Çocukların Öğrenme Sürecini Anlamada Gözlem, Yorum ve Dökümantasyonun (Belgelendirmenin) Yeri – Paola Cagliari

Paola Cagliari, Reggio Emilia Belediyesinin Yeni Yürümeye Başlayan Çocuk Merkezlerinde faaliyet yürüten bir pedagog ekibinden olup kendisi de bir eğitim koordinatörüdür. Aşağıda okuyacağınız makale, Paola’nın Mart 2003 inceleme gezisi esnasında yaptığı sunuma dayanmaktadır. Innovations dergisi editörleri, Paola’nın çevirmeni Jane McCall’a, bu makalenin yayımlanması için yaptığı katkıdan dolayı müteşekkirdir.

Reggio Emilia’da belediyenin yeni yürümeye başlayan çocuklara yönelik merkezleri ile anaokullarındaki çalışmalarımızı, “gözlem, yorum ve dokümantasyon (belgelendirme)” kavramlarında temel aldığımız teorik zemin ve önermelerin katkısıyla çizdiğimiz bir çerçevede yürüttük. Dolayısıyla bu üç kavramı anlayabilmek için sözünü ettiğimiz teorik referans noktalarını dikkate almak önemlidir. Bu kavramların eğitim deneyimimiz açısından değeri nedir? Söz konusu referans noktalarını esas alan projeleri nasıl üretilebiliriz? Bu soruları yanıtlamaya okulun bugünkü rolünü düşünerek başlayabiliriz. Biz, okullarımızın, bugünün yurttaşlarının yetişebileceği, çocukların bilgi ve ilişki kurma becerileri edinebilecekleri, çevrelerinde olup bitenin farkında ve olup bitenlere katılmaya istekli yurttaşlara dönüşebilecekleri bir yer olacağına inanıyoruz.

Okulun bu kısa tanımında mutabıksak o zaman bir diğer soruya geçebiliriz. Bir okul, yetişkinlerde ve çocuklarda katılımı sağlayabilir mi? Bilinçli, olumlu ve aktif insanlar yetiştirebilir mi? Bu, çocuklara bilgi verip birtakım standartlara ve testlere tâbi tutarak öğrenme derecelerini ölçerek mümkün müdür? Jerome Bruner, “Okul, hayata hazırlık değildir, hayatın ta kendisidir. Çocuklar ve öğretmenlere özel bir dünyadır” der. Okulu bir iletişim sistemi olarak düşünüyoruz. Okul da tıpkı bir şehir gibi bir iletişim sistemi, kültürün oluşturulup işlendiği bir yerdir. Bir öğrenme ve katılım yeridir. İnsanların aktif rol aldıkları, bir kahramanlaşma yeridir. İletişimci düşünme tarzının ve işbirliğinin muazzam değer taşıdığı bir yerdir. Okul, öğrenme kalitesinin, o topluluğun tüm üyelerinin aktif katılımıyla bağlantılı olduğu bir yerdir. Bu tip katılım, iletişimi üretip sonra iletişimi de üretken kılacak araçlar ile stratejilere gereksinir.

İletişim araç ve stratejilerini ele alacak olursak; bu noktada tercihler yapmaya başlamamız gerekir. İlk tercih de, okulun toplum içindeki siyasî ve kültürel rolü; bizim, insan, çocuk, öğretmen ve aile “tasavvurumuz(imgemiz)” ile ilgilidir. Burada sorumluluğumuz, bu imgeyi genel olarak bilimsel camiayı da içeren daha geniş topluluğa anlatmaktır. Çoğunlukla okullar, bizce, olumsuz bir çocuk imgesi aktarır. Genellikle aktarılan imge, “bilmeyen, öğrenmemiş ve eylemleri sosyal kabul görmeyen, eğitilmesi, yönlendirilmesi ve kontrol altında tutulması gereken bir birey imgesidir. Yetişkin nesil, küçük çocukları konusunda kaygılıdır, çünkü çocuklar hayatlarına değişiklik getirir. Çocuklar geleceğin neslini oluşturacaktır ki bu, yetişkinler için belirsiz ve bilinmeyen bir gelecektir; genel geçer ve yerleşik fikirlere meydan okuyabilir.

