“Daha Akıllıcası için Mücadele”: Doğu ve Batı Kültürleri Öğrenmeyi Nasıl Ele Alıyorlar?

1979 yılında da Jim Stigler Michigan Üniversitesi son sınıf öğrencisi iken Japonya’ya eğitim üzerine araştırma yapmaya gitti ve bir gün kendini ilkokul 4. sınıf matematik dersinde arka sıralarda otururken buldu.

Stigler, öğretmenin öğrencilerine üç boyutlu bir küp çizmeyi öğretmeye çalıştığını ancak öğrencilerden birinin çok zorlandığını gördü. Öğrencinin çizdiği küp tamamıyla eğriydi ve öğretmen ona “Neden çizimini gidip tahtaya yapmıyorsun” dedi. Tam bu noktada durup düşündüm, ilginç. Tahtaya çizimi düzgün yapamayan birini seçip göndermişti.

Stigler Amerikan okullarında genellikle en iyi öğrencilerin tahtaya kaldırıldığını biliyordu. Bu yüzden, Japon öğrencinin büyük bir sorumluluk edasıyla tahtaya gelip çizmekte olduğu küpü, izlemeye başladı.

Öğretmen birkaç dakika arayla sınıftaki diğer öğrencilere tahtadaki arkadaşlarının küpü doğru çizip çizmediğini soruyor, öğrencilerde kendi çizimlerine bakarak “hayır” anlamında başlarını sallıyorlardı. Süreç ilerledikçe Stigler daha da meraklandığını gördü.

Stigler “Orada çocuğun yerine kendimi koyarak onu izlerken terlemeye başladığımı fark ettim. Çocuğun içinde bulunduğu durumdan ötürü göz yaşına boğulacağını düşündüm.” dedi.

Ama çocuk ağlamadı. Stigler çocuğun sakince küpü doğru çizmeye çalıştığını söyledi. Ve dersin sonuna doğru küpü doğru biçimde çizmeyi başardı. Öğretmen sınıftaki öğrencilere çizimi nasıl bulduklarını sordu. Öğrencilerin hepsi tahtaya bakıp doğru yaptığını söylediler ve arkadaşlarını alkışladılar. Çocuk yüzünde kocaman bir gülücük ve başarmanın verdiği gururla yerine oturdu.

Stigler şu anda UCLA da psikoloji profesörü ve tüm dünyada öğretme ve öğrenme üzerine çalışıyor. Stigler yaşadığı bu küçük deneyimin kendisini Doğu ve Batı entelektüel yaklaşımlarının ve kültürlerinin farklılıklarını düşünmeye ittiğini söylüyor.

Buna ek olarak Stigler eski yıllarda bir halk anlayışı olarak bu mücadelenin (bir şeyi elde etmek için uğraş vermek) göstergelerinin Amerika’da zekâ ve beceri düzeyi düşük kesimlerde görüldüğünü; zekâ ve beceri düzeyi yüksek insanların bu tür uğraşlara girmediklerini ve istediklerini doğal bir biçimde elde ettiklerini, oysa Asya kültürlerinde fırsatlar yaratmak için mücadele etme eğilimi gösterilmekte olduğunu söylüyor.

Stigler, Doğu kültürlerinde mücadele etmenin, öğrenmenin olağan bir yolu olduğunun kabul gördüğünü söylüyor. Herkesten öğrenme sürecinde mücadele etmelerinin beklendiğini, mücadelenin öğrenci için “sizi siz yapan” bir şans olduğunu ve bu mücadele azmini inançla direnerek sorunların çözümünde kullanabilecekleri bir anlayışın etkin olduğunu, anlatıyor.

“Onlara acı çekmenin, katlanmanın iyi bir şey olduğu öğretildi.” “Bence bu iyi bir şey değil ama onlara öğretilenin bu olduğunu düşünüyorum.” diyor Stigler.

Doğu ve Batı arasında derin farklılıkların olduğunu kabul edilebilirsiniz. Ve her birinin kapsamlı örneklerinin varlığı mümkün olsa da Stigler farklılıkları şu şekilde özetledi: Amerikan kültürünün büyük bir bölümünde, öğrencilerin entelektüel kültürlerinin gelişimi için zaman harcamaları bir zayıflık olarak görünürken, Doğu kültürlerinde bu hoş görülmediği gibi duygusal gücün (inanç ve ideal) bir ölçütü olarak da algılanır.

