Şefkatli Eğitmen Olmak İçin

Okullar açıldı açılacak. Karnımızda kelebekler, bagajımızda hayal kırıklıkları, yaz tatili ile yıkanmış kalplerimizde tazelenmiş umutlarımızla sınıflara gireceğiz yakında. Bakalım bu yıl neler olacak? Ne kadar öğrenme yeşertebileceğiz sınıflarımızda, hayallerimizi somutlaştırdığımız yaşantıların keyfine varabilecek miyiz?

On beş yılı aşkın öğretmenlik ve yöneticilik yaşamımda hiç bıkmadığım hafif bir kaygı ile besli bir heyecan bu. Yılbaşlarındaki doğum günlerindeki gözün önünden geçen film şeritleri ve bu şeritlere eklenecek yeni maceraların hayallerini hatırlatıyor bana okul yılı başlangıçları.

Tatilde bir süre dinlenmek ve ardından her baktığım şeyde okulda yapacaklarımı görmek. Öğretmenlik deneyimimde çocuklarla paylaşacaklarımın sağlam bilgi ve altyapısına sahip olmak, ayrıntılı plan yapmak, eksiksiz materyalle sınıfa gitmek işimi çok kolaylaştırdı ama çocukların aklında kalan ve onları benim paylaştıklarımı dinlemek için motive eden en temel şey aramızda kurulan ilişkiydi.

Kendi deneyimlerimle keşfettiğim bu sırrı yıllar sonra bir BBOM Öğretmen Köyü eğitiminde Sura Hart derli toplu tutuşturuverdi elime. Bir sürü alet edevat geliştirmiş biz yıpranmayalım, arada çocukları da telef etmeyelim diye. Üstelik de bu sır Şiddetsiz İletişimden besleniyor.

Bilgeliğini ve deneyimini aşağıda bağlantısını bulacağınız web sayfasından düzenli olarak paylaşan “The Compassionate Classroom”un (Şefkatli Sınıf) da yazarları olan Sura Hart ve Victoria Kindle Hodson’ın paylaşımlarının çevirilerini bulacaksınız burada her hafta. Bu yılki eğitim-öğretim yılı yolculuğunuzda ilham olması dileğiyle…

http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

1. Hafta

Kendilerinden sınıf yaşamına aktif olarak katkıda bulunmaları istendiğinde, öğrenciler genellikle hevesli katılımcılar olmaya meyillidirler. Şiddetsiz İletişimin özünde karşılıklı anlaşmaya dayalı bir vizyon yaratmak vardır.

Öğrencilerinizle birlikte geçirmek istediğiniz okul yılına dair bir vizyon belirleyin. Bu vizyonu yazın. Resimlerini çizin. Vizyonla ilgili konuşun. Ardından bu vizyonu ne tür davranışların destekleyeceği ile ilgili bir grup anlaşması yapın. Anlaşmayı çocuklara imzalatın ve görebilecekleri bir yere asın.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Bir hafta koşturmacayla çabucak geçti. Planlar istediğimiz gibi gitmedi,  öğrenmeler üst üste yığıldı, düşünüp sindirmeye hiç vakit olmadı. Şimdiden müfredatın iki-üç gün gerisinde, bir sonraki haftanın olan larını revize etmeye vakit bulamayan kaybolmuş bir halde olabiliriz. Çok kısa bir kahve arası verip bir süre kendi kendinize kalın. Geçen haftanın nasıl geçtiğini gözden geçirin, öğrencilerinizle kurmaya başladığınız bağlar için kendinizi kutlayın. Bu yıl müfredatı tamamlamanın yanında ve çok daha ötesinde yapacağınız işlerin tohumlarını ekmeye başladınız geçen hafta!

2. Hafta

Öğrenmek öğrenciler için sınıfa getirdikleri bir sürü ihtiyaçtan sadece biridir. 

İlişki tabanlı bir sınıfta; güvenlik, güven, öğrencilerin ihtiyaçları, öğretmenlerin ihtiyaçları ve iletişim biçimleri kullanılan müfredat için tarih, yabancı dil, fen bilimleri ve diğer akademik konular kadar önemlidir. 

