diyalogun başlangıcıdır. Aslında her “hayır”ın içinde bir evet vardır. Birine hayır dediğimizde neye evet denildiğini duymak gerekiyor. Karşımızdakinin ihtiyaçları ile uzlaşma ve anlaşma gerekiyor.

Öğrenilmiş davranış kalıplarımız dört temel öğeyi anlamamızı ve uygulamamızı zorlaştırabilir.

“Çakal” ve “zürafa” sembollerinin ortaya çıkışı da bu öğeleri somutlamada ortaya çıkmış.

Şiddetsiz İletişimin kuramcısı olan Marshall, düzenlediği bir seminerde bir kadının anlatımlarında eleştirdiği kişiler için kullandığı “çakal” benzetmesini çok seviyor. Ve bundan sonraki seminerlerinde yargıcı düşünceleri “çakal” olarak ifade ediyor. Diğer tarafa dinleyen, anlayan kısmına ise “ördek” sembolünü koyuyor. Ancak katılımcılar verdiği seminerlerde ördeğin güçsüz olduğunu düşünerek başka birşey bulmasını istiyor. Bunun üzerine Marshall ördek ile zürafanın yerini değiştiriyor. Çünkü zürafanın iki buçuk kilo kadar kalbi var. Çok güçlü ama kimseyi öldürmüyor. Ses telleri olmadığı için konuşamıyor. Boyu çok uzun olduğu için kulaklarıda uzun. İyi bir dinleyici. Ve yukarıdan baktığı için herşeyi daha iyi görüyor ve daha iyi duyuyor.

IMG_9076

Alıştırma: Olumsuz bir mesajı duymanın dört seçeneği, dört kulak modeli.

Çakal ve zürafa kulakları ile gelen mesajları değerlendirmek. Katılımcılar 4 kişilik gruplara ayrılırlar. Birinin kendileri için söylediği eleştiri, suçlama veya hakaret içerdiğini düşündükleri bir cümleyi hatırlarlar. Sırayla dört kulak modeli ile aynı mesajı dinlemeye çalışırlar.

Çakal kulakları; depresyona giden otoban kulakları gibidir. Alınganlık yaratır. Karşılanmayan ihtiyaçların ifadesidir.

Dışa dönük çakal kulakları; kendimizde bir hata, eksik, kusur var düşüncesi yaratır. Öfke duymaya neden olur. “Beceremeyeceğini zaten biliyordum, bütün mesele senin tembel/güzel/çalışkan/pimpirikli… olman, senin hiçbir şeyden haberin yok, saçmalıyorsun gibi” düşünceleri geliştirmeyi sağlar.

İçe dönük çakal kulakları; kendimizde bir eksik, kusur, hata var düşüncesi yaratır. Suçluluk ve utanç duymamıza neden olur. “Bir türlü beceremiyorum, benden adam olmaz, yapmam lazım, mecburum, tüh! Ben de amma salağım/yetersizim, ahh keşke yap(ma)saydım, et(me)seydim” gibi düşünceleri geliştirmeyi sağlar.

İçe dönük züIMG-20160313-WA0023rafa kulakları; kendimize şefkat gösterdiğimizde ihtiyaçlarımızın ne olduğunu anlamamızı sağlar. “Kendimi nasıl hissediyorum? Neye ihtiyacım var? Sorularına cevap aratır. Şöyle/böyleyim çünkü, benim için ….. önemli, ….. değer veriyorum. …… hissediyorum. Çünkü …… ihtiyacım var. …… yapabilseydim ne iyi olurdu. O nedenle şimdi üzgünüm.” gibi düşünceleri geliştirmeyi sağlar.

Dışa dönük zürafa kulakları; karşımızdakine şefkatle yöneldiğimizde ihtiyacının ne olduğunu anlamamızı sağlar. “Acaba karşımdaki kendini nasıl hissediyordur? Neye ihtiyacı olabilir? …… ihtiyacın olduğu için mi ……. Hissediyorsun? ……. arzu ettiğiniz için mi keyfiniz böyle?” gibi düşünceleri geliştirmeyi sağlar.

Katılımcılar genel olarak dışa dönük zürafa kulakları ile dinlerken zorlandıklarını dile getirdiler. Bir farkındalık oluşturduklarını söylediler.

Alıştırmanın amacı içimizdeki çakalların farkına varmak 🙂 “Rafine olmuş çakallar” da dahil 🙂

IMG-20160313-WA0042Şiddetsiz iletişim yabancı bir dil gibi. Cümle kuruluşları, kelime hazinesi ve bir dil bilgisi var. Dil öğrenirken yaşanan bütün zorluklar şiddetsiz iletişim dilini hayata geçirmek de yaşanıyor. Yaşadığımız toplum bunda çok belirleyicidir.

