PAÜ Öğrencilerinden BBOM Öğretmen Köyü Güncesi

26-27 Mayıs tarihlerinden Pamukkale Üniversitesi öğrencileri BBOM Öğretmen Köyü’nü ziyaret etti. Öğretmen Köyü topluluğundan gönüllüler ile 2 dolu dolu gün geçirdiler. Yaptıkları ziyaret boyunca tuttukları notları da bizlerle paylaştılar.

Keyifli okumalar..

Nurgül

BBOM Öğretmen Köyü’ ne giderken, kafamda parçaları kayıp bir puzzle vardı. Nasıl bir yerdi, bana ne katacaktı?

Öğretmen Köyü’ne ulaşmak zor. Önce Bodrum, ardından Bodrum’un bir köyü ve devamında 20 dakikalık yürüyüş yolu… Belki de bu yol bize “Zor ama imkânsız değil.” mesajını veriyordu. Evet, Öğretmen Köyü’ ne varmak mümkün 🙂

Köyde biraz gezindikçe kayıp puzzelarımı buluyordum. Odalar temizdi, mutfak temizdi, bahçe temizdi, tuvalet temizdi, her yer temizdi. Ne vahşi bir yaşamdaydın ne de betonlar içindeydin. Köyün ne bir fazlasıydın ne de bir eksiğiydin. Seni olduğu gibi içine alan bir yerdi.

26 Mayıs

İlk gün uyguladığımız drama tekniklerinden biri de şuydu: Ortada herkes karışık bir şekilde yürüyor. Sonra aklından bir kişiyi seçiyor. Merve hocamızın adını söylediği kişi yere çömeliyor. Adı söylenen kişiyi seçen çömeliyor, çömeleni seçen de çömeliyor. Meksika dalgası gibi; bir isim söylenmesiyle herkes çöküyor. Bu çalışma bendeki şu düşünceyi uyandırdı: “Birimize uzak da olsak herkes birbirini etkiler. Ben değişirsem, dünyam değişir.”

Feyza hoca bize BBOM’u anlattı. Puzzelım neredeyse tamamlandı. Ardından Barış hoca bize “Eleştirel Pedagoji” den bahsetti. Eleştirel okuryazarlık üzerine bir çalışma yaptık. Gruplara ayrıldık. Barış hoca her gruba bir çocuk kitabı verdi ve bunu eleştirel okuryazarlığın adımlarıyla (derinlemesine düşünme-dönüştürme-eylem) sunmamızı istedi. Belki tam anlamıyla eleştirel okuryazarlık yapamadım ama süreci anlamış oldum.

27 Mayıs

Feyza hocayla Şiddetsiz İletişim’e bir giriş yaptık. “Başkalarının duygularından sorumlu değilsin.” Ve ihtiyaçlarımız… İhtiyaçlarımız karşılanmadığında ortaya çıkan o yokluk şiddeti getiriyormuş. Onun için kendini dinleyeceksin, ihtiyacım ne diye soracaksın.

Barış hoca rehberliğinde yaptığımız küçük grup tartışmaları ile müfredat, eğitimde değerlendirme, okulların fiziksel ortamı ve ebeveyn-öğretmen-öğrenci konuları hakkında farklı dünyalara yolculuk yaptık.

Not 1: Figen ablanın yemekleri enfesti. Adeta zevkle yemek yedik.

Not 2: Merve hocayla yaptığımız gece yürüyüşü ise tam bir Rönesans tablosuydu. Ay pusuda, çevrede ışık yok ama gecenin aydınlığı denen o muazzam bir loşluk… Yerdeki çakıl taşları ışıl ışıl…

Not 3: Gece oynadığımız vampir-köylü oyunu da baya eğlenceli geçti. Hele vampir olduğumu fark etmemiş olmam 😀

Not 4: Sabah yürüyüşü de başka bir güzeldi. Yürüdükçe yürümek istiyor insan. Sanki özüne dönüyor.

Not 5: Kafamda birçok soruyla ayrıldım. Öğrenmeye aç olduğumu fark ettim.

En önemli not: Düşünmekten kaçtığımı fark ettim. Tüm bu çalışmalarla düşüncelerime yoğunlaşmam bana ilaç gibi geldi.

Kendime not: Doğadan ihtiyacın olanını al, fazlasını değil. O zaman doğa sana istediğini verecek.

Okuyana not: Pablo Picasso’nun “Hayal edebildiğin her şey gerçektir.” sözü üzerine diyorum ki “Hayaller imkânsız değildir, mümkündür.” 


