Burak Ülman Röportajı-2. Bölüm : BBOM’da Dört Harf Dört Eksen Var

Sevgili Serdar Anlağan’ın yaptığı röportajın ilk bölümü için tıklayınız.

SA : BBOM hareketinin bize kazandırdığı deneyim bir çok tatsız anılar da bıraktı. Örneğin, demokratik bir yapıda aklı ve bilimi esas alarak, bireylerin inançlarının kurumların yapılarına yansıtılamayacağından hareketle, laik, seküler, non-sekteryan bir okul anlayışı hakim olduğundan, Bodrum’daki harekete katılan bazı “spritüalist” arkadaşlar, hareketi terk ettiler, bir de üzerine baltaladılar. Bir başka örnek, harekete emek verdikleri için “aşırı sahiplenen” bazı arkadaşların, kişisel çatışmalarından dolayı harekete sırt dönmeleri, aleyhinde konuşmaları oldu. Üçüncü örnek ise, kar amacı gütmeyen bir eğitim kooperatifi çatısı altında, şeffaf bilanço ile çalışıldığı halde “burjuvalıkla, özel okulculukla” suçlanmamız. Asıl mücadelenin devlet okullarında verilmesi gerektiği için eylemimizin bu mücadeleyi baltaladığını iddia eden düşünürler eleştirel yazılar yazdı. BBOM hareketi için, hiç bir maddi çıkar sağlamadan, en çok emek veren, sorumluluk yüklenen, üstelik harekete maddi katkıda da bulunan sen ve Feyza Eyikul devamlı hedef oldunuz. Hareketi “manipule” etmekle, “hayat projesi”ne çevirmekle suçlandınız (ki bu bana göre olumlu bir haslet). Bununla beraber üç yıl içinde gördük ki size bu saldırıları yapanlar, sorumluluktan, mücadeleden kaçıp, küsüp gittiler bir de üstüne hareketi kötülediler. Neden? Burada özeleştirin var mı?