O halde, farklı bir çocuk imgesi tercih ettiğimizde esasında siyasî ve kültürel bir tercihte bulunmuş oluruz. Bu nedenledir ki, eğitim projemiz ve okul içindeki eylemlerimizde çocuğa “yeterli ve yetenekli” bir birey atfı yapılmıştır. Bize göre, çocuk kendi bilgisinin inşacısı olarak aktiftir. Kendi yorumlama kıstaslarına dayanarak kendi kararlarını alabilecek kapasitededir. Çocuk, dışarıdan aktarılacak bilgi ve beceri ile doldurulabilen boş bir kutu değildir ve bilgiye gitmek için kendi yolunu çizerek mevcut olanları kendi bakışıyla yeniden yorumlar. Elindeki her şeyi, çevresindeki yetişkinleri, kitapları, deneyimlerini, dünyada gördüğü ne varsa kullanır. Kendi bilgisini de görgüsünü de, dünyaya bakışını da incelikle işlemeyi bilir çocuk. Bu birey haklarını ilan eder, yetenekli ve yetkin olarak kabul görme hakkını talep eder. Çocuk, dünya ile temasa geçmek, kendi değerlerini işleyip iletmek için kişisel yollarını çizme hakkına sahiptir. Kendi yaratıcılığını ve dünyaya bakışını ortaya koyma hakkı vardır. Başkalarıyla ve dünyayla doğduğu andan itibaren ilişki kurabilmektedir. Başkalarını dinleyebilen ve başkalarına saygı duyabilen, sürekli olarak başkalarıyla ilişkiye geçmenin yollarını arayan bireydir çocuk. 

Bizim çocuk imgemiz, farklı bir eğitim yaklaşımı geliştirme ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu, etik olduğu kadar eğitime dair de bir tercihtir: Yetişkinler olarak bu yeni bireye merakla yaklaşmalı; çocuğun bilgisini inşa ederken başvurduğu yol ve yöntemlere saygı göstermeliyiz. Bu yöntemler genellikle yetişkinlerinkinden farklıdır. Önyargılı fikir iletim biçimleriyle onları boğmayacak şekilde bu yeni yöntem ve süreçleri görüp anlamamızı ve sürdürmemizi sağlayacak stratejilerin peşine düşmeliyiz. 

Çocuk imgesinin yanı sıra size, öğretmen imgemizle ilgili de bir fikir vermek istiyorum. Öğretmen öğrendiği yöntemleri uygulayan bir kişi olarak düşünülmez. Öğretmen de, diğerleriyle birlikte bilginin inşasına giden yolların yaratıcısıdır.  Öğrencilerin kendi bilgilerini inşa ederken geçtikleri süreçleri anlamayı öğrenirken aynı zamanda kendi bilgisini inşa eden bir kişidir. Çocuklar ve diğer öğretmenlerle deneyimleri, öğretmeni, kendi bilgisini inşa etmesini sağlayacak en etkili yola ulaştırır.

Ailenin rolünü dikkate almak da son derece önemlidir. Ebeveynlerin de okulda işleyen bilgi inşa sürecinin parçası olma hakları vardır. Okul bir iletişim sistemidir ve dokümantasyon işlemimiz de bu iletişimin bir parçasıdır. Dokümantasyon sayesinde ebeveynler okula katkıda bulunmanın bir yolunu bulabilirler. Kendi fikirlerini sunarak bu bağlamda eğitim sürecine etkin şekilde katılacak; kendi bilgi inşa süreçlerini de çocuklar ve öğretmenlerle birlikte tesis edeceklerdir.

Gözlem, yorum ve dokümantasyonun değeri açısından,  bilgi anlayışı ve bilginin nasıl inşa edilebileceği de bir diğer önemli husus olarak öne çıkar. Bilim bilgiye dair bize ne söyler? Bilim bize, bilginin inşa sürecinin “sosyal bir çevrede öznel bir süreç” olduğunu söyler. Yani, benzer geçmiş, kültür veya çevreden kişilerin belirli referans noktalarında ortaklaşmaları muhtemel ise de standardize edilebilecek bir süreç değildir. Bilim bize, bu öznel sürecin büyük bölümüyle kendi yaşam deneyimlerimize dayandığını da söyler. Pürüzsüz bir şekilde ilerlese bile dümdüz bir işleyiş değildir bu: Sık sık durur ve başlarız. Yine de her birey faklı seviyelerde belli stratejilerle ilerlerler. Bilgi inşa sürecimiz sadece bilgiye dayanmaz. Doğal olarak duygularımız ve duyularımız da işin içindedir ve her bireye özel bir bilgi inşa kabiliyeti verir. Bilim bu noktada bize, bilgiyle ilgili ne kadar çok düşünürsek o kadar çok öğreneceğimizi söyler. Bilgi inşa süreçleriyle ilgili düşünmeyi bıraktığımız sürece de bir o kadar çok bilgi inşa ederiz. Ne yazık ki bu, okullarda pek de kullanılmayan bir stratejidir. Bilginin insanlarda nasıl inşa edileceği üzerine düşünmek şu temel soruları ortaya çıkarır: Öğrenme ile öğretmenler arasındaki ilişkiyi nasıl görürüz? Bir yetişkin olarak bana düşen rol çocuklara doğru olan ve kanıtlanmış bilgiyi mi vermek, çocukların bilgilerini ne şekilde inşa ettiklerini mi anlamaktır? Yoksa her ikisi de mi benim rolümdür? Bilginin aktarımı ile bilginin inşası arasındaki ilişki nasıldır? Bir bireyin öğrenmesi ile bir bireyler grubunun öğrenmesi arasındaki ilişki nedir? Şu zamanda, tarihin bu döneminde hangi bilgi önemlidir? Çocuğun inşa edeceği bilgi nasıl bir geleceğe gebedir?

