Çocukların Oyunla Öğrenmesine İzin Verin

David Kohn

Bundan yirmi yıl önce, kreşteki, ana sınıfındaki, hatta bir ve ikinci sınıftaki çocuklar zamanlarının çoğunu oyun oynayarak geçirirlerdi: Bloklarla inşaat yapmak, kendi kafalarında ya da sınıf arkadaşlarıyla hayali dünyaları çizmek ya da yaratmak gibi… Ancak giderek artan bir şekilde, bu faaliyetler yerine genellikle daha büyük sınıflarda öğretmen öncülüğünde kullanılan, öğretici yönergeler tercih edilmektedir. Şu anda birçok okulda, formel eğitim 4 ya da 5 yaşında başlamaktadır. Bu konuya ilişkin düşünce, bu erken başlangıç olmadan çocukların okuma ve matematik gibi önemli konularda geride kalarak, diğerlerine asla yetişemeyeceği yönündedir.

Aslında fikir son derece açıktır: Daha erken başlamak daha fazla öğrenmek anlamına gelmektedir; erken kalkan yol alır.

Ancak sayıları giderek artan bir grup bilim insanı, eğitim araştırmacısı, ve eğitimci bu yaklaşımın uzun vadeli başarıyı geliştirdiği yönünde pek az kanıt olduğunu ifade etmektedirler; gerçekte bunun tam tersi yönde, potansiyel olarak duygusal ve bilişsel gelişimi yavaşlatıcı, gereksiz stres yaratıcı ve hatta çocukların öğrenmeye yönelik arzularını azaltıcı bir etkisi olabilir.

Kısa zaman önce bu konu hakkında görüştüğüm bir uzman, Cambridge’deki Lesley Üniversitesi’nden emekli bir eğitim profesörü Nancy Carlsson-Paige, bu eğilimi “çocukların nasıl öğrendiğine ilişkin derin bir yanlış anlama” olarak tanımlıyor. Düzenli olarak okullara yaptığı ziyaretlerde, daha genç öğrencilerin yönergeleri kavramak için debelendiğini gördüğünü ifade eden Carlsson-Paige: “Bunu defalarca kez birçok sınıfta gördüm, çocuklara sıralara oturmaları ve gördükleri harfleri yazmaları söyleniyor. Çocuklar ne yaptıklarını bilmiyorlar. Bu çok üzücü bir şey.” diyor.

Öğretmen öncülüğündeki erken öğrenmeye şüpheyle yaklaşan kesimin de gördüğü üzere, bu tarz bir eğitim keşfeden ve inovasyon yapan kişiler yetiştirmekte başarısız olacak, sadece bilginin pasif tüketicisi olan insanları, inovasyon yaratan insanlardan ziyade, takipçileri yetiştirmeyi başarabilecek. 21. Yüzyıl için ne tür yurttaşlar istiyoruz?

Birçok ölçüt açısından Amerika’nın eğitimdeki başarısı diğer ülkelerin gerisinde olmakla birlikte, özellikle yoksul ve azınlık kökenli olan milyonlarca Amerikalı öğrenci ulusal normların da oldukça altında kalmaktadır. Formel eğitimin erken başlamasını destekleyenler bu sayede her iki açığın da kapatılabileceğini ifade etmektedirler.

Ancak bu hareketler iyi niyetli olsa da saptırılmaktadır. Finlandiya ve Estonya’yı da kapsayan birçok ülkede zorunlu eğitime 7 yaşına kadar başlanmamaktadır. Ulusal eğitim seviyelerinin kıyaslandığı yakın zamanda yapılan karşılaştırmaya göre (the Program for International Student Assessment), her iki ülke de matematik, fen ve okuma derslerinde Amerika’dan daha yüksek sıralamalarda yer almaktadırlar.

Kuşkusuz bu ülkeler Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla daha küçük, eşitsizliklerin daha az olduğu, daha az çeşitliliğe sahip ülkelerdir. Bu gibi durumlarda eğitim ile ilgili konular daha az zorlayıcı olmaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinde ise 7 yaşında okula başlama durumunun işlemesi daha zordur: engelli olsun ya da olmasın, birçok küçük çocuk, gelecekteki okul başarısını geliştirecek bir faaliyet yapmayıp gün içerisinde saatlerce TV izliyor… Ama görevin karmaşıklığı fazla yapılandırılmış sınıfların birçok küçük çocuğa fayda sağlamadığı gerçeğini de gizlememeli.