BURAK ÜLMAN : Nedenleri üzerine kişiselleştirerek yorumda bulunmayacağım. Sen zaten sorunda gayet açık izah etmişsin. Ben, özeleştiri kısmında konuşacağım.
Özeleştirimin bir toplumsal tabanı bir de bireysel karşılığı var. Biz aslında topluluk olarak çalışmayı unutmuş insanlarız. 12 Eylül’den sonra üzerimizden buldozerle geçildiği için ve çiğnenen toprağımıza bireycilik, bireysel çözümler üretme alışkanlığı ekildiği için ciddi olarak bireycilik zemininde kolektif iş yapmaya çalışmanın sıkıntısını yaşıyoruz. Bu bizim için de yani bu davayı sürdürenler için de geçerli. Biz de mesela başlangıçta grup içi şeffaf iletişim kurmayı beceremedik. Bunu başaramayınca örgütçülük de yaptık, hiyerarşik karar mekanizmalarını kullandık, gerçek demokratik katılım içermeyen kararlar aldık. Bunlar süreç içinde yaptığımız hatalar oldu. Düşünüyorum, “Niye böyle oldu?” diye, aslına bakarsan, bu işe gönülden inananlar çok “sonuç odaklı” oldukları için bazı konularda bu yöntemleri kullandılar ve sılça birbirleriyle çatışmaya girdiler. Bunu, “Süreç odaklı” olarak görüp, bazı negatif hal ve durumları da sürecin bir parçası olarak görebilseydik ve bununla yaşamayı öğrenebilseydik, hepimizin beraberce dönüşebilmesine katkıda bulunabilirdik ve böylece bu çatışmalar bu kadar sert yaşanmayabilirdi. Bu benim de dahil olduğum birçok insanın sonuç odaklı olmasından  kaynaklandı ama, öte yandan sonuç odaklı olmasaydık da bu noktaya gelebilir miydik sorusu da var.
Ben de uzunca bir süre sonuç odaklı baktım, böyle bakılmaması gerekiyor, süreç odaklı bakılması gerekiyor. Bunun için de hareketi mümkün olduğu kadar yaygın, katılımcı ve demokratik bir tabana çekmemiz gerekiyor. Şimdi BBOM Temsilciler Meclisi’nde yaklaşık elli kişi var. Çatışmalar, ayrılmalar olabiliyor ama sonuçta onlarca kişi temel konuları istişare ediyor. Yürür, yürümez. Bu sene yürümez beş sene sonra yürür, ama herkesin sabırlı olması lazım. Bu bir süreç, beraber kolektif eylemi öğreniyoruz, hatalar da yapılabilir, bu hataları bireyselleştirilmiş, kişiselleştirilmiş, kritik hatalar olarak görmemeliyiz. Birbirimize hata yapma hakkını da tanımalıyız. Yeter ki asgari etik kodlardan taviz vermeyelim.
Özetle bu bizim hareketin öncülerinin temel hatası başta çok sonuç odaklı olmak ve sonuçlara odaklanarak farklı fikirlere tahammülsüzlük ve “böyle olacak arkadaşım!” demek oldu. Bu sadece yolculuğun kıymetini baştan bilmemekten değil biraz da bu hayale koyulan emeğin asimetrisi ile de alakalı. Geceni gündüzünü bu işe verenler ister istemez hak-sorumluluk dengesinde de öne çıkıyorlar. Bu kadar emek koyunca hem biriken bilginin yarattığı iktidar hem de daha geniş açıyla doğrusunu bilirim düşüncesi hasıl oluyor. Ve bir de buna hiçbir sorumluluk koymadan hak talep edenler yani “sorumsuz talepkârlar” çıkınca insan kolaylıkla zıvanadan çıkıp kendi fikrini dayatma eğilimine kayabiliyor. Yani tek taraflı bir hikaye değil bu. Eyleyen de eylemeden hak iddia eden de sorumlu bu durumdan. Velhasılıkelam belki başlangıçta sonuç odaklı olmak gerekliydi bir süre ama artık böyle yürümez, çünkü kişilerin kontrolünden çıktı bu hareket. Hareketin tekil bireylerin sahiplendiği ve yönettiği bir kontrol mekanizması olamaz, olmamalı da zaten.
Kişisel olarak ise başından beri BBOM ile aşırı duygusal bir bağ kurmam bir sorun bence. Bu da aslında koyulan emekle doğru orantılı olabiliyor. Bunu yine fazlaca emek koyan bir çok kişi de yapıyor. Böylesine yaygınlaşan ve komplike hale gelen bir işte duygusallığın bir sınırı olmalı. Kendimi bu konuda da hatalı buluyorum ve bunu düzeltmeye de çalışıyorum.

SA : Bu burjuvalaşmak ve özel okulculukla suçlanmamız üzerinde durmak istiyorum. Burada bizim BBOM için harcadığımız emeği, parayı, enerjiyi devlet okullarını dönüştürmek için harcamamız gerektiği ve doğru mücadele zemininin bu olduğu tezi için ne düşünüyorsun?