Bu kulakların en büyük faydası düşüncelerimizin, duygularımızın farkına varmaktır.
Her yargının, her şiddetli bir eylemin, düşüncenin arkasında-altında karşılanmayan ihtiyaçlarımız var.
Kendimizi yapay hissettiğimiz durumlarda da niyetlerimizi sorgulamak kendimizi anlamamızı sağlar.

Toplum olarak eleştirme konusunda çok netiz. Ancak takdir etme konusunda aynı duyarlılığımızı göstermiyoruz. Kıymet bilmek, şükran göstermek ifadelerinde cimri oluyoruz. Takdir edildiğimizde de karşılık vermede ihtiyaçlarımızı yeterince ifade edemeyebiliyoruz. Karşılanamadığı durumlarda da açlık ve yoksunluk ortaya çıkıyor.

Dikkatimizin odağında olmayan şeyler olduğunda enerjimiz tükeniyor. Bazen küçücük şeyleri fark etmek, dillendirmek ihtiyaçlarımızın karşılandığını anlamamıza da yardımcı olabiliyor.

Alıştırma: Takdir/değer bilmek ve ifade etmek.

Duygu ve ihtiyaç listelerine bakarak yanımızda bulunan arkadaşlarımıza şükran duygularımızı ifade etmeye çalışmak.

Toplum olarak takdir etmeyi de takdir almayı da pek bilmiyoruz. Halbuki iletişimin en bağlantıda kaldığı zamanlardı, öyle değil mi?

Son olarak ayrılmadan önce hepinizi birlikte geçirdiğimiz iki günü değerlendirmek için “kutlama” ve “yas tutmaya” davet ediyorum. Lütfen ihtiyaç ve duygu listelerine tekrar bakın. Karşılanan ihtiyaçlarınızı grup içinde kutlayın, eksik kalan yada karşılanmayan ihtiyaçlarınız için de yas tutun.

Hayatımızın amacı dökülecek gözyaşlarını dökmek, atılacak kahkahaları atmak. Duygularımızın ömrü o kadar kısa ki. En çok bizi üzen, strese sokanların bile ömrü bir dakikayı geçmiyor. Geçip gitmesi fazla zaman almıyor. Ama bizler toplum içinde duygularımızı duymamamız için yıllardır engelleniyoruz yada yönlendiriliyoruz. Duyguları duyarken başka şeyle yer değiştiriyoruz. Bu da üzülmemiz gibi, canımızın yanması gibi, telaşlanmamız gibi insanlık halleri içinde yas tutmaktır. Ve duygularımızın gelip geçmesine izin vermek için yasımızı tutmamız gerekir…

Bir söz bir penceredir (yada duvar)

Öylesine tutsak hissettiriyor ki sözlerin
Öylesine yargılanmış ve kucağında ki itilmişliğin
Çekip gitmeden önce mutlaka bilmeliyim,
Gerçekten bu muydu söylemek istediğin
Savunmaya başlamadan sana kendimi
Dile gelmeden, acıyla ürküntüyle
Sözcüklerle bir duvar örmeden aramıza
Doğru mu duyduğum, bir daha söyle
Bir söz penceredir bazen bir duvar
Tutsak da eder kişiyi özgür de…
Konuşur ve dinlerken ben, aydınlatan sözcükler
Bırak aksın sevgi ışığım içimde
Pek çok şey var söylemem gereken
Ve onlar öyle önemli ki benim için
Anlatamazsam sözcüklerle derdimi eğer
Özgürleşmeme yardım edebilir misin?
Seni kırdığımı hissediyorsan eğer
Umursamadığımı düşünüyorsan
Sözlerimin arasında duymaya çalış
Paylaştığımız o duyguları, ikimizin…
(Şiddetsiz İletişim, Ruth Bebermeyer)

IMG-20160312-WA0008
BBOMÖK’16 katılımcıları şiddetsiz iletişim öğrenirken, geçen yıl BÖM’den mezun olan ve BBOM Öğretmen Köyü organizasyonuna dahil olanlar da, köyün 1 yıllık hedeflerini belirliyor, topluluk olmanın planlarını yapıyorlardı.

BBOMÖK’16 Öğretmen Destek Programı Güncesi/1.Gün: Çocuk Hakları Modülü
BBOMÖK’16 Öğretmen Destek Programı Güncesi/2.Gün: Çocuk Hakları Modülü
BBOMÖK’16 Öğretmen Destek Programı Güncesi/3.Gün: Çocuk Hakları Modülü
BBOMÖK’16 Öğretmen Destek Programı Güncesi/4.Gün: Pozitif Disiplin Modülü
BBOMÖK’16 Öğretmen Destek Programı Güncesi/5.Gün: Pozitif Disiplin Modülü

TAV Passport logoBu Program TAV Passport Üyeleri tarafından desteklenmektedir.