İstek ve İhtiyaçlarını Fark Et!

Dünden beri hatta uzunca zamandır içimde canlı olan his, bugünün de mottosu: Öyle olması gerekiyor düşüncesinden ve dilinden uzaklaş, hem de koşarak. Gereklilik kelimesini o kadar çok kullanıyorum ki, isteklerimi de görmezden geliyorum yıllardır, ihtiyaçlarımınsa farkında değilim. Farkındayken bile önceliklerim hep başkaları oldu zaten. Ailem, işim, arkadaşlarım, seçimlerim ve daha bir sürü şey. Bir süredir hayatı sorgularken farklı bir yola çıktığımı hissediyorum, yolda karşılaştığım insanların bana verdiği mesajları düşünüyorum, bambaşka ufuklar açılıyor gönlümde. Öyle heyecan verici ki bu yolculuk, kimi zaman yasını tuttuğum iç sızıları yaşıyorum, kimi zaman kutlamalarım oluyor.

“Şİ” (Şiddetsiz İletişim) ile yeniden bir yolculuğa çıktığım bu dönemde yepyeni farkındalıklara doğru yelken açtım sanki. Toplulukla her buluşma, kendimle her bağlantı yeni bir keşif gibi.  İnsanın bütün yolculukları kendine, bütün karşılaşmaları, yaşadığı olumlu ya da olumsuz durumları, her biri bir sonraki adımımız için adeta. Dünden beri kendimle hemhal olduğum bir konu var içimde, tazecik, capcanlı: Gereklilik olarak yaptıklarımı düşünürken bir yandan da istek ve ihtiyaçlarımı fark ediyorum, ne çok ihmal etmişim kendimi, ne çok görmezden gelmişim deyip öz şefkatle sarılıyorum kalbime. İhtiyaçlarımı gözetip gereklilik dilinden uzaklaşıyorum adım adım, o yüzdendir ki olmayı sevdiğim ve istediğim yeri paylaşarak yazıyorum hissettiklerimi.

Çocukluğumdan beri “öyle yapmam gerekir” algısıyla yaşamışım. Şimdi düşününce ne çok böyle düşünceler, cümleler, davranışlar büyütmüşüm içimde. Hep koşulları da düşünerek gerekli olanı yapmışım. Unutmuşum ne severim ya da ne isterim diye sormayı kendime. Sonra yetişkin Esra ne istediğini bulmaya çalışmış uzunca bir süre. Onu denemiş, bunu yapmış bazen savrulmuş ama koşmuş hep. Telaşı arayıp bulmak, bir yere ait olmakmış ama bir türlü kendine ne istiyorum, bundan hoşlanıyor muyum, olduğum yerde mutlu muyum diye sormamış, hep öyle olması gerekiyor deyip, gereklilikleri yaptıktan sonra zaman yaratmaya çalışmış.

Şimdi ah be çocuk diyorum öz şefkatle kendime. Biraz dur, soluklan, nefes al, sen ne istediğini bildikten sonra bağırmana da gerek yok, üzülmene de…

Şimdi yepyeni bir kapı aralıyor bu farkındalık bende, ihtiyaç ve isteklerime yoğunlaştığım, kendimle demlendiğim bir hâl. Öyle huzurlu ki olduğum yer, bazen iç sızıları oluşuyor yüreğimde ama tam o sırada kalbimle bağlantı kuruyorum, bundan sonrası daha aydınlık, sadece fark et ihtiyaç ve isteklerini. İstemediklerini ise açık yüreklilikle, net bir şekilde söylersen kimse alınıp kırılmaz diyorum kendime. İşte kalpten bağlantı kurmak bu olsa gerek Şİ’de uzun uzun üstüne konuştuğumuz. Beni her seferinde sarsan, düşündüren, kalbimle bağlantı kurmamı sağlayan şiddetsiz iletişim ve Katılımcı ve Barışçıl Sınıflar Projesi’ne de şükran doluyum ayrıca. Şiddetsiz iletişimde derinleştikçe kalbime bakıyorum, bağ kurduğum insanlara ve bağlantılarıma. Önce ben yerleştirmeliyim hayatıma bu dili diyorum, ben yerleştirmeliyim ki öğrencilerime, çevreme dokunabileyim.

İnsanın tüm yolları kendine, tüm derdi kendiyle; o yüzden bütün telaşı. Ah bir fark etsek bunu, ne güzel olacak hayat. Kendimize sarılsak önce, görmezden gelmesek duygularımızı, bastırmasak, belki bu kadar eleştirmeyiz başkalarını da. Dileğim bir gün herkesin yolunun kendisiyle kesişmesi. Kalpten bağlandığımız ilişkiler temenni ediyorum, işte o zaman dünya güzel, yaşanabilir bir yer hâline gelecek.

Esra Sarıca