BÜ : Aslında katılıyorum. Artık, bugün geldiğimiz noktada katılıyorum. Şundan dolayı katılıyorum, farklı yerellerde BBOM okullarının açılması sürecini “Fiziksel yayılma” olarak adlandırıyorum ve bunu çok yavaş buluyorum. Tamam üç senede üç okul açtık belki on senede elli okul olacak ama çocuk sayılarına bak, yüzer çocuktan beş bin çocuğa dokunacağız. Bizim hedefimiz bu olmamalı. Bizim hedefimiz beş yüz bin çocuğa ulaşmak olmalı. Elbette biz bunu fiziksel yayılma ile mümkün kılamayız, bizim böyle bir enerjimiz, paramız, zamanımız, organizasyon yeteneğimiz yok. Bu yüzden “Fikirsel yayılma”yı sağlamalıyız. İşte bu yüzden öğretmenler. Biz bu BAŞKA ÖĞRETMENLER MÜMKÜN (BÖM) projesine dahil ettiğimiz öğretmenleri sırf BBOM okullarında çalışsınlar diye almıyoruz, aksine bu öğretmenlerden sadece yüzde onu bizde çalışıyor, yüzde doksanı gidiyor başka okullarda, hem de çoğu devlet okullarında, kendi sınıflarında, çocuklarıyla, ebeveynleriyle BBOM fikriyatı ekseninde çalışıyorlar. Yani çocuk haklarını tanıyan, çocuğu birey olarak kabul eden, farklılıklarını kabul eden, demokratik, göz-göze iletişim kurabilen bir eğitim anlayışının yayılması için öğretmenler üzerinde durmamızın gerekçesi de bu eleştiridir aslında biraz da. Evet, biz aslında yalnızca kendi çocuklarımız için bir şeyler yapan tipler değil bu toplumdaki eğitim anlayışının değişmesi için çalışan insanların hareketi olmalıyız.
Dolayısıyla bu eleştiriye ilkesel olarak hak veriyorum ama şunu da reddediyorum : “Bu mücadele devlet içinde verilmeli, onun dışında hiç bir şey yapmamalıyız.” Bu aslında tamamen içinde bulunduğumuz, var olan durumun devamı, çözüm üretilmemesi anlamına geliyor. Dolayısıyla, eleştirinin özü doğru olmakla beraber hareketsizliği, “inertia”yı (süredurum, eylemsizlik, atalet, durgunluk, hareketsizlik, cansızlık) bize dayatmasını da kabul etmiyorum. Böyle bir şey yok. Biz çalışalım, elimizden geleni yapalım, önce bu okullarda yapalım, bununla eş güdümlü olarak mümkün olduğu kadar çok öğretmene ulaşalım, biz şu ana kadar BÖM projesinde toplamda altmış öğretmene dokunduk, bunların beşi BBOM okullarında, elli beşi başka okullarda, ortalama kırk çocuk var sınıflarında, biz iki bin çocuğa dokunduk şu anda, okul açmadan. Ne kadar çok öğretmen destek programı yaparsak, ne kadar çok öğretmene dokunursak, beş senede belki de beş yüz bin çocuğa ulaşabiliriz. Ve belki o zaman sistemsel dönüşüme yaklaşabiliriz.

SA : BBOM’u farklı kılan fikrin, bilginin, söylemin yaygınlaştırılmasının eylemle bütünlenmesi değil mi? 

BÜ : Evet.

SA : Eyleme geçerek mücadeleye katkıda bulunmuş olmuyor muyuz? 

BÜ : Kesinlikle oluyoruz.

SA : Hatırlarsan, bu eleştiri bize yöneltildiğinde daha ilk BBOM okulunun ilk dönemiydi. O yüzden haksız görmüştük. Aradan geçen üç yılda bize bu eleştiriyi yöneltenlerin tavrı ne oldu?

BÜ : Değişti sanırım. Süreç içerisinde kendimizi daha iyi ifade etmiş olabiliriz. Bir de yaptığımız işe olan inancımız ve inadımız da daha net görülmüş olabilir. Şimdi artık yayınladıkları dergilerde bizden BBOM’u anlatmamızı istiyorlar. Biz de isteriz, biz zaten kamusal eğitimi savunuyoruz, biz “üçüncü yolcu” falan da değiliz, bizim yolumuz belli, nitelikli, kamusal, eşitlikçi eğitimin hak olması ve herkese ulaştırılması. Ama BBOM olarak bu yolda birtakım stratejik adımlar atmamız gerekiyor, planlama yapmamız lazım, bir kere bu modelin işlediğini göstermemiz lazım, bunu devlette gösteremediğimiz için özel okul sistemi içerisinde gösteriyoruz. Bir kere bunun öğretmenler tarafından talep edildiğini göstermemiz lazım, çağrı yapmamız lazım, o öğretmenleri desteklememiz lazım, böyle böyle hedefe ulaşacağız.
Değişim aşağıdan başlıyor, tabandan başlıyor. Oturarak, durarak, konuşarak olmuyor. Eylemin kendisiyle başlıyor.

