Çocuk Algınız: Öğretmek Nerede Başlar?

Bu yorumlar Profesör Loris Malaguzzi’nin İtalya’da Reggio Emilia’da Haziran 1993’te verdiği bir seminerden tercüme edilip uyarlanmıştır.
Orijinal dilinden tercüme eden: Baji Rankin, Leslie Morrow ve Lella Gandini.
Türkçeleştiren: Uğraş Turan Öner.

Çocuklarla ilgili yüzlerce farklı algı vardır. Her birinizin içinde, bir çocukla ilişki kurmaya başladığınız andan itibaren sizi yönlendiren, çocuğa dair bir algı vardır. İçinizdeki bu teori; sizi belirli biçimlerde davranmaya iter, çocukla konuşurken, onu dinlerken ve gözlemlerken sizi yönlendirir. Kafanızdaki bu algının aksine davranmanız çok zordur. Örneğin algınız kızların ve erkeklerin çok farklı olduğu yönündeyse, onlarla olan ilişkilerinizde farklı davranırsınız.

Kendinizin ve çocuğun etrafında oluşturduğunuz çevre de aynı şekilde çocukla ilgili bu algınızı yansıtır. Çocuğa dair peşin hükümlü algınızı temel alarak oluşturacağınız ortam ile karşınızda gördüğünüz çocuğu – çocukla kurduğunuz ilişkiyi, onunla oynadığınız oyunları – temel alarak oluşturacağınız ortam arasında bir fark vardır. Çocukla olan ilişkinize dayanan ortam benzersiz ve akıcıdır. Yetişkinler ve eğitmenler olarak sizin aranızdaki ilişkilerin niteliği ve niceliği de çocukla ilgili algınızı yansıtır. Çocuklar çok hassastır ve yetişkinlerin dünyasında yaşanmakta olanların gerçek anlamını kısa sürede görebilir ve anlayabilirler. Yetişkinlerin gerçek bir işbirliği içinde mi hareket ettiğini yoksa yaşam deneyimlerini çok az etkileşimle bir tür mahremiyet içinde oluştururken birbirlerinden ayrı mı düştüklerini anlarlar.

Önemli Soruları Sormak

Sabahları çocuklarla çalışmaya başladığınızda yetişkinler olarak “Bu çocuklar ne zaman gerçekten sosyalleşmeye başlayacak?” gibi sorular yöneltmelisiniz. Aynı zamanda çocuklar da yetişkinlere sorular yöneltecektir: “Yetişkinler ne zaman gerçekten sosyalleşmeye başlayacak?” Bu yetişkinlerle çocuklar arasında sürekli devam etmesi gereken bir diyalogdur. Yetişkinler, yetişkin dünyasından çocuklara sorar. Çocuklar da yetişkinlere sorular sorar. Çocukların yetişkinlerden ve yetişkinlerin çocuklardan olan beklentileri önemlidir. Bu beklentilerle ilgili konuşmak için zaman ayırmalıyız.

Aile – anneler, babalar, teyzeler, amcalar, dedeler, nineler – de bu sorgulamaya dâhildir. Her gün “Bu çocuk okulda neler yapıyor?” diye sormalıdırlar.

Günde bir ya da birkaç kez çocukların kendilerine “Annem ne yapıyor?”, “Babam ne yapıyor?”, “ Kardeşim ne yapıyor?”, “Benden çok mu eğleniyorlar?”, “Sıkıldılar mı?” diye sorması son derece olasıdır.

Bahsettiğimiz okul geçmişten sizin aşina olduğunuz okul değildir, daha ziyade hayalini kuracağınız türden bir okuldur.

Her Çocuğun Gerçekliğini Göz Önüne Almak

Çocuğu hiçbir zaman kavramsal olarak ele alamayız. Bir çocuğu düşündüğümüzde, bir çocuğu karşımıza alıp baktığımızda, o çocuk hâlihazırda belirli bir gerçekliğe sıkı sıkı bağlıdır: ilişkileri ve deneyimleri vardır. Bu çocuğu belirli bir gerçeklikten ayıramayız. Bu deneyimleri, duyguları ve ilişkileri kendisiyle birlikte okula getirmektedir.