Sınıfta izlediğiniz müfredat bu değerleri nasıl yansıtıyor? Kullandığınız müfredatta bu değerleri daha güçlü yansıtmaya yarayacak değişiklikler yapmak ister misiniz?

Önyazı ve Çeviri: Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Hans Christian Andersen’in “Prenses ve Nohut Tanesi” masalını bilmeyeniniz var mı? Fırtınalı bir gecede sarayın kapısı hızlı hızlı vurulur. Yağmurdan üstü başı darmadağın olmuş, elbisesi yırtıklar içinde bir genç kadındır kapıdaki. Prenses olduğunu iddia edince, oğlunu gerçek bir prensesle evlendirmeye niyetli kraliçe bu genç ve güzel kadını bir sınavdan geçirmeye karar verir. Gece olur, yatma vakti gelir. Kraliçe hizmetkarlarından özel bir yatak hazırlamalarını ister. Sarayın en pofuduk yirmi yatağı üst üste dizilir, altında da iyisinden yirmi şilte düzülür. Şiltelerin altına yerleştirilen minik çiğ nohut tanesi yüzünden genç güzel kadının gözüne uyku girmeyecek, geçirdiği bu rahatsız gece ile gerçek prenses olduğunu ispat edecektir.

Bu masalı henüz okuma yazma bilmezken evdeki masal kırkbeşliklerinden dinleyip öğrenmiştim. Sonra da hiç aklımdan çıkmadı. Yeri ve zamanı geldiğinde saklandığı kovuktan başını çıkarıp kendini bana hatırlattı. Öğrenmemi engelleyen beni rahatsız eden bir şeylerin olduğunu hatırladığım anlarda da zihnim bu masalı konuk eder. Prenses olmasak da öğrenme ortamlarında kırk şiltenin altındaki nohut tanesinden etkileniriz hepimiz. Kendimizi güvende hissettiğimiz fiziksel ihtiyaçlarımız karşılanmıyorsa odağımızı toplamakta güçlük çekeriz. Pek çoğu nohut tanesi kadar küçüktür. Bazen bir yudum su, bazen açılan bir pencere. Öğrenme ortamlarında çocuklarımızla yaşantımızda güvenli ortam yaratmaya yönelik fiziksel farkındalığımızı geliştirmek için gün sonunda bir gün boyunca kullandığımız mekanları şöyle kısaca bir gözümüzün önüne getirip notlar almak. Sonra da bu notlar içinden yapabileceğimiz en küçük düzenlemelerle işe başlamak. O küçük düzenlemelerle kat ettiğiniz yollara inanamayacaksınız, bazen bu düzenlemelerin hiç beklemediğiniz bir biçimde sınıfınızdaki duygusal güvenliğe de hizmet ettiğini göreceksiniz.

3. Hafta

Öğrencilerin güvende oldukları ve güvenebildikleri yerde öğretmenler de şefkat ve derinlemesine öğrenmenin tohumlarını bulacaktır.

Sınıfta güvenli alan ve güven tesisi için harcanan zaman, eğitimcilerin en çok arzuladığı şey olan derinlemesine öğrenmenin yeşerdiği şefkatli öğrenme topluluğunu yaratabilir.

Öğrencilerinizle birlikte, herkes için güvenlik ve güvenin önemini keşfedin. Bu süreç, tarihsel bir bağlamda gerçekleştirilebilir – dünyanın her bir parçasında yaşayan bütün insanlar için eskiden nasıl bir önem taşıyordu, şimdi hala nasıl bir önem taşıyor. Veya günümüz bağlamına taşınabilir ve bugünün olaylarında keşfedilebilir güvenlik ve güvenin önemi.

Grup anlaşmanızın ne kadar iyi işleyip işlemediğini birlikte değerlendirmek için önceliğiniz bu olsun. Sınıfın tüm üyelerinin güvenliğini ve güven duygusunu daha iyi desteklemek için bu keşfi sürdürüp geliştirin.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

“Ne kadar disiplinsiz bir sınıf!”, “Bu öğretmenimiz çok iyi ama biraz da disiplinli olmayı öğrenmeli”, “Çocuklar hiç mi disiplin yok sizde!”, “Okul müdürünün çocukların böyle disiplinsiz davranışlarına göz yumması!” Bu cümleleri çoğaltmak mümkün. Yıllar geçiyor, yaşantılar hayal bile edemediğimiz hız ve biçimde değişiyor, cümleler değişmiyor. Bir mektubun gelmesini aylarca bekleyen bir nesille e-maili yavaş bulan bir neslin aynı söyleme maruz kalması bana çok acıklı geliyor.