Elif Tuba

Öğretmen Köyü’ne giderken gerçekten çok heyecanlıydım. Özellikle de ortam konusunda çok meraklıydım. Benim için harika bir ortamdı. Gerçekten huzurluydum. Hatta hiç ayrılmamanın yollarını düşünmedim değil…
Atölyeler çok keyifli ve verimliydi. Her atölyenin arkasından yeni soru işaretleri yeni meraklar ekledim kendime. Meslek hayatımda bana yol gösterecek fikirlere sahip oldum. Feyza hoca ile Şiddetsiz İletişim hakkında konuştuklarımızın hem kişisel hem de meslek hayatımı çok etkileyeceğini düşünüyorum.
Barış hoca ile yaptığımız tartışmaların hepimizin bakış açısını genişlettiğine eminim. Merve hocayla yaptığımız doğa yürüyüşleri hem birtakım korkularımı yenmeme yardım etti hem de çok keyifli vakit geçirmeme… Hiç yabancılık çekmediğimi söyleyebilirim. Evimizde gibiydik. Bunun için herkese teşekkür ederim.

Söylemeden geçemem Figen ablanın yemeklerini çok özleyeceğim. Ve tabii ki yardımlarından dolayı Melik’e de teşekkür ediyorum. Tekrar tekrar görüşmeyi umut ediyorum…


Tahsin

Sabaha karşı 03:45 yola çıktık şaka şaka böyle başlamayacağım. Arabaya binerken ve daha önce olduğu gibi “ya Tahsin oğlum yat gitsin KPPS’ye hazırlan 2 gün kıymetli” diyip yine bir eğitime çıktım. Aklımda olan, beni reddeden mailleri yazan kişiyi bulmaktı. Bulamadım ama olsun bir daha eğitim başvurusunda reddedilince köyün yerini de biliyorum bu defa kendim gidip o kişiyi bulacağım ve tebrik edeceğim. Bu kadar espri yeter bence de.

Herkesin kafasındaki sorular şuydu büyük ihtimalle: Gidiyoruz, ya beklediğimiz gibi çıkmazsa? Olsun ya! Bodruma gidiyoruz o da bir kar…
Vardıktan sonra Burak hocaya yardım teklifimle hocaya karşı imajım şekillendi diye düşünüyorum. Ama ortada yardım edilecek bir şey var mı hadi çocuklar işe koyulun demekti, bunu kendim itiraf etsem iyi olacak.
Daha önceki etkinliklerde de bildiğim tek ortak nokta tanışma çemberi. O kısa sürede yaptığımız etkinlik birbirini tanıyan grup için çok oturmadı diye düşünüyorum. Bende havada kaldı sosyogram mı yapıyoruz demiştim.
BBOM ile tanışma konusunda, gelen ekipteki öğrenci arkadaşlarımın arasında en eskisi bendim. Benim beklentim dahilinde tamam harika bir eğitim ortamı tamam samimiyet oranı yüksek ama her şey mi iyi gidiyor acaba insanın olduğu yerde sorunun olmaması mümkün değil diye düşünüyordum. Feyza hocanın BBOM’un tarihsel sürecini anlatırkenki samimi tavrı, bendeki sorunun cevabını bulmamı sağladı. Demek neymiş; onlarda da sorun olabilir çok doğal onunla mücadele etmek daha önemliymiş.

Birinci günün diğer etkinliğin ana noktaları yani somut bir ürün var ama o ürünü değiştirme eksik noktaları tespit etme o eksik noktalar o ürünün eksikliğini tespit amaçlı olmayıp sadece farenin anlatıldığı bir kitapta kedinin olmayışı peynirin olmayışı gibi tespit etmek açısından önemliydi.
Bütün bir ekip olarak Şiddetsiz İletişim’e hayranlığımız bendeki hissettirdiği duygu ile paralel olmadığını düşünüyorum. Şiddetin her türlüsüne karşıyım ama bazı insanların o iletişim biçiminden bir halt anlayacağını düşünmüyorum hele hele bizim kültürümüze kavanoz kapak ilişkisine benzer kapatmıyorsa kavanoz kapağı atar üstünden. Bizim kültürümüz de o şiddetsiz iletişimin uygulanacak bir ortamın çok az yerde gerçekleşebileceğini düşünenlerdenim. Marshal bizi görüp oluştursaydı bu kuramı galiba ‘’Türklere uyarlanmış’’ halini arka sayfada diye belirtirdi. Genel toparlayacak olursam en sevdiğim nokta o çemberde öğrenci hoca hiyerarşisinin ortadan kalkmasıydı. En mutlu olduğum ise bütün arkadaşlarım oraya geldiklerine dair harika bir derecede memnuniyet oranı yüksek bir şekilde ayrılmamız oldu.

Emeği geçen başta Sibel ve Suna hocama daha sonra Merve hocama (tavukları kestirmediniz bana hala aklım orada), Feyza ve Burak hocama veeeeee yemekleriyle benim aç yatmama engel olduğu için Figen ablaya çok teşekkür ederim.

Melik unutmadım seni Beşiktaşlı olman seni assolist yapar sana da bize eşlik ettiğin teşekkürler.