SA : Üç yıllık deneyimin getirdiği bilgi bize gösterdi ki asıl önemli olan okulun fiziki şartları değil içeriği yani öğretmenler. Öğretmenlerin denge ve uyum içerisinde, BBOM ilkelerini ve demokratik okul yapısını içselleştirerek çalışmalarını sağlamak. Burada gördük ki, ne kadar iyi niyetli olursak olalım, belli bir eğitim-bilgilenme sürecinden geçmeden uygulamada başarılı olamıyoruz. Sen ve Feyza bu konuda BAŞKA ÖĞRETMENLER MÜMKÜN sloganıyla, seminerler, çalışmalar yaptınız. BBOM Temsilciler Meclisi’nde “Erken İstihdam” başlığıyla bu en önemli sorunun çözümü için planlama girişiminde bulundunuz. Burada ne durumdayız?

BÜ : Öncelikle evet ben ve Feyza bu hareketin uzun soluklu gönüllüleriyiz ama hareket tabana yayılıyor ve kolektifleşiyor. Demin de belirttiğim gibi Temsilciler Meclisinde öğretmen temsilcileri, kooperatif temsilcileri, komisyon temsilcileri, yönetim ve denetim kurulu üyeleri derken elliye yakın insan bir fiil hem kendi alanında hem de dernek çatısı altında karar ve yürütme süreçlerine katılıyorlar. Yani hareket iki kişiden ibaret değil. Bu algıyı artık kırmamız gerektiğini düşünüyorum; çünkü gerçekliği yok. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

SA : Özellikle sen ve Feyza diyorum, çünkü siz mesainizin hemen tümünü bu işe adıyorsunuz.

BÜ : Öyle.

SA : Bir de Pelin var, derneğin sekreteri.

BÜ : Evet İstanbul’da Pelin İpek Boyacı, Bodrum’da Berçem Abbasoğlu var bizi çekip çeviren. Feyza ve ben bunu severek yapıyoruz, başka bir çok arkadaşımız da ciddi mesai koyuyor artık ki bu çok sevindirici. Erken İstihdam konusuna başlarken bu uyarıyı bilerek yaptım çünkü hareket gerçekten kolektif bir karakter kazandı. Bu kendimi başarılı bulduğum yer. Baskın bir liderlik anlayışından geldik bu noktaya. Avantajı var mıydı? Biliyorsun vardı ama kırdık, döktük, yaptık. Artık olmaz. Artık kolektif yürümeli, yani “Hadi gelin canlar hep beraber” demek istemiyorum, hareketin bir öncü kadrosunun kolektivizmi gelişmeliydi, bu gelişti ve daha da gelişecek bunun altını tekrar çizmek istedim.
Erken İstihdam konusunda bence yine o sınıfsal reaksiyonla karşılaştık. Finansmanla da ilgili tabi. BBOM girişimleri finansman sorunuyla karşılaştıklarında, bütçede kısacakları ilk kalem olarak emeği görüyorlar, ben bunu böyle okuyorum. Bir okul binasının eğitime hazır hale getirilmesi , kiralasan bile maliyeti minimum üç yüz bin lira, bir öğretmenin yıllık maaş maliyeti ise elli bin lira. Bahçedeki oyuncak, mobilya, bilgisayar vs. sorun edilmiyor. Ama emek sorun ediliyor.
Kişisel olarak ben bunu öngörüsüzlük olarak nitelendiriyorum. Çünkü temel olarak, öğretmen yürütecek orayı. Ve bizim dernek olarak deneyim birikimimizi aktaracak oturmuş bir sistemimiz, dökümantasyonumuz yok, zaten BBOM okul hayatı dokümantasyonla aktarılabilecek bir şey değil, yaşanarak aktarılabilir. Yani bir sınıfa bir öğretmen girdi mi çocuklarla nasıl göz göze gelir, onların katılımını nasıl maksimize eder, okul meclisi nasıl işler bunun formülü yok ki. Bu ancak bu konuda deneyimli öğretmenlerin izlenmesiyle, canlı örneklerle öğrenilebilir. Bodrum’da Özenç’i görecek izleyecek, Ankara’da Özge’yi, İzmir’de Ezgi’yi izleyecek, ve “ben anladım bu işi” diyecek. Ve bu erken istihdam edilen öğretmen, bir kişi, kendi okulundaki ekip arkadaşlarına yol gösterecek, destek olacak. Ancak BBOM yerelleri finansman sıkıntısı yüzünden  Erken İstihdam’ı su alan bir kayıkta denize atılacak ilk yük olarak görüyorlar. Halbuki aslen bu can simitleri.
Biz Yönetim Kurulu olarak bu konuda tavsiye kararında bulunduk, burada artık süreç odaklı düşünüyorum, ne olacağını zaman gösterecek. Yereller ellerini kızgın sobaya değdirdiklerinde, yanacaklar ve kendi doğrularını kendileri bulacaklar. Zorlamayla olmuyor bu işler. Hatta bu ters tepiyor.

