DİNLEME PEDAGOJİSİ Reggio Emilia’nın Bakış Açısıyla Dinleme

Kaynak: Innovations in early education : Uluslararası Reggio Exchange

Wayne Üniversitesi, Merrill-Palmer Enstitüsü, Sayı:8, Sonbahar 2001

DİNLEME PEDAGOJİSİ

Reggio Emilia’nın Bakış Açısıyla Dinleme

Carlina Rinaldi

Reggio Çocukları Pedagojik Danışmanlığını yürüten Carlina Rinaldi, bir dönem Reggio Emilia Okul Öncesi Eğitim Merkezi’nin eğitim müdürlüğü yapmıştır. Şimdilerde Bolonya Üniversitesi’ndeki öğretmenlik görevinden ayrilmak üzere olan Carlina, 2001 Güz dönemi süresince Missouri, St. Louis’de Webster Üniverstesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulunmuştur. Aşağıdaki metin, 2001 yılında Reggio Çocukları Vakfınca yayımlanan Öğrenmeyi Görünürleştirme: Bireysel Olarak ve Grupla Öğrenen Çocuklar’ in ilk sayısındaki bir bölüme dayanılarak kaleme alınmıştır. Makalenin orijinali Children in Europe dergisinin 2001 Eylül sayısında yayımlanmıştır.

Yazarın Mesajı

New York ve Washington’daki korkunç saldırılardan sonra bu makaleyi baştan yazmak istedim. Ama sonra makaleye,  baştaki düşüncelerimi içeren bir giriş yapmaya karar verdim.  Öyle hissediyorum ki, makalenin içeriği hepimizi yıkan bu trajedinin ışığında yeni değer ve anlamlar kazanacak. Bu acı günler boyunca sürekli olarak çocukları dinlememiz tavsiye ediliyor. Bu ‘dinleme’ sözcüğü, bu kavram, biraz daha kabul görecek, daha fazla paylaşılılıp hayata geçirileceğe benziyor. Ancak bu tutum, yalnızca yaşadığımız olağanüstü dönemlerle kalmamalıdır, zira çocuklarımızı hep dinlemek zorundayız, ama sadece, biz  onlara yardım edebileceğimiz için değil, onlar da bize yardım edebilirler, diye…

Çocuklarımızı dinlemeliyiz, böylece korkularını daha iyi ifade edebilirler ki bu bize de kendi korkularımızla yüzleşme cesareti verecektir, hem onlar için hem de onlarla birlikte.

Çocuklarımızı dinlemeliyiz, onların bilgeliği bizi rahatlatacak, ‘Neden?’ soruları bizi sebepleri aramaya yöneltecek ve şiddet içermeyen, sorumlu ve dürüstçe cevaplar bulmak konusunda bize güç verecektir.

Çocuklarımızı dinlemeliyiz, onların kelimeleri geleceğe cesaretle bakmamızı sağlayacak; hem çocuklarımız hem de kendimizle diyalogumuz için yeni bir yol bulmamiza yardım edecektir.

İtalya’da 0-6 yas arası çocuklara hizmet veren dünyaca ünlü Reggio Emilia eğitim merkezlerinde “dinleme” esaslı eğitim verilmektedir. Bu, programdaki pedagojik yaklasımın da aileler, kasaba ve kültürle demokratik bir diyalog içeren politik yaklaşımın da temelini olusturmaktadır. Bu makalede, Reggi Emilia’da çocuklari dinlemenin ne ifade ettigi araştırılmaktadır.

Anlam arayışı

Reggio’daki deneyimimize gore; dinleme, “anlam arayışı”nda önemli bir rol oynar. Okulu (okul öncesi eğitim merkezini kastediyoruz), anlam arayışında -çocuklar ile yetiskinlerin kendi anlamları ve ikisinin ortak anlamları- aktif rol oynayan bir yer olarak görürüz. Eğitimciler olarak kendimize sorduğumuz ilk soru: “Çocukların, yaptıklari, karşılaştıkları ve deneyimledikleri seylerde anlam bulmalarına nasıl yardım edebiliriz? Bu konuda kendimize nasıl yardımcı olabiliriz?”  Anlam ararken “neden?”, “nasıl?” ve “ne?” sorularını sormalıyız. Bunlar, çocukların okulda ve okul dışında durmadan sordukları sorulardır.

Özellikle aile, televizyon, okul ve sıklıkla bulundukları sosyal mekânlar gibi hayatlarında çok fazla referans noktası olan çocuklar bu arayış sürecinde zorlanabilirler. Ama anlamsız yasayamayız; ne kimlik duygusu, ne umut ne de gelecek var olabilir. Çocuklar bunu bilir; kendi benlik bilinçleri, hayatın anlamını arama arzusu ve yeteneğiyle doğarlar. İşte bu nedenledir ki Reggio’da biz edilgen, kırılgan, muhtaç ve yeteneksiz değil, aktif, güçlü ve yetenekli, anlam arayan ve bulan çocuklar görürüz.

Hem yetişkinler hem de çocuklar için anlamak; çevrelerindeki dünyaya anlam veren bir yorum, bir anlatı yaratabilmek demektir. Bizim için, Reggio’da çocukların gerçekliği ve hem gerçeklikle hem de bizimle kendi ilişkilerini nasıl muhakeme ettiği, yorumladığı ve sorguladığını ortaya koymak açısından bu teoriler son derece önemlidir.

Bu teoriler sürekli olarak üzerinde çalışılıp geliştirilmeye muhtaçtır. Zira, ancak tatmin edici ve inandırıcı açıklamalar sunarak yararlı olabilir ve ihtiyaçlarımızı karşılayabilirler. Aynı zamanda başkalarına da cazip ve tatmin edici gelmelidirler. Başkaları tarafindan da dinlenilmelidirler. Teorilerimizi başkalarına aktararak aslında bizim olmayan bir dünyayı paylaşılan bir yere dönüştürmüş oluruz. Teorileri paylaşmak, belirsizliğe bir tepkidir. Bu nedenledir ki her teorinin varlığı, anlatılması, iletilmesi ve başkaları tarafından dinlenilmesine bağlıdır. Reggio Emilia’daki çalışmayı farklı kılan “ilişkiler ve dinleme pedagojisi”de bu anlayışa dayanır. 

Dinleme 

  • Dinleme, bizi başkalarına ulaştıran bağlara duyarlı olmalıdır. Anlama yetimiz ve varlığımız, evreni bir arada tutan daha geniş, bütünleşik bir bilginin küçük bir parçasıdır.
  • Dinleme, sadece kulaklarımızla değil, tüm duyularımızla dinleme ve dinlenilme ihtiyacına açık ve duyarlı olmalıdır.
  • Dinleme, insanlarin kendilerini ifade etmek ve iletişim kurmak için kullandiklari bir çok dil, sembol ve koda duyarlı olmalıdır.
  • Kendini dinleme, ‘içsel dinleme’, bizi başkalarını dinlemeye sevk eder, ama o da, başkaları bizi dinlediğinde ortaya çıkar.
  • Zaman olarak dinleme. Gerçekten dinlediğinizde diyalog ve içsel düşünme (tefekkür) zamanına geçersiniz ki bu, “şimdi”den ve de geçmiş ve gelecek zamandan oluşan bir iç zamandır, dolayısıyla da kronolojik zaman akışının dışındadır. Bu, sessizliklerle dolu bir zamandır. 
  • Dinleme,arzu, kuşku, merak ve belirsizliğin bir sonucudur. Burada söz konusu olan güvensizlik değildir, her “hakikat”in, yalnızca biz sınırlarının da yanlışlanabileceğinin de farkında olduğumuz sürece geçerli olacağını güvenceye alma durumudur.
  • Dinleme, sorular üretir, cevaplar değil.
  • Dinleme, duygudur. Duygularla üretilir, başkalarının duygularindan etkilenir ve duyguları harekete geçirir.
  • Dinleme hoşgörülü ve farklılıklara açık olmalı, ötekinin bakış açısı ve yorumuna değer vermelidir.
  • Dinleme, başkaları tarafından dinlenilenlere değer vermeyi, mesaja anlam vermeyi ve yorum getirmeyi içeren aktif bir fiildir.
  • Dinleme kolay değildir. Hüküm ve önyargılarımıza ilişkin derin bir farkındalıkla bunları bir yana bırakmamızı gerektirir. Değişime açık olmayı gerektirir. Bilinmeyene değer vermemizi, belirsizliklerimiz sorgulandığında yaşadığımız boşluk ve güvensizlik duygularını alt etmemizi ister.
  • Dinleme, bireyi herkes olmaktan çıkarır (ki çocuklar buna dayanamaz) Dinleme, bizi geçerli ve görünür kılar. Hem mesajı vereni hem de dinleyeni zenginleştirir.
  • Dinleme, her öğrenme iliskisinin temelidir.  Öğrenme, eylem ve düşünme yoluyla öznenin ziihninde şekil alır ve betimleme ve iletişim yoluyla da bilgi ve beceriye dönüşür.
  • Dinleme, birinin dinlemeyi ve anlatmayı öğrendiği ve her bireyin, kendi teorilerini eylem, duygu, sözel ifade ve sembollerle imgelerin (yüzüncü dil) kullanıldığı betimleme yoluyla aktarıp  açıklamayı meşru gördüğü bir “dinleme ortamı”nda gerçekleşir. Anlama yetisi ve farkındalık paylasim ve diyalogla doğar.

En başından beri çocuklar bir sesleri olduğunu gösterir, başkalarını nasıl dinleyeceklerini bilir ve başkaları tarafından dinlenilmeyi isterler. 

Dinleyici olarak çocuklar

Dinleme kapasitesi ve karsılıklı beklenti, iletişim ve diyalogu mümkün kılan ve taleplerin anlaşılıp desteklenmesini sağlayan önemli bir niteliktir. Bu nitelik,  çevrelerindeki dünyanın en mükemmel dinleyicisi olan küçük çocuklarda fazlasıyla vardır. Onlar hayatın tüm biçim ve renklerini dinlerler. Başkalarını, yetişkinleri ve akranlarını, dinlerler. İletisim için dinlemenin ne denli elzem olduğunu çabucak algılarlar.

En başından beri çocuklar bir sesleri olduğunu gösterir, başkalarını nasıl dinleyeceklerini bilir ve etrafındakilerce de dinlenilmek isterler. Sosyallik çocuklara öğretilmez: zaten sosyal varlıktırlar. Küçük çocuklar, başka insanlar kadar kendi kültürümüzce de üretilen adetlerin, dillerin (dolayısıyla da kodların) çok fazla etkisi altındadırlar. Şu halde, dinleme, çocukların kültür edinme sürecini doğumundan itibaren destekleyen bir doğal yatkınlık gibi görünmekte. 

Bu, enerji, cok calışma, zaman zaman da çile çekmeyi gerektiren zorlu bir yol. Ama aynı zamanda merak, keyif, coşku ve tutku da vardır bu yolda. Zaman alan, çocuklarda olup da yetişkinlerin sahip olmadığı veya olmayı istemedikleri zamanı alan bir yol. İşte okulların devreye gireceği yer de burasıdır: Herşeyden önce öğretmenler ile çocukların bireysel olarak veya birbirlerini ve kendi kendilerini dinleyecekleri bir grup olarak “çoklu dinleme ortamı” olmalıdır. Bu çoklu dinleme konsepti, geleneksel öğretmen-öğrenci ilişkisini yıkar. Esas olan, çocuğun kendi kendine öğrenmesi ve çocuklarla yetişkinlerden olusan grupta başarılan öğrenmedir.

Dinleme ve Belgeleme

Çocuklar, zihinsel imgelerini ve teorilerini başkalarına iletirken aynı zamanda kendilerine de betimlerler ki böylelikle daha bilinçli bir görüş gelistirirler. Bu “içsel dinleme”dir. Çocuklara, bir dilden diğerine, bir deneyim alanından diğerine geçerek ve bu geçisler üzerinde düşünerek değişime uğrar ve teorilerini zenginleştirir. Ancak bu sadece, bu geçişleri bir grup içinde –başkalarıyla- yapabilirse, dinleme ve başkaları tarafından dinlenilme, farklılıklarını ifade edip başkalarının farklılıklarına anlayış gösterme şansına sahip olduklarında geçerlidir. Eğitimcilerin görevi, farklılıkların ifade edilmesine imkan tanımakla kalmayıp bu farklı fikirlerin artışılması ve paylaşılıp karşılaştırma yoluyla geliştirilmesini de sağlamaktır. Bu sekilde,  hem çocuk bireysel olarak öğrenmenin yolunu öğrenir hem de grup, dillerin zenginleştiği, çoğaldığı, arıtıldığı bir yandan da çocukların birbiriyle catışıp melezlestikleri, yenilendikleri bir “öğrenim yeri” olduğunun bilincine varır. 

Tüm bu süreçleri nasıl gözlemleyeceği, belgeleyeceği ve yorumlayacağını bilen bir öğretmen, çocuklara destek ve arabulucu işlevinin yanında nasıl öğreteceğini öğrenen bir öğrenci olarak kendi potansiyelini ortaya koyacaktır.  Dokümantasyon, görsel dinleme olarak görülebilir: Dinlemeyi ve dinlenilmeyi sağlar. Notlar, slayt ve videolar gibi kayıtlar üreterek bireysel ve grupla öğrenme yollarını görünür kılar. Bu da grubun ve gruptaki her bir çocuğun öğrenirken kendisini dışardan bir gözle (süreç sırasında ve sonrasında) gözlemlemesine olanak verir.

Geniş bir döküman havuzu (video, ses kaydı, yazızlı notlar vs.) :

  • Her zaman taraflı ve öznel bir yol olsa da öğrenme sürecini ve her çocuğun kullandığı stratejileri görünür kılar;
  • Okumaya, gözden geçirmeye ve değerlendirmeye olanak verir ki bu eylemler,  bilgi inşa sürecinin birer parçasıdır.
  • Çocuk ve yetişkinlerin anlaması ve üstbiliş süreci için elzem görünmektedir.

Gözlemleme, dökümantasyon ve yorumlama bir “spiral hareket” olarak tanımlayacağım şekilde iç içe geçmiş, birbirinden ayrılamayacak süreçlerdir. Gerçekten de gözlemlemeden ve yorumlamadan dokümentasyon imkansızdır.  Dokümanterin düşünce ve yorumu dokümentasyon sayesinde somutluk kazanıp  yorumlanabilir hale gelir. Notlar, ses kayıtları, slayt ve fotoğraflar bir belleğin  bölümlerini eder. Bu bölümlerin her biri, dokümanterin öznelliğiyle gölgelense de, bilginin kolektif inşa sürecinin de bir parçası olarak başkalarının da yorumuna açıktır. Buralardadır geçmiş ve gelecek (yani, “Eger, ……. olsaydı ne olurdu?”) Sonuç: Çoklu katkıyla el ele inşa edilip zenginleştirilmiş, engin bilgidir.

Çeviren : Cansu Gülser

Düzeltme: Meral Üst