Bazı araştırmalar okuma ya da diğer alanlardaki erken eğitimin bazı öğrencilere yardımcı olabileceğini ifade etmektedir, ancak bu destekler geçici görünmektedir. Almanya’daki Alanus Üniversitesi’nde eğitim alanında çalışan bir araştırmacı olan Sebastian P. Suggate tarafından 2009’da yapılan bir çalışma, elliden fazla ülkede 15 yaşındaki yaklaşık 400,000 gence odaklanmış ve erken yaşta okula başlamanın herhangi bir avantaj sağlamadığı sonucuna ulaşmıştır. 2012 yılında Dr. Suggate’in yayımladığı bir diğer çalışmada ise birkaç yıl boyunca 83 öğrenci incelenmiş, okula beş yaşında başlayanların daha geç başlayanlara kıyasla okuduğunu kavrama yeteneğinin daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bir diğer çalışma erken yaşta başlayan didaktik eğitimin akademik performansı kötüleştirebildiğini ortaya koymuştur. University of North Florida’da psikoloji profesörü olan Rebecca A. Marcon, “akademik yönelimli”, “çocuk merkezli” ve ikisinin ortası bir okul öncesi sınıfına katılan, 343 çocukla çalışmıştır. Birkaç yıl sonra, üçüncü ve dördüncü sınıflarda, çocukların performansına bakan Marcon, didaktik eğitim alanların oyunla öğrenme fırsatı verilen çocuklara göre anlamlı derecede düşük notlar aldığı sonucuna ulaşmıştır. Dr. Marcon, çalışmasında “birçok çocuğun gelişimsel seviyesine göre oldukça erken bir dönemde formel öğrenme deneyimleri sunan aşırı akademik okul öncesi deneyimleri tarafından çocukların ilerlemeleri yavaşlatılmış olabilir” ifadesini kullanmıştır.

Ama yine de birçok eğitimci okul süresince oyuna ayrılan süreyi azaltmak istemektedir. Cambridge University’de bu konuyu onlarca yıldır çalışan psikolog David Whitebread, “Oyun hiçbir şey kazandırmayan olgunlaşmamış bir davranış olarak algılanıyor genelde” diyor; ve ekliyor “Ancak bu gelişimleri için olmazsa olmaz bir şey. Azimle devam etmeyi, dikkatlerini kontrol etmeyi, duygularını kontrol etmeyi öğrenmeleri gerekir; ve çocuklar bunları oyun oynayarak öğrenirler.”

Geçtiğimiz 20 yıl süresince bilim insanları çocukların nasıl öğrendiklerine ilişkin daha fazla şeyi anlayabilmişlerdir. San Diego’daki University of California’da bir nörobilimci olan Jay Giedd, kariyerini insan beyninin doğumdan ergenliğe kadar gelişimi hakkındaki çalışmalar üzerine kurmuştur. Giedd, 7 ya da 8 yaşından daha küçük çocukların didaktik açıklamalardansa aktif keşiflere daha uygun olduğunu ifade etmekle birlikte, fazla yapılandırılmış bir eğitim sisteminin (over-structuring) sorununun keşif hevesini kırması olduğunu söylemektedir.

Okumak, özellikle aceleye getirilmemelidir. Bu yetenek sadece 6,000 yıldır söz konusu olmaktadır, dolayısıyla kağıt üzerindeki işaretleri karmaşık anlamlara dönüştürmek beynimize önceden yerleştirilmiş bir bilgi değildir. Diğer karmaşık yetenekler, mesela yürümek gibi “doğal olarak” gelişmez, teşvik edilebilir ama zorlanamaz. Okulların şu anda sıklıkla yapmaya çalıştıkları şey tam da budur. Bu, bir okul öncesi eğitime erişimi artırmamalıyız ya da engelli çocuklar için erken eğitimi iyileştirmemeliyiz önerisi değildir. Ancak sosyoekonomik geçmişleri ne olursa olsun çocukların aldıkları erken eğitim onların gelişimine gerçekten yardımcı olmalıdır. Eğitim politikasını yapan kişilerin bu bilime dikkat etmeye başlamalarını ümit etmeliyiz.

Kaynak: http://www.nytimes.com/2015/05/17/opinion/sunday/let-the-kids-learn-through-play.html
Çeviri: Miray Baybars