Yetişkinler olarak sizler için de durum aynıdır. Sabah okula geldiğinizde hayatınızın parçalarını – mutluluğunuzu, hüznünüzü, umutlarınızı, hoşnutluğunuzu, hayatınızın stresli kısımlarını – yanınızda getirirsiniz. Asla izole olmuş biçimde gelmezsiniz, daima size bağlı olan parçalarla birlikte gelirsiniz. Yani birlikte geçirdiğimiz zamanlara yanımızda getirdiğimiz deneyimlerimiz bulaşmıştır.

Bilinmeyenle İlgili Olarak Rahat Olmak

Okul pek de bilardo gibi değildir. Bilardo oynadığınızda topu belirli bir kuvvetle itersiniz ve top gidip masanın kenarına çarpıp seker; uyguladığınız güce ve bunun yönüne bağlı olarak topun gideceği belirli bir yol vardır. Çocuklar ise bu şekilde öngörülebilir değildir. Fakat bazen okullar sanki çocuklar öngörülebilirmiş gibi faaliyet gösterir, bunlar eğlenceli okullar değildir.

Tabii ki okullarda önceden planlanabilen ve öngörülebilen birçok şey olur. Fakat öngörülemeyen pek çok şey de yaşanır. Bazen çocuğun içinde bir şey gelişmeye başlar ve aniden okulda olanlar o yönde akmaya başlar. Bazen bu yetişkinlerin içinde gelişir. Okul her zaman öngörülebilir bir yer değildir. Olasılıklara karşı açık olmalı ve planlarımızı o an çocukların ya da bizim içimizde gelişebilecek şeye göre değiştirebilmeliyiz.

Her birimiz çocukların dünyasından gelen şeylerle oynayabilir olmalıyız. Hepimiz meraklı olmalı ve çocuklar geliştikçe onlardan aldığımız fikirlere dayalı yeni şeyleri denemeye açık olmalıyız. Hayat bir şekilde çalkantılı ve allak bullak, dalgalı ve bilinemez olmak durumundadır. Hayat çocukların düşünceleriyle birlikte aktıkça fikirlerimizi değiştirebilmeliyiz, hayatın dalgalı ve çalkantılı doğasıyla barışmak zorundayız.

Tüm bunlar öğretmenin rolünü değiştirmektedir; bu rol giderek daha zor ve karmaşık bir hale gelir. Fakat bu aynı zamanda öğretmenin dünyasını daha güzel ve ilgi çekici de kılmaktadır.

İlişkilerin Tadını Çıkarmak

İlişkilerin tadını çıkarmak ve birlikte çalışmak çok önemlidir. Çocukların okulda olmayı sevmesi gerekir, okulu ve orada olan etkileşimleri sevmeye ihtiyaçları vardır. Bu etkileşimlerden beklentileri kritik önem taşır.

Aynı zamanda öğretmenlerin diğer öğretmenlerle birlikte olmaktan hoşlanması, çocukların kapasitelerini geliştirmesini ve akıllarını kullanmalarını izlemeyi, çocuklarla olan etkileşimleri sevmeleri gerekmektedir. Her iki kısım da elzemdir.

Hem çocukların hem de yetişkinlerin kendilerini aktif ve önemli hissetmeleri gerekir – kendi gayretleri, kendi zekâları, kendi faaliyetleri ve enerjileriyle ödüllendirilmelidirler. Çocuk bunların değerli olduğunu hissettiğinde bunlar onun için birer güç pınarı haline gelir. Çabasına değer veren yetişkinlerle çalışmanın keyfini hisseder, öğrenmenin temellerinden biri budur.

Yetişkinler açısından, aşırı aktiflik bir risk faktörüdür. Yetişkin, çocuğu önemsediği için çok fazla şey yapmaya çalışabilir; ama bu durum çocuğun öğrenme sürecinde pasif bir rol geliştirmesine sebep olur.