Bilginin inşasıyla ilgili tüm bu fikirler üzerinde düşünürken yetişkinlerin bir grup çocuğun öğretmeni olarak kendi rollerini nasıl gördükleri üzerine kafa yormak önemlidir. Bir öğretmen bir okulda bir grup çocukla ilgili nasıl saygın bir rol edinebilir? Yetişkinler çocuklara karşı, onların öğrenme süreçlerine katılırken ve desteklerken nasıl saygılı olabilir? Öğretmen hem çocuğa ve eğitim süreçlerine saygılı olup hem de çocuğun ailesi, çevresi ve şehri ile iletişim ve katılımı teşvik edebilir? Regio’daki yeni yürümeye başlayan çocuklara yönelik merkezler ve anaokullarında “dinleme pedagojisi” denilen bir strateji kullanmaya karar verdik. Bu dinleme pedagojisi, gözlem, yorumlama ve dokümantasyon yoluyla yürütülmekte. Birbiriyle sıkı bir ilişki içinde işleyen bu süreçleri, daha açıklayıcı olmak için ayrı ayrı ele almak istedim.

Gözlem, biz eğitim alanında çalışanlar için tanıdık  bir kavram. Hepimizin bildiği üzere, gözlem yapabilmek için gözlemin yapılacağı ortamı yaratmamız gerekir. Yazık ki gözlem yaparken, birbiriyle yakından bağlantılı iki tip deneyimi çoğunlukla ayrı ayrı ele alırız. Öğretmenler olarak, çocukları genellikle kendi doğal ortamlarında görür, ama ardından gözlem yapmak için farklı bir etkinlik düzenlemeye karar veririz. Eğitim deneyimimizde bu iki tip deneyimi birleştirmeye çalışırız: Yetişkin için gözlem ortamı, çocukların öğrenip geliştirdikleri bir durum, çocukların aktif olarak bilgiyi inşa ettikleri bir ortamdır. Bu şekilde öğretmen de katılımcı bir gözlemci olur. Öğretmen izler, dinler, notlar alır veya en kullanışlı olduğunu düşündüğü araçlarla kayıt tutar. Aynı zamanda çocukların aktif olarak bilgiyi inşa ettikleri ortamda öğretmen sonuç olarak ilerideki aktivitelere rehberlik edecek stratejiler bulur.