Raziye

Köy ortamını bilen biri olduğumdan köye gitmek ve orada köy yaşamı sürmek beni ilk başlarda heyecanlandırmadı pek. Ancak köye doğru yürümeye başladığımızda içimdeki merak daha da arttı. Kafamda dönen ‘’Bu insanlar orada ne yapıyor?’’ ve ‘’Amaçları ne?’’ soruları cevabını bulmak için sabırsızlanıyordu.

Köye ilk vardığımızda şöyle bir baktım yukardan ve içimde bir his belirdi: Ben buraya daha önce geldim. Bu his pek az ortamda ve insanda bulabildiğim ve çok sevdiğim bir histir. Bungalovlara yerleştiğimizde ben sanki hep orada kalıyormuşum gibi oldu. İşte o an burada güzel şeyler yaşayacağımı fark ettim.

Bundan sonra en seveceğim şey olan ‘’beklenti çemberi’’ nde şimdiye kadar bir arada, aynı toplulukta bulunduğum arkadaşlarımın beklentilerini, düşüncelerini, duygularını ilk defa bu kadar içten bir şekilde duydum ve bu arkadaşlarımla aramdaki bağı biraz daha arttırdı. BBOM evrenini Feyza Hocamız anlattığında kalkıp onu tebrik etmek istedim. Çünkü bize anlatırken bardağın dolu tarafındakileri anlatmadı yalnızca. Boş tarafında ne olduğunu, nasıl sıkıntılar yaşandığını hepsini söyledi. Doğa gibi gerçekçiydi anlayacağınız. Her yaptığımız benim için değerli ancak bundan sonrasında en çok etkilendiklerimden bahsedeceğim. Şiddetsiz iletişim…

Barış Hoca bizi gruplara ayırıp ne yapacağımızı söyledikten sonra partnerimle sessiz bir köşeye çekildik ve seçtiğimiz, o an ihtiyacını hissettiğimiz iki kavram üzerine belli sürelerle konuşmaya başladık ancak bir farkla: karşıdaki kişiyi dinlerken jest, mimik ne de başka bir şey yapmayacaktık. Yalnızca dinleyecektik. Ben Melike ile saygı ve topluluk kavramlarını konuştum. Bunu yaparken o kadar rahattım ki Melike’nin benim söyleyeceklerimi sonuna kadar dinleyeceğini bilmek anlatacaklarımı rahatça anlatabilmemi sağladı. Öte yandan mimiksiz dinlemesi o konu hakkında onun iyi ya da kötü düşüncelerini bilmemek söyleyeceğim şeyin karşı tarafta ne his uyandırdığı düşüncesiyle oluşan şunu da söylemeyeyim hissini kırdı. Ben de Melike’yi aynı şekilde dinledim. Konuşmamızın sonunda baktık ki ikimiz de tüm düşüncelerimizi söylemişiz ve birbirimizi anlamışız. İşte bu duygu mükemmeldi. Tabi biz bunları yaparken Marshall Rosenberg de bizi köyün bir yerinden izliyormuştur. Kapanış çemberinde toplandığımızda buradan gidecek olmanın üzüntüsü sarmaya başladı içimi ama önemli bir şey fark ettim uzun zamandır birlikte olduğum ve birlikte güzel işler yaptığım bu insanlarla ilk defa böyle bir ortamdaydım. İlk defa onların düşüncelerini bu kadar yakından görüyordum.

Bir de burada aslında olaylara ne kadar farklı açılardan bakılabildiğinin farkına vardım. Aslında bizim göremediğimiz ama başkalarının dikkatini çeken ne çok pencereler vardı. Artık gidiyorduk. Doğanın içinde doğaya saygılı böyle bir yerde olmak ‘’evet başka bir okul mümkün’’ dedirtti. Hem hayattaki sorunların bol bol konuşulduğu hem de normal hayattan bir o kadar izole olmuş bir yer… Bize iki gündür güzel ötesi yemekler yapan Figen ablayı özleyecektim. Tekrar tekrar teşekkür etsem de dönüp yine teşekkür etmek istedim ona. Feyza Hocaya sarılıp vedalaştığımda ona söylediğim şey ‘’sizin gibi insanları tanımayı çok seviyorum’’ oldu. Evet çok seviyordum. Ayağı kırık olmasına rağmen bizimle o kadar güzel ilgilenmişti ki. Giderken aklımdan geçen birçok düşünce vardı ama en önemlisi artık gideceğim yeni bir kapının olmasıydı.
BBOM benim için yeni bir pencere de demekti artık. Hayata baktığım yeni bir pencere… Aynı üniversitede olduğum ama tanımadığım Merve hocayla tanışma fırsatım oldu. Ve tabii ki Barış Hoca ile de. Kafamda yeni sorular, kendime kattığım yeni değerler ve tanıdığım samimi insanlarla ayrıldım köyden. Ve dedim ki : Evet Mümkün.