SA : Bu zaman kaybı, edinilen kazanımlardan geri adım değil mi?

BÜ : O veya bu şekilde bir araya gelsek iknâ edebiliriz diye düşünüyorum. Ama özeleştirimde belirttiğim gibi bizim iknâ etmemizle olmuyor, kendilerinin iknâ olması lazım. Zaman kaybı evet ama benim derdim zaman da değil, çocuklar. Çocuklar bunun ceremesini çekmemeli.

SA : Yaşanarak edinilmiş deneyimlerden yararlanmadan, aynı hataların tekrarı olmuyor mu?

BÜ : Evet. Yerellerimizin zamanla kendi doğrularını bulacağına inanıyorum. Bodrum’da Temmuz ayının son haftası bir kamp yapacağız. Vivet Alevi gelecek, “Şiddetsiz İletişim” üzerine, burada birbirimizi duyacağız, burada bunun ortamını yaratmaya çalışıyoruz, “İvme Konferansı” (İlkeler, Varsayımlar ve Mekanizmalar) adıyla, beş gün temsilcilerle bir araya geleceğiz. Burada birbirimizi duyacağız. Birbirimize anlatacağız.
Şu anda biz bu Erken İstihdam’ı dernek üzerinden dayatsak, merkeziyetçiliğe düşeriz. Erken İstihdam veya Eğitim Komisyonları meselelerinde merkeziyetçiliğe düştüğümüz sanılıyor örneğin. Son toplantıda yerellerdeki Eğitim Komisyonları’nın sınırlarının çizilmesine karar verdik. Şu demek yani, örneğin bir yerelimizde eğitimden anlayan, eğitimci olan ebeveynler var, geliyorlar öğretmenlere etkide bulunuyorlar bir şeyler aktarıyorlar, ya da başka bir yerelde yine üniversiteden vs. eğitimci ebeveynler var, bunlar bir şeyler aktarıyorlar ve öğretmenlerin kafaları karışabiliyor, kendilerini baskı altında hissedebiliyorlar ve kolaylıkla bezmiş, tükenmiş duruma düşebiliyorlar. Kaldı ki bu insanlar aynı zamanda “işverenler”. Bu da öğretmenler açısından sakil bir durum. Çünkü bu komisyondakiler sonuçta ebeveynler. Uzman olabilirler, burada sorun yok ama aynı zamanda ebeveynler. Uzmanlık bilgileriyle ebeveynlik kaygılarının karıştığı noktalar olabiliyor. Ve bu öğretmenler üzerine ciddi baskılara yol açıyor. Tam da burada öğretmenleri rahatlatacak, özerkliklerini sağlayacak biçimde bu Eğitim Komisyonları’nın sınırlarını çizdiğimiz bir tartışma oldu. Yönetim Kurulu’ndan da bir çerçeve karar çıkardık. Bazıları yine bunu merkeziyetçilik olarak algıladı. Merkeziyetçi değiliz ama sistemin belli sınırları da olmalı. Zaten insanlar BBOM’un önerdiği eksenleri, yani tersine koyulmuş sınırları, örneğin okul anti-demokratik olamaz ya da okulda endüstriyel ürün yenmez gibi sınırları kabul ettikleri için gelmiyorlar mı? Evet her okulun kendi rengi, dokusu olmalı ama ortak sınırlar da olmalı. Sonuçta insanların BBOM diye geldikleri ve baştan beğendikleri bir çerçeve var.
Şimdi bunları en geniş katılımcı, demokratik bir çerçevede belirlemeye çalışıyoruz, ama bu iş uzaktan olmuyor. Bu yüzden beş gün boyunca tüm temsilcileri Bodrum’da toplayacağız, oturacağız, konuşacağız. İlkelerimiz, varsayımlarımız ve mekanizmalarımız üzerine ortaklaşacağız. Buradan ben içimize sinen kararların çıkacağını düşünüyorum. Her şey emek. Tuğla tuğla öreceğiz. Başka türlü olmuyor.