Kil ile oynayan dört çocuğun üç boyutlu nesneler yaptığını tasavvur edin. Öğretmen ve çocuklar birlikte bu ortamı yaratmıştır; bu noktaya birlikte gelmişlerdir. Öğretmen meslektaşlarıyla beraber, bu durum ve bu ortamdan neler ortaya çıkabileceğine dair hipotezler de geliştirmiştir. Bu deneyim öncesinde öğretmen ortamı nasıl belgelendirmek istediğini düşünüp gözlem için hangi araçları kullanacağına karar verir. Fotoğraf çekmek için dijital kamera mı kullanacaktır? Çocuklar çalışırken notlar mı alacaktır? Dikkatini neye odaklamaya çalışacağına dahi karar verebilir. Örneğin, grubun dinamiklerini dikkate almayı, birbiriyle nasıl ilişki kurduklarına, kimin kimle konuştuğuna, çocukların neler söylediklerine odaklanmayı seçebilir. Dört çocuk arasındaki ilişkilere dikkat etmeye veya birbirlerinden öğrenme yollarını anlamaya çalışmaya karar verebilir. Gözlem yaparken, öğretmen kil ile çalışmaya başladığında hayli mutlu olan bir çocuğun birden durduğunu görebilir. Belki de çocuk, ağaç gibi uzun bir nesneyi yapmaya çalışıp da kili ayakta tutamadığı için durmuş olabilir. Bu noktada öğretmenin duran çocukla ilgili yapacağı tek bir şey vardır. Muhtemelen çocuğun grup arkadaşlarından birinin bu soruna ilginç bir çözüm bulduğunu görüp öğretmen iki çocuğu aralarında bir değiş-tokuş yapmaya teşvik edebilir veya çocuğa “daha önce böyle olduğunda ne olmuştu hatırlıyor musun? Son defasında bu soruna bir çözüm bulmuştuk” hatırlatması yaparak çocuğun belleği olabilir. Öğretmen, çocuk ile sohbet başlatmaya karar verip şöyle sorular yöneltebilir: “Yaratmakta olduğun nesne hakkında bir fikrin var mı? Nasıl bir şekli olsun istiyorsun? Ne kadar uzun olsun istiyorsun? Sorun sence nedir?” bu şekilde öğretmen sorunları görüp onları aşmak için strateji bulmada çocukla işbirliğine giderek çocuğun aktivitesine katılmış olur. Sorulan sorular özenle seçilmiş olmalıdır. Güçlü bir iletişim aracı olan sözel iletişim üzerinde derinlemesine düşünmek önemlidir. Öğretmen, çocukların çalışırken söylediklerini dinleyerek onlardan duyduğu sözleri-sözcükleri tekrar edebilir. Çocuklara kendi iletişim süreçlerinde kullandıkları sözcükleri-sözleri yeniden yöneltebilir. Böylece katılımcı gözlem sürecinde başvurulan araçlar deneyim geliştikçe bir sisteme oturacaktır. Bu, gözlemde amaçlananlar için bir gece öncesi tasarlanmış bir egzersiz değildir. İçinde bulunulan anda oluverenlere değer verildiğinde ancak özenli düşünme ve ortak bir pratikten doğan bir durumdur.

Bu ortaklaşa düşünme ve katılım çok önemli bir süreçtir, çünkü çoğunlukla biz yetişkinler görmeye karar verdiğimizi görmeye meyilliyizdir. Gerçekten de gözlemlerimiz genellikle zaten düşündüğümüz şeyi teyit eder. Dolayısıyla gözlemde en önemli kısım, öncesinde çokça düşünme ve çok dikkatli dinlemeyi gerektirir. Çocuklarla yaşanan her deneyim ve her bilgi inşa evresinde başvurulabilecek pek çok farklı yol vardır. Birçok olasılık bir aradadır; hepsi saptanmış değildir ama ortaya çıkabilir. Her çocuk bilgi inşa yollarını bulup bizi beklenmedik şekilde şaşırtabilecek kapasitededir. Kullandıkları yollar beklediğimizden daha az doğru veya daha az ilginç değildir. Çocuklarla ilgili bir proje üzerinde çalışmadan neler olabileceğine, nelerle karşılaşabileceğimize dair tahminlerde bulunmak, kestirimler yapmak, zihinlerimizi farklı olasılıklara açık tutup farklı şeyler görme şansımızı daha da artıracaktır. Doğru yanıtı bekliyor ve temenni ediyorsak görüp göreceğimiz tek şey, yanıtın doğru mu yanlış mı olduğudur. Öte yandan, gözlemimizde bir çocuğun bir durumla nasıl baş ettiğini veya bir eylemi kendi tarzıyla nasıl yaptığını gözlemlemeye odaklanırsak o zaman farklı bir biçimde gözlem yapmış oluruz. Çalışmaya başlamadan önce varsayım veya tahminler son derece önemlidir. Neler olabileceğine dair hipotezler oluşturmak, çocukların etkinlikleri için yaratacağımız ortamı şekillendirmede kesinlikle etkilidir. Farklı durumları tasavvur etmek daha zengin ortamlar oluşturmamıza imkân tanır. Bir çocuğun etrafındaki alan, bir çocuğun bulduğu bir materyal, bir çocuğun kullanabileceği bir alet, çocuk ile yetişkin arasında yaşanan etkileşim etkisiz faktörler değildir; hepsi süreçlerin önünü açabilir de tıkayabilir de.