Disiplin sözcüğünün TDK sözlüğündeki karşılığına baktığımızda aşağıdaki tanımlarla karşılaşıyoruz:

  1. Bir topluluğun, yasalarına ve düzenle ilgili yazılı veya yazısız kurallarına titizlik ve özenle uyması durumu, sıkı düzen, düzence, düzen bağı, zapturapt
  1. Kişilerin içinde yaşadıkları topluluğun genel düşünce ve davranışlarına uymalarını sağlamak amacıyla alınan önlemlerin bütünü

Merakının peşinde koşmak, bu koşuda zihnin ve duyguların bir yerden bir başkasına konup kalkması, her öğrenmenin verdiği eşsiz tadın yeni merakların maceralarını başlatmasının zapturapt altında veya bir önlemler bütünü ile tanımlanan sınıf ikliminde gerçekleşmesini beklemek mümkün mü? Öğrenme süreci her defasında biricikliğimizi keşfettiğimiz bir yolculuk iken “topluluğun genel düşünce ve davranışlarına uymamız”ın sağlandığı bir ortamda bulunmaya zorlanmak…

Bunca tarih ve birikimi bugünden yarına dönüştürmek çok kolay olmasa da; yılgınlığa düşmeden önce kendi farkındalığınızı oluşturup yaşantınızdan “disiplin” sözcüğünü çıkardığınızda olabilecekleri hayal ederek başlayabilirsiniz işe. Disiplin tortusundan arınıp otantik benliğinize dönebildiğiniz her an, öğrencileriniz size öyle değerli karşılıklar verecekler ki öğretmenlik deneyiminizin nasıl zenginleştiğine keyifle şaşıracaksınız.

4. Hafta

Öğretmenler ne yaşıyorsa öğrenciler onu öğrenir.

Öğretmenler öğrencilerin duygu ve ihtiyaçları ile empati kurarlarsa, öğrenciler 1) ihtiyaçlarının dikkate alındığını 2) okuldaki  arkadaşlarının ihtiyaçları ile nasıl empati kuracaklarını öğrenirler.

Bu değerli öğrenme, sınıftaki duygusal güvenliği ve güveni artırır; bu durum da öğrenme sürecinde daha çok işbirliği ve dayanışmanın gerçekleşmesi ile sonuçlanır.

Bir daha, bir öğrenciyi “disipline etme”ye kalkıştığınızda, bunu yapmak yerine öğrencinin davranışının ardındaki duygu ve ihtiyaçlarını tahmin etmeyi deneyin.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Dört okul haftasını ardımızda  bıraktık. Yıl boyu tekrar edeceğimiz “Ne çabuk geçti zaman” ile “Zaman geçmek bilmiyor” polaritesini ilk yaşadığımız günler tam da bu günlerdir işte. Geçen zamana değil de bu zaman zarfında neler yaptığımıza odaklanırsak cümlelerimiz de dönüşür belki. 

Öğrencilerinizin sizinle ve birbirleriyle nasıl ilişki kurduklarını, bu süreçteki ayrıntıları gözlemleyip üzerine kafa yordunuz mu? Sınıfınızda fiziksel güvenliği sağlamak için yaptığınız düzenlemeler günlük rutinleri nasıl etkiledi? Öğrenemediğini düşündüğünüz çocukların nasıl dertleri var? Sizin dikkatinizi neler dağıtıyor sınıfta en çok? Sınıf yaşantısını olumsuz etkilediğini düşündüğünüz bir şeyler tekrar etmeye mi başladı? 

Soruları çeşitlendirerek artırmak mümkün. Biricik öğretmenlik deneyimizde hangi sorular döndü bu beş hafta içinde en çok sizin kafanızda? Sorularınızı ve gözlemlerinizi yazdığınız bir günlük tutmaya ne dersiniz? Sınıfınızdaki duygusal güvenliği sağlama yolundaki ilk farkındalığı belki de