SA : Son soru. İdeal ile gerçek, teori ile pratik, söylem ile eylem arasındaki fark, sonuçta her zaman istenildiği gibi olmuyor. İyi-doğru maksatlı eylemlerin erdemi yargılanırken esas olan sonuçlarıdır. Bodrum’daki BBOM okulu çocuklarının özgür ve mutlu olduklarını biliyorum. Bu erdemli bir sonuç. Demokratik yönetimin ise, bireylerin bilinçsizliğinden, tembelliğinden, egoizminden, kolaycılığından aksadığını öne sürmek ne kadar tutarlıdır? Sorun kişilerde mi yoksa toplumla uyumlu sistemi kuramamakta mı? “Tartışmada özgürlük, eylemde birlik” anlayışıyla bir “demokratik merkeziyetçilik” alternatifi önermek daha gerçekçi olmaz mı?

BÜ : Çok zor soruyorsun Serdar. Cevabın bir parçası olarak söylüyorum, cevabı çok zor bir soru.
Düşünsene, demokratik hiç bir süreçten geçmemiş insanlar olarak demokratik bir yapı kurmaya çalışıyoruz.
Ne aile içinde demokrasi var, ne iş yerinde demokrasi var, ne sokakta demokrasi var.
Ve biz bu insanların bir okul yapısı içinde demokratik davranmalarını bekliyoruz.

SA : Çocukları kurtarmaya çalışıyoruz.