Stigler bu küçük yaklaşım farklılığının çok büyük ipuçları verdiğine inanıyordu.

“Mücadele”

Stigler Doğu ve Batı entelektüel deneyimleri arasındaki farklılıkların mücadelesine dikkat çeken ilk psikolog değildi.

Jim Li Brown üniversitesinde Asyalı ve Amerikalı çocukların öğrenme doğrularını karşılaştıran ve Stigler’i beğenen bir profesördü. Li iki kültürün “mücadele” anlayışına bu denli farklı bakışlarının olmasını anlayabilmek için bir adım geriye gidip onların akademik üstünlüklerinin kökenine ilişkin ne düşündüklerini incelemek gerektiğini söylüyor.

Son on yılda veya daha gerilerde, Li Amerikalı ve Tayvanlı annelerin çocukları hakkındaki konuşmalarını kayda geçiriyordu. Li daha sonra annelerin çocuklarına okulları hakkında neler konuştuklarını analiz etti.

Li benimle bir Amerikalı anne ve 8 yaşındaki çocuğunun arasında geçen kaydettiği bir konuşmayı paylaştı. Anne ve çocuğu kitapları tartışıyorlardı. Çocuk çok küçük olmasına rağmen öğrenmeyi seven başarılı bir öğrenciydi. O kendisi ve arkadaşları teneffüslerde bile kitaplar hakkında konuştuklarını söyledi. Annesiyle konuşması aşağıdaki gibi sürdü:

Anne: Zeki insanların, yetişkin zeki insanların ne yaptıklarını biliyormuşsun?

Çocuk: Biliyorum… Kitaplar hakkında konuşuyorlar.

Anne: Evet. Öyleyse bir kitap hakkında konuşma yapmak son derece güzel bir şey.

Çocuk: Evet…

Küçük bir anlık konuşma. Fakat bu minik konuşma dünyanın kültürel yaklaşımlarını ve inançlarını içeriyordu.

Daha da önemlisi oğluyla konuşan bir Amerikalı anne, onun başarısının zekâsının ürünü olduğunu söylüyordu. “O zeki.” Klasik Amerikalı bakış açısı. Batıda “zekâ” bir şeyi yapabilme yetisi olarak bilinir. Li; kadının oğluna içinde, kafasında ona yapmak istediklerini yapma gücü veren bir şeylerin olduğunu söylediğini ifade etti.

Fakat Li birçok Asya kültüründe, akademik üstünlüğün zekâ ile aynı şekilde bağdaştırılmadığını söylüyor. “Bu onların kim olduklarına, neyle dünyaya geldiklerine değil, ne yaptıklarına bağlıdır.”

Li bu sefer Tayvanlı anne ile 9 yaşındaki çocuğu arasında geçen bir konuşmayı paylaşıyor. Piyano hakkında konuşuyorlar- çocuk yarışmada birinci olmuş ve anne ona bunun nedenlerini açıklıyor.

Anne: Büyük bir enerjiyle bıkmadan, ısrarla çalıştın. Başarılması gerçekten çok büyük çaba gerektiriyordu ama sen bunu gerçekleştirdin.

Li: Böylece odaklanılan nokta çocuğun ısrarlı bir biçimde yılmadan, zorluklara rağmen çalışmasını sürdürmesinin onu başarıya taşıdığını söyledi.

Bütün bu konular mücadele eylemini derin bir şekilde kavramsallaştırdığınız yol nedeniyle sizin gerçek davranışlarınızı etkiler.

Açıktır ki eğer “mücadele” güçsüzlüğün – akılsızlığın – göstergesi olursa bu sizin kendinizi kötü hissetmenizi ve bu duyguya dayanmanızı güçleştir. Fakat eğer “mücadele” gücün göstergesi ise – bir şey öğrenmeye çalışırken yaşam içerisinde kaçınılmaz olarak karşılaşacağımız güçlükleri yenme yeteneği – siz bunu kabul etme konusunda daha istekli olursunuz.