Ormanda Yolumuzu Bulmak

Bunların tümü dev bir ormandır. Ormanın içinde de çocuk bulunur. Orman çok güzel, etkileyici, yemyeşil ve umut doludur; içinde ise hiç yol/patika yoktur. Her ne kadar kolay olmasa da öğretmenler, çocuklar ve aileler olarak bu ormanda kendi yolumuzu kendimiz açmalıyız. Bazen kendimizi ormanda birlikte buluruz, bazen de birbirimizi kaybederiz, bazen ise birbirimize ormanda uzaktan selam veririz; ancak asıl önemli olan bu ormanda birlikte yaşıyor olmaktır. Ve birlikte yaşamak o kadar da kolay değildir.

Ormanda birbirimizi bulmalı ve çocuğun eğitilmesinin asıl anlamını tartışmalıyız. Önemli olan kısım, çocuğun sadece eğitimini değil, sağlığını ve mutluluğunu da göz önüne almaktır.

Okulu yaşayan bir organizma olarak değerlendirmeliyiz. Çocuk, dünyanın okulun içinde var olduğunu ve orada yaşanan her şeye tepki verip hareket ettiğini, düşünüp işlediğini hissetmelidir. Tabii ki tüm çocuklar aynı değildir – her bir çocuk okula farklı bir şeyin parçasını getirir ve katar.

Beklemeyi Öğrenmek

Tüm bunlar bizleri daha yüksek bir seviyede gözlem yapmaya zorlar. Daha iyi gözlemciler olup her bir çocuğun sahip olduğu kaynakları, potansiyeli ve mevcut zihinsel durumunu anlayabilmemiz için sadece çocuğa bakmanın ötesine geçmeli ve çocuğun iç dünyasına girebilmeliyiz. Birlikte verimli çalışabilmemiz için gördüklerimizi kendi içimizdekilerle kıyaslamalıyız.

Görevimiz, sabahları çocuklara sunacağımız eğitsel faaliyetler oluşturmaktır. Bazen doğaçlamak iyidir ancak genel olarak projeyi planlamalıyız. Birkaç günü, haftayı hatta birkaç ayı içeren bir proje olabilir. Çocukların kendi kendilerine öğrenebilecekleri, kendi bilgi ve kaynaklarını bağımsız olarak kullanabilecekleri ve yetişkin müdahalesinin mümkün olduğunca az olduğu ortamlar hazırlamalıyız. Çocukların kendi kendilerine öğrenebilecekleri bir şeyi onlara öğretmek istemeyiz. Kendi kendilerine bulabilecekleri fikirleri onlara aşılamak istemeyiz. Yapmak istediğimiz şey çocukların içindeki arzuyu ve iradeyi harekete geçirmek ve kendi öğrenme deneyimlerinin yaratıcısı olma zevkini uyandırmaktır.

Yeni bir şeyin varlığını nasıl fark edeceğimizi ve çocuğu ne şekilde bekleyeceğimizi öğrenmeliyiz. Bu kendiliğinden olan bir şey değil, öğrenilen bir şeydir. Bunu, çoğunlukla kendi yöntemimizi sunmak için hissettiğimiz telaşa direnerek yapmamız gerekecektir. İlgili, sevecen ve ulaşılabilir olarak orada olmamızın, çocuğu ve onun yaptığı şeyleri anlamamızı mümkün kıldığını keşfedeceğiz. Bu durum pasif olmak gibi görünse de bizim açımızdan çok güçlü bir faaliyettir.

Tamamen İlgili Olmak

Çocuk için yetişkinin ilgili ve yardımsever biçimde bir rehber olarak orada bulunması daimi bir değerdir. Belki de çocukla birlikte bu şekilde çalışmak, kendi rolümüz hakkında daha önce sahip olduğumuzdan farklı bir anlayış oluşturacaktır. Orada bulunmamızın ve çocukla birlikte olmamızın tanımını netleştirmek, çocuk için hayati önem taşır. Çocuk yetişkinin orada olduğunu ve tamamen kendisiyle ilgilendiğini gördüğünde unutmaz. Bu hem çocuk için hem de bizler için çok doğru bir şeydir.