BÜ : Evet. Çocukları anne-babaların yetişkin kaygı ve alışkanlıklarından kurtarmaya çalışıyoruz. Ama yetişkinler direniyorlar. Çünkü onlar hala alıştıkları sosyalizasyon süreciyle davranan insanlar. Ve aslında hepimiz öyleyiz ve o yüzden “Bizler” demeliyiz. Şimdi burada inanılmaz bir paradoks var. Bir yandan diyoruz ki “Biz, demokratik bir kültürden gelmeyen insanlar olarak demokratik bir şeyi, demokratik mekanizmalarla mı hayata geçireceğiz, yoksa demokratik olmadığımızı bilerek, belli ön kabullerle, ve belli bir katılımcı yapının sevk ve idaresi ile mi sağlayacağız?
Bana sorarsan ikincisi. Yani, katılımcı, anti-demokratik olmayan bir merkezin, demokratik bir merkezin çerçeveyi belirlemesi lazım.
Zaten şurada bir sakillik var; çıktı bir grup dedi ki “Sizin dört ekseniniz var, biz birini beğenmiyoruz”, hangisi olduğu önemli değil, ekoloji mesela, “Ama onun dışında çok iyi ve biz de BBOM olmak istiyoruz, her şeye varız ama buna yokuz” dedi, “Arkadaşım, BBOM olma sen ZOM ol”…”Biz sana her şeyi aktaralım o kalan üç ayakla ilgili”…”Dördüncü ayağı yapmak istemiyorsun, yapma…BBOM olma ZOM ol sen…Biz yine paylaşımcı oluruz, bunda zaten hiç bir sorunumuz yok”…Ama BBOM okulu açmak istiyorum diye geliyorsan, dördünü de yapacaksın. Çünkü BBOM’da dört harf var dört eksen var. Birini düş o zaman BBO olsun…Ama BBOM değilsin. Ama gelip de ben BBOM olacağım diye temel çerçeveyi dönüştürmeye çalışma çünkü bizim çıkış noktamız var, varsayımlarımız var, ilkelerimiz var, işte burada bir sınır, merkeziyetçilik adına değil, sınır, bir çerçeve var, bu çerçeveyi kabul etmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Son tahlilde sorunun cevabı, evet, bence katılımcılığa açık, anti-demokratik olmayan, demokratik mekanizmaları işleten, barışçıl bir merkezi yapı olması lazım. Olmayacaksa da herkes istediğini yapsın, biz verebileceğimiz her şeyi verelim, ama BBOM değil de başka bir şey olarak yapılsın. Ama itirazlar da çok gelebiliyor buna.
Hiç bir fikir, hiç bir eylem tarihsel, toplumsal, kültürel olarak tabandan ayrı olamaz. Demokratik  olmayan insanlarla demokrat okullar açamazsın. Ha, ama ne yapabilirsin, demokratik olmayan insanların demokratikleşmesi için çalışırsın. Demokratik süreçleri hayata geçirirsin ve bunun uygulanmasını sağlayabilirsin. Zaten bizim de yapmaya çalıştığımız bu. Zamana yaymak lazım, gördüysen, yumuşamış durumdayım.

SA : Evet, gördüğüm en önemli fark artık sonuç odaklı değil süreç odaklı düşünmeye karar vermiş olman.

BÜ : Evet. Bu yüzden demokratik merkeziyetçiliği bile sürece bırakmaya taraftarım. Bu insanlar kendileri gelsin bu noktaya. Hatalar yapılarak gelinecek buraya ancak benim bir kriterim var, izin verilemeyecek yegâne hata, direkt olarak çocukların hayatını, refahını etkileyecek hatalar. Bunu kabul edemem. Bu merkeziyetçilik değil, ilkesel bir duruştur. Çocuklara ayrımcılık yapılması, çocukların birey olarak kabul edilmemesi, çocukların farklılıklarının reddedilmesi, çocukların birbirleriyle çarpıştırılması, rekabete zorlanması, dikte edilmesi, yarışa itilmesi, örselenmesi, bunları kabul edemem. Bunlar tartışmaya açık olmayan maddeler. Bu hatalar yapılmadığı sürece kişisel olarak her şeyi sürece bırakmak taraftarıyım.

SA : Montessori’nin temelini attığı ilkeler esastır.

BÜ : Evet.

SA : Burak çok teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğin var mı?

BÜ : Senle ilgili bir şey var. Bu sürecin başından beri zaman zaman beni en çok eleştiren, hem de en sert eleştiren, zaman zaman da en çok ve en derinden destekleyen ama benim her zaman hareketin vicdanı olarak gördüğüm sana yoldaşlığın için teşekkür ediyorum. Bu harekete kilometre taşı koyanlardan biri olduğunu kamusal olarak beyan etmek istiyorum.

 

Kaynak: http://www.bodrumgundem.com/2016/05/21/bbomda-dort-harf-dort-eksen-var-burak-ulman-roportaji-2-bolum