Ve Stigler gerçek dünyada mücadele kavramının farklı tanımlarını, gerçek dünyada sık sık görmenin olası olduğunu söylüyor.

“Biz yıllar önce birinci sınıf öğrencileri ile bir araştırma yaptık.” “Dışarı çıkıp öğrencilere çözemeyecekleri zorlukta matematik soruları verdiklerini ve vazgeçmeden ne kadar süre bu soruları çözmeye çalışacaklarını ölçtüklerini” söyledi.

Amerikalı öğrenciler ortalama 30 saniyelik uğraştan sonra bize bakıp: “Biz bunları öğrenmedik” dediler.

“Japon öğrenciler ayrılan zamanın tamamını kendilerine göre çözülemeyecek zorluktaki problemleri çözmek için harcadılar.” Sonunda zaman bittiği için biz oturumu durdurmak zorunda kaldık. Durumu anlamak için onlara: Bu problemlerin kendileri için yapılamaz zorlukta olmasına rağmen neden bu kadar çaba harcadıklarını sorduğumuzda bize “Ne tür canlılarsınız“ der gibi baktıklarını hissettik.

“Şimdi bu davranış farklılıklarının yaşam boyu devam ettiğini düşünün. Çok büyük bir farklılık.

Doğu Batıya Karşı Değil

Bu anlatılanlar doğunun “mücadele” anlayışının ya da bununla ilgili yaklaşımlarının Batıdan daha iyi olduğu ya da tam tersi olduğu anlamına gelmez. Her iki tarafın da bildikleri güçlü ve zayıf yanları vardır. Batı, çocuklarının birçok alanda özellikle de fen ve matematik alanında Asyalılarla rekabet edemeyeceği kaygısını taşır. Öte yandan; Li Asya ülkelerindeki eğitimcilerin de kendine özgü kaygılarının olduğunu söyler. Ve ekler:

“Çocuklarımız yaratıcı değiller. Bizim çocuklarımız bireyselliğe sahip değillerdir.”        (Kendi kendileri olmak ve bu kimlikle yaşamın gereği olan aktiviteleri sürdürmek) Onlar sadece robotturlar. Li; “Asya ülkelerindeki eğitimcilerin bu tür kaygıları ifade eden düşüncelerini duyabileceğinizi” söyler.

Li; “Bu yüzden bir kültürün, eğer daha iyi sonuçlar verecekse diğer bir kültüre ait inançları benimseyebileceği görüşünü” de ekler.

Stigler ve Li, her ikisi de, kültürel değişimin zor olduğunu, fakat bu değişime yardımcı olabilecek farklı düşünce yollarının da mümkün olduğunu söylerler. Ve Stigler şu soruyu sorar: “Öğrenmeye ilişkin bakış açımızı değiştirerek “mücadele” anlayışını sisteme kazandırabilir miyiz?” Yanıt “EVET” olur.

Örneğin: Japon sınıflarında öğretmenler bilinçli bir şekilde, öğrencilerinin kapasitelerinin üstüne fazla çıkmayacak ödevler tasarlayabilirler, böylelikle öğrenciler kendi güçlerinin yetebileceği düzeyde görevler yaparak “mücadele” anlayışlarına ilişki farklı deneyimler kazanabilirler.

Daha sonra görevler başarıldığında, öğretmenler, öğrencilerin verilen görevin üstesinden “sıkı çalışma” ve “ mücadele” ile gelinebileceğini örnekleriyle gösterebilirler.

Stigler “Ancak bu tür deneyimlerin, sadece okullarda yeterli bir biçimde kazanılamayacağını düşünüyor ve yapılabilecek bir şey olmasına rağmen bu noktanın yeterince vurgulanmadığını düşündüğünü” söylüyor.

Bu arada, Stigler ve bu işi yapan diğer psikologlar belirlenecek daha birçok farklılığın olduğunu ve bu farklılıkların, her iki kültürün de kimliklerinin ayırdına daha açık bir şekilde varmalarını mümkün kılabileceğini söylüyorlar..

Kaynak: http://www.npr.org/sections/health-shots/2012/11/12/164793058/struggle-for-smarts-how-eastern-and-western-cultures-tackle-learning
Türkçeleştiren: Turgay ŞENGÜLER