Tıpkı bir yetişkinin hayatının parçası olduğu gibi bir çocuğun da hayatının parçası olan şeyler vardır. Örneğin bir başkası için bir şeyler yapma isteği gibi. Tüm yetişkinlerin diğerleri tarafından görülme/fark edilme arzusu vardır. (Diğerlerini görmek/fark etmek de aynı ölçüde önemlidir). Bu durum çocuklar için de yetişkinler için olduğu kadar önemlidir. Dolayısıyla gözlem yapmak ve bu gözlemlerden büyük bir haz ve tatmin elde etmek mümkündür. Çocuk fark edildiğinde mutlu olur – bir yetişkin tarafından izleniyor olmak neredeyse bir gurur kaynağıdır. Öte yandan, nasıl izleyeceğini bilen bir öğretmen de durumdan bir şeyler çıkarıp, onu dönüştürüp yeni bir şekilde anlayabildiği, idrak edebildiği için kendini iyi hissedecektir.

Çocukların en istemediği şey ise aslında orada olmayan, dikkati dağılmış biri tarafından izlenmektir. Çocuk dikkatle ve ilgiyle izlenmek ister. Çocuk işbaşındayken izlenmek ister. Öğretmenin, yaptığı işin sonucundan çok yapım aşamalarını fark etmesini ister. Öğretmen çocuktan bir kova suyu bir noktadan diğerine götürmesini ister. Çocuk için, öğretmenin sadece çocuğun bir kova suyla karşı tarafa vardığını görmüş olması önemli değildir. Çocuk için önemli olan, öğretmenin çocuğu çalışırken görmesi, görevi yerine getirirken gösterdiği gayreti fark etmesidir. Bu süreç çok önemlidir: çocuk ne kadar da gayret göstermiştir ve ne kadar kahramanca hareket etmiştir. Çocukların asıl istediği meşgulken fark edilmektir, gözlemin odağının nihai sonuç olmasını istemezler. Yetişkinler olarak çocukları iş başında gördüğümüzde, sanki pencereyi açıp olaylara taze bir bakış açısı elde etmiş gibi oluruz.

“Yapmak zorunda kaldığım şeyleri bir görseydin”. Çocuk bunun farkına varılmasını ister. Hepimiz bunun farkına varılmasını isteriz. Bu şu anlama gelir: çocuğu izlemeyi öğrendiğinizde, bütün bunları özümsediğinizde kitaplarda – eğitsel ya da psikolojik –  yazmayan pek çok şeyi de öğrenirsiniz. Bunu yaptığınızda hızlı değerlendirmelere, testlere, yargılara güvenmemeye ve bunlardan imtina etmeye başlarsınız. Çocuk izlenmek ister ama yargılanmak istemez. Bir yargıya vardığımızda bile gözümüzden kaçan, göremediğimiz şeyler olabilir ve durumu geniş kapsamlı olarak değerlendiremeyiz. Çocukları izleme sistemi sizi pek çok duygu ve düşünceye ve belirsizlikler ve şüpheyle dolu bir öğretmenlik tarzına yönlendirir. Öğretmenler açısından bu tarz belirsizlikler içeren bir durumda çalışabilmek büyük bir bilgi ve birikim gerektirir.

Yeni Bir Gözlem Yöntemi Bulmak

Bu yöntemle izlemek muazzam faydalar sağlar. Öğretmenin rolü üzerinde, odağı öğretmekten öğrenmeye kaydıran bir değişim gerektirir, yani öğretmenler çocuklar hakkında bir şeyler öğrenirken bir öğretmen olarak kendileri hakkında da bir şeyler öğrenirler. Bu öğretmenler açısından bir kendini geliştirme biçimidir ve çocukların iç dünyasında yaşanan ve daha önce göremedikleri şeyleri görmelerini sağlar.

Çocukların birlikte olmalarına izin vermeliyiz. Çocuklar diğer çocuklardan çok şey öğrenir ve yetişkinler de çocuklarla zaman geçirdikçe çocuklardan öğrenir. Çocuklar kendi aralarında bir şeyler öğrenmeyi severler ve bir yetişkinle birlikteyken asla öğrenemeyecekleri şeyleri öğrenebilirler. Çocuklar arası ilişki çok zengin ve verimli bir ilişkidir. Yetişkinlerin müdahalesi ve bazen yaptığımız gibi aşırı yardımı olmadan gelişmesine olanak verilirse, çocuklar bu ilişkilerden daha fazla yararlanabilir. Korunmaya ihtiyacı olmayan bir şeyi korumak istemiyoruz.