Bir diğer önemli husus da, dokümantasyon için kullandığımız araçlardır. Çoğunlukla öğretmenler ne aradıklarından emin olacakları bir güven duygusu verdiğinden şematik formlar ve kontrol listelerini tercih ederler. Öğretmenler çok karmaşık bir alanda çalışırlar ve bu belirsizlik denizinde birtakım çıpalar aramaları anlaşılır bir şeydir. Biz eğitim deneyimimizde gözlemlerimizi organize ederken öğretmen ile grubun birlikte çalışarak yaptıkları araçlara başvurarak aslında kendimize meydan okuyoruz. Bizim gözlemlerimiz çalışma ilerlerken inşa edilen bilgi üzerinde yükselmektedir. Çocuklar çalışırken onların bilgi ve becerilerini kullanarak deneyimlerine ilişkin gözlem ve yorumlarımızı besleriz. Zira, kişisel gözlem stratejilerinin öğretmenlerin meslekî gelişimi açısından çok önemli olduğuna inanıyoruz. Bize göre, her öğretmen, meslektaşlarının da işbirliğiyle her durumda kendi gözlem yollarını belirlemeli ve diğerleriyle de fikirlerini paylaşmalıdır. Bu stratejiler içinde bulunulan durumun dinamiklerinin ürünüdür ve durumun bir parçasına dönüşür.

Yorumlama, gözlemin mantıksal bir uzantısıdır. Gözlerimizi sadece gözlemlemek için değil yorumlamak için de kullanırız. Fark şudur ki, görünür olduğunda yorum her şeyi açık kılar. Yorumunuz özel veya ayrıksı olmamalı; öyle stratejiler benimsemelisiniz ki yorumunuz, gözlem bilgilerinin paylaşıldığı ve birlikte çalışılan bir ortamda gruba açık ve o gruba mal olmalıdır. O halde ilk stratejimiz, mümkün olan her zaman gözlemlerimizi yorumlamada birlikte çalışmaktır. Diğer stratejimiz, çeşitli dokümantasyon formlarıdır. Dokümantasyon yoluyla yapılan eylemleri görünür kılabilirsiniz. Tanık olunan süreçler görünür kılınarak görüş alışverişinde bulunulabilir ve öğretmenin yorumu daha geniş bir grup tarafından tartışılabilir.

Çocuklar kendi bilgilerini inşa süreçlerine girdiklerinde pek çok farklı yön ve boyutta farklı ipliklerle bir kumaş dokur gibidirler. Bu, çocukların ve tüm insanlarca saygı duyulması ve desteklenmesi gereken bilgi inşa niteliklerinden biridir. Biz yetişkinler şeyleri tarif etme, davranış tiplerine ve bilgi boyutlarına isim verme ve onları kategorize etme ihtiyacı duyarız. Bunu da çocukların birlikte dokudukları kumaşı ipliklerine ayırmadan yapabilmeliyiz. Bağlantı noktalarını görebilmeli ve bu iç içe geçmiş dokuyu gözlemleyebilmeliyiz. Çözülmeleri için değil ama nasıl bağlandıklarını görmek için iplikleri ayırabilirsek eğer, grup içinde işleyen süreci görüp çocukların öğrenme yolculuğunu yorumlayabiliriz. Bu karmaşık doku içinde iplikleri seçebilirsek fazlasıyla sadeleştirmiş oluruz. İplikleri tek tek görebilmeliyiz ki birlikte ördükleri kumaşın karmaşık dokusunu anlayabilelim.

Dokümantasyonu öncelikle bir çalışma aracı olarak görüyoruz. Bu bize sözcüklerimizi ve imgelerimizi, çocukların üretip geliştirdiği düşünce, sözcük ve imgelerle yan yana koyup kullanarak fikirleri geliştirme fırsatı tanıyan bir süreçtir. Dokümantasyon, bizi, önceden oluşturulmuş kontrol listeleri ve testleri kullanmaktan kurtaran; çocuklarla birlikte öğrenmeye giden yolları döşememizi sağlayan bir stratejidir. Çocuklar ve öğretmenlerin bir deneyimini paylaşma zamanının geldiğini hissettiğimizde okulda bir panel, bir kitap veya bir proje gibi bir ürün ortaya koymamız yararlı olacaktır. Çünkü bu dokümantasyon, oluşturulması, görülmesi ve deneyimi hatırlatması yoluyla her birimizi kendimize tekrar bakmaya, çocuklarla yaşananları yeniden düşünmeye ve yeniden anlamaya zorlar. Okul da, dokümantasyon sayesinde kültürünü pekiştirir ve bu kültürü başkaları için de görünür kılar.            

Çeviren: Meral ÜST