Buz Dağının Derinleri

Meslek hayatımın son 2 yılına kadarki dönemde, çocuklar arasında yaşanan sorunlarda daha çok geçici çözümler ile anlık krizleri yönetmiş olduğumu fark ettim. Aslında problemin nihai temeline inmenin önemine hep değer verirken beni bunu yapmaktan alıkoyan şeyin, dersi yetiştirme kaygısı olduğunu şu an daha iyi anlıyorum.

Peki bu durumu anlayıp farklı yollar denememi sağlayan neydi?

Aslında kafamdaki sorular beni çocuklara daha çok yaklaştırdı diyebilirim. Ortada bir problem var ve o problemi kendi aranızda çözün diyen bir öğretmen. Aslında problemin tarafları var ve taraflardan biri diğerinin zorba olduğunu düşünüyor ve durumla baş edemediğinden öğretmeninden yardım istiyor. Ve bu problem öyle teneffüs dakikalarında çözülecek gibi değil. Öğretmenin kolaylaştırıcılığında, derinlemesine konuşmak ve diğer çocuklardan da yardım alarak problemi çözmeye çalışmak tüm sınıfta iyileştirici bir güç etkisi sağlayabiliyor. BBOM Öğretmen Köyü tarafından geliştirilen ve yürütülen “Katılımcı Barışçıl Sınıflar” projesinin geçen yıldan bu yana katılımcısıyım. Hatta bu yıl MEB tarafından da pilot uygulama için davet alan bu öğretmen destek modeli ve eğitim yaklaşımı kapsamında öğrendiklerimle, çocukların problemlerine bakış açım çok değişti. Daha katılımcı ve barış dolu bir sınıf olması ve sınıf içinde duygulara yer açmak için bir adım atmam gerektiğini fark etmiştim artık.

Sabah çemberi tekniğini kullanarak çocukların güne başlarken duygu ve düşüncelerini dinliyor ve kendilerini ifade etmelerine alan açıyordum. Her öğrencinin kendini değerli hissettiği bir yer olan çemberde, çocuklar özgür düşünce alanını buluyorlardı. Konuşma nesnesi ile tek tek o anki hislerini dile getirip duygularını söylüyor ve içindeki ihtiyacı bulmaya odaklanıyorlardı. Ayrıca duygu kartlarıyla oynadığımız oyunda, duyguların dilini oyunla eğlenerek anlatıyorlardı. Meğer ne çok duygumuz varmış ve biz bu duygulardan bir habermişiz. Duygular konuşuldukça ihtiyaçlar da belirmeye başlıyordu. İhtiyaçlarımızı dile getirmeye çalışırken, ezberden konuştuğumuzu fark ediyor ve gülüşüyoruz..  Yo hayır bu değil.. Sanırım duygum bu değil şeklinde fısıldaşan cümleler.. Peki ya gerçek ihtiyacımız neydi?  Çocuklar gerçek ihtiyaçlarına doğru ilerlediklerinde aslında kendi kalplerine daha çok yaklaşıyorlardı. Ve biraz bekleyiş sonrası aslolan ihtiyaçlarına yöneliyorlardı.  Bu ihtiyaçları dile getirebiliyorsak, o zaman karşı taraftan ihtiyacımıza yönelik rica veya isteğimiz de olacaktı. Ve biz bu kadar açık ve net duygu, ihtiyaç ve ricamızı dile getirdikten sonra, hem arkadaşımızla hem de sınıfla iletişim kanallarımızı açmış oluyorduk (yavaş yavaş gelecekteki sağlıklı sosyal ilişkilerimizin zeminini şimdiden atmış oluyorduk.)

Çocuklar arasında yaşanan anlaşmazlıklar ve çatışmalar onların okul yaşamlarının neredeyse tamamını etkiliyor. Derse odaklanamıyor, okula gelmek istemiyor, sosyal yaşantıları zorlaşıyor ve en önemlisi öfke dolu oluyorlardı. En ufak bir krizde öfke patlaması yaşayıp birbirlerini kırıyor hatta daha kötüsü güçlü olan güçsüze zorbalık yapabiliyordu. Tüm bunlar – benim gözlemlerime göre – kendilerini yeterince ifade edemediklerinden ve duygularına yeterli alan açılmadığından kaynaklanıyordu.

Çocuklarda öfke ve hırçınlık kontrolünün, ancak çocukların gerçek ihtiyaçlarını anlayabilmekle çözüleceğini, sınıfımda yapmış olduğum uygulamaların çıktısı olarak söyleyebilirim. Yani aslında buz dağının derinlerine inme gücünü kendimizde bulduğumuz vakit, yüzeydekinden apayrı bir şeyle karşılaştığımızı görüyoruz.

Ve unutmamalıyız ki, derinlerdeki duyguları onardığımız vakit, çocukları gerçek yaşama o zaman hazırlayacaktır okullar.

Zeliş KURT

HAYKIRAN ADEM SAATÇİ İLKOKULU