Küçük çocuklarla çalışan öğretmenlerin, çocuklar hakkında çok az şey bildiğini anlaması çok önemlidir. Öğretmenlerin çocukları görmeyi, onları dinlemeyi, bizden, yani yetişkinlerden veya diğer çocuklardan uzaklaştıklarını hissettiklerinde bunu anlamayı, dikkatlerinin dağıldığını fark etmeyi, mutlu ve keyifli ya da üzgün ve acı dolu bir hisse kapıldıklarında bunu anlamayı öğrenmeleri gerekmektedir. Birçok fikirle hareket edip faaliyet gösterdiklerini anlamamız gerekir, ancak çocukların en önemli görevi arkadaşlarıyla ilişki kurmaktır. Arkadaşlığın ne olduğunu anlamaya çalışmaktadırlar. Çocuklar aynı anda birçok alanda büyür ve gelişir, ancak bir çocuk her zaman yeni ilişkilerin peşindedir. Çocuklar birbirlerini bütün duyularıyla tanırlar. Bir başka çocuğun saçına dokunmak önemlidir. Kokular önemlidir. Bunlar çocukların kendilerinin ve diğerlerinin kimliklerini anlamalarının birer yoludur.

Rolleri Yeniden Tanımlamak

Yetişkinlerin rolünü yeniden tanımlamamız gerekmektedir: bir verici olarak değil de bir ilişki kurucu olarak. Bu ilişkiler sadece insanlar arasında da değildir, eşyalar, düşünceler, etraflarındaki her şeyle olan ilişkilerdir. Sanki okulda tipik bir New York trafik karmaşası yaratmamız gerekiyor gibi düşünebiliriz.

Biz öğretmenler kendimizi, düşünebilen ve tüm çocukları göz önüne alarak esaslı bir müfredat oluşturma kapasitesine sahip araştırmacılar olarak görmeliyiz.

Sık sık çocuklara yetişkin zamanını dayatarak onların kendi kaynaklarıyla çalışma olanaklarını ellerinden alıyoruz.

Reggio’da biz çocukların 100 dili vardır derken aslında çocukların 100 dilinden fazlasını, aynı zamanda yetişkinlerin ve öğretmenlerin 100 dilini de kastediyoruz. Öğretmenin çok farklı rollere bürünme kapasitesi olmalıdır. Öğretmen bir oyunun yazarı olmalı, ileriyi düşünmelidir. Öğretmen aynı zamanda oyundaki ana karakterler, kahramanlar olmalıdır. Öğretmen önceden bildiği replikleri unutmalı ve hatırlamadığı yerlerde yenilerini icat etmelidir. Öğretmen aynı zamanda oyunculara repliklerini fısıldayan suflör olmalıdır. Öğretmenler faaliyetlerin gerçekleştiği ortamı oluşturan set tasarımcıları olmalıdır. Aynı zamanda öğretmen alkışlayan seyirci olmalıdır.

Öğretmenin çok farklı rolleri vardır ve farklı yerlerde bulunup farklı rollere bürünmeli ve birçok dil konuşmalıdır. Bazen öğretmen kendisini söyleyecek hiçbir şeyi kalmamış halde bulabilir, bazen bu durum çocuk için bir şanstır çünkü böyle durumlarda öğretmen yeni kelimeler icat etmek zorunda kalacaktır.

Ailelerle İttifaklar Oluşturmak

Çocuklarımızın aileleriyle güçlü bir işbirliği oluşturmalıyız. Okulu devasa bir sıcak hava balonu olarak hayal edin. Ebeveyn sabah çocuklarını okula getirdiğinde sıcak hava balonu yerdedir. Bazı ebeveyn balonun havalanacağını ve gün boyunca etrafta uçacağını zanneder. Bazı diğerleri ise balonun yerde kalmasını tercih edecektir, çünkü o şekilde çocuklarının güvende olduğundan emin olurlar. Ancak çocuklar bu sıcak hava balonuyla uçmak ve her yeri gezmek, her şeyi bu farklı açıdan görmek, her şeye yukarıdan bakmak isterler. Bizim yapmaya çalıştığımız, bu balonun uçmasını ve ebeveynin de öğretmenlerin ve çocukların bu sıcak hava balonunda yaptıklarının önemini anlamasını sağlamaktır. Havada uçmak ve dünyayı farklı bir açıdan görmek hepimize, özellikle de çocuklara büyük bir katkı yapar.

Ebeveyn üzerinde iyi bir izlenim bırakmalıyız. Onları etkilemeli, yaptığımız şeylerin çocukları ve kendileri için son derece önemli olduğuna, çocuklarla birlikte onların bilgi ve zekâlarını anlayabilmek için çalışıp ürettiğimize ikna etmeliyiz. Bu, bizlerin uçmayı ve balonu idare etmeyi öğrenmemiz gerektiği anlamına gelir. Belki de önceden düşmemizin sebebi bizim bilgi ve beceri eksikliğimizdi. Hepimizin yetenekli sıcak hava balonu pilotları olmamız gereklidir.

Güçlü Bir Algı Yaratmak

Şimdi yapmamız gereken, çocuk algısını biçimlendirmek, çocukların kendilerini içinde buldukları ümitsiz durumlardan çekip çıkarmaktır. Eğer çocukları bu durumlardan kurtarırsak kendimizi de kurtarmış oluruz.

Çocukların iyi bir okula gitme hakkı vardır: iyi bir bina, iyi öğretmenler, doğru zaman, iyi faaliyetler. Bu TÜM çocukların hakkıdır.

Bir çocuğa anında tepki vermek gerekir. Çocukların bizim onların dostu olduğumuzu, arzu ettikleri şeyler için bize güvenebileceklerini, sahip oldukları ve hatta hayal ettikleri şeylerle ilgili olarak onları destekleyeceğimizi bilmeleri gerekir.

Çocukların hayal kurma hakkı vardır. Onlara hayatta ve toplumda bireylerin sahip olduğu hakların tümünü tanımamız gerekir.

Çocukların çok akıllı, güçlü ve güzel olduklarına, son derece hırslı arzu ve istekleri olduğuna en başta bizlerin inanması gerekir. Tutunmamız gereken çocuk algısı budur.

Çocukları kırılgan, zayıf, tam olmayan, camdan yapılmış olarak algılayanlar, bu inançlarından sadece kendileri için yarar sağlarlar. Çocuk algısı olarak böyle bir şeye ihtiyacımız yok.

Çocuklara her zaman koruma sağlamak yerine, onların haklarını ve güçlü yönlerini tanımalıyız.

Loris Malaguzzi

23 Şubat 1920 – 30 Ocak 1994

Reggio Emilia yaklaşımının kurucusu olan Loris Malaguzzi, 2. Dünya Savaşının sona ermesinin ardından ebeveyn tarafından kurulan okullarda ders vermeye başladı. Yıllar içinde bu cesur girişimi bugün bildiğimiz uluslararası kabul görmüş yaklaşıma dönüştürdü.

Malaguzzi ile birlikte çalışanların ya da konuşmalarını dinleyenlerin yoğun bir öğrenme deneyimiyle – felsefi yansımaları, şaşırtıcı gözlemleri, eğitimdeki geleneksel düşünceye meydan okuması, beklenmedik düşünce geçişleri, karmaşık fikirleri ve lezzetli metaforları – ilgili canlı anıları vardır. Loris Malaguzzi’yi onurlandırmanın yollarından biri de fikirlerine kulak vermektir:

“Amacımız çocukların, ebeveynin ve öğretmenlerin kendilerini evlerinde hissettiği cana yakın bir okul inşa etmektir. Böyle bir okul için; prosedürlere, motivasyonlara ve ilgi alanlarına yönelik özenli bir düşünme ve planlama gerekir. Ayrıca birlikte yoğun bir ilişkiler yumağı içinde iyi geçinebilmeyi de kapsaması gereklidir”.

Edwards, Ganidini ve Forman (editörler)

Çocukların 100 Dili (Norwood, New Jersey: Ablex 1993)

BBOM İzmir gönüllülerinden Uğraş Turan Öner’e teşekkür ederiz.