Empatiyle Öğrenmek Taze Bir Nefestir

Okullar öğrencilerin eğitimsel ihtiyaçları kadar duygusal ihtiyaçlarını da karşılamalıdır. “Sadece nefes al”. Bu cümle, Francis Street Christian Brothers Okulu’nda günde üç kere çalan Tibetçe zile eşlik eder. Bu anlarda, çocuklar ve öğretmenler ellerini karınlarının üzerine koyar ve derin derin nefes alıp verirler. Bu eylem, her öğrencinin ‘an’da kalmasına, kendi vücudu üzerine düşünmesine, neler hissettiğini değerlendirmesine ve bunu nasıl en iyi şekilde gösterebileceğine dair bir hatırlatma görevi görür. Farkındalık çalışmalarıyla ve çeşitli girişimler sonucu elde edilen bu strateji, okuldaki empati bazlı programın bir parçası olarak hayata geçer.

Francis Street CBS okulu, Liberties-Dublin’de bulunan tamamı erkek öğrenciden oluşan bir ilkokuldur. 1818’de kurulan okul, ‘Büyük Kıtlık Dönemi’nde aşevi olarak hizmet etmiş ve sonrasında çoğu 19. yüzyıl Avrupası’nın en kötü yerleşim bölgelerinden gelenler olmak üzere, yılda 500 öğrenciyi eğitmeye devam etmiştir. Bugün okulumuzdaki delikanlılar; Coombe, Pimlico, Meath Caddesi ve Thomas Caddesi’nden gelir ve onlara öz saygı, karşılıklı anlaşma ve pozitif ilişkiler üzerine kurulu bir eğitim sunulur.

2006 yılında okul müdürlüğü görevine başladığım zaman, çocukların davranışları hakkında hep aynı şeyleri duydum. Veliler, öğretmenler ve çocuklar, sık sık stres, kaygı ve akıl sağlığı konularında konuşuyorlardı ki ben de bu sosyal ve duygusal ihtiyaçlar karşılanmadığında gerçek bir öğrenmenin olmayacağını anladım.

Sanat terapisi, çocukların duygusal sıkıntılarına yardımcı olabilmek için uyguladığımız ilk girişimdi. Çocukların hislerini yönetebilme araçlarını artırmak amacıyla, bu girişimlere bilişsel davranış terapisi ve zindelik-sağlık programı eklendi. Okuldaki her çocuk, mutlaka yoga ve yogalates (yoga ve plates karışımı) yapar.

Her personel toplantısında motivasyonu nasıl sürdürebileceğimizi konuşuruz. Öğretmenlerimiz, öğrenmenin çocukların neleri bildiklerine ve nelerle ilgilendiklerine dayalı olması gerektiğine inanırlar. Davranış, iyileştirici bir yolla yönetilir.

Bir anlaşmazlık durumunda çocukların kendilerine şu soruları sormaları istenir; Ne oldu? O anda neler düşündün ya da hissettin? Bundan kimler etkilendi? Devam edebilmen için neler gerekli? Hasarın tamir edilmesi için şu anda ne olması gerekli? Önceden belirlenmiş “barış klübü” üyesi arabulucu öğrenciler oyun zamanlarında ceplerinde soru kağıtları taşırlar ve bir durum olduğunda yetişkin biri yerine onlara danışılır.

Çemberler, okulumuzda sık kullanılan içeriklerden biridir: barış çemberleri, çatışma çözüm çemberleri, çember zamanı. Derslerde çember şeklinde oturma düzeni uygulanır ve tüm okul günü boyunca böyle devam edilir. Çemberde herkes eşittir ve herkes kendini eşit derecede önemli hisseder.

image

Empati bazlı metodolojilerin, kendini anlama ve öğrenme koşullarını yarattığına ve bu yaklaşımın da sağlıklı toplumlar oluşturduğuna inanırım.

Günlük olarak okulda olup bitenlerin içinde olmak, öğrenci ve öğretmenlerle konuşmak çok hoşuma gider. Bir kaç hafta önce, bir öğrenciyle konuşuruken harika birşey keşfettim: Francis Street CBS okulundaki her bir öğrenci satranç oynayabilir ve çoğu çocuk satrancı oyun zamanında ve kendi inisiyatiflerinde olan “altın zaman”da oynar. Bir öğretmenin bundan yedi yıl önce matematik sınıflarındaki konsantrasyonu artırma amacıyla satranç öğretmeye başladığını biliyorum. Ancak bu oyunun çocukların içine bu kadar işlediğinin farkında değildim.

Temel olarak satranç, çocukların problem çözme, eleştirel düşünme ve iletişim becerilerini geliştirmelerine yardımı olur. Ayrıca satranç onları düşünmeye ve doğru seçimler yapmaya da sevkeder. Bu da onları kendi eylemlerinin sorumluluğunu almaya özendirirken onlara ileriyi planlayabilme yetisi de kazandırır. Empati bazlı metodolojinin ayrılmaz birer parçası olan tüm bu değerler öğretmenler tarafından sunulur.

Empati bazlı eğitim programının yıllardır okulumuzda uygulanmasıyla birlikte son zamanlarda bu çalışmanın uluslararası tanınırlığı da gündeme geldi. 2014 yılında Francis Street CBS okulu, İrlanda’da sadece beş tane okulun sahip olduğu, bir Ashoka “fark yaratan” okulu olarak seçildi. Avrupa, Afrika ve Amerika’dan 200’ün üzerindeki okulla birlikte, Ashoka okulları, empatiyi, yaratıcılığı, takım çalışmasını ve liderlik yetilerini öğrencilerine aktarma sorumluluğunu paylaşan bir küresel eşdüzey enstitüler ağı oluşturmuştur.

Sürekli gelişen bu ağ, okullara program konusunda ve daha ötesinde onların yenilikçi bir eğitim sistemini ön plana çıkarmalarını sağlayacak araç ve fikirleri paylaşma konusunda ilham vermeyi hedefler.

İngiltere, Fransa, Türkiye, İspanya, İsveç ve Almanya’dan okul müdürlerini biraraya getiren Ashoka Avrupa zirvesinden henüz döndüm. Benzer fikirlere sahip eğitimcilerle fikirleri ve içgörüleri paylaşmak, empatiyi öğretme sorumluluğunun tamamen küresel bir iş olduğu konusunda beni ikna etti ve öğrencilerimizin geleceği konusunda umut dolu ve aydınlanmış hissetmemi sağladı.

Fiona Collins Dublin’deki Francis Street CBS ilkokulunun müdürüdür.

Çeviri: Ayşegül Kibaroğlu
Düzeltme: Esra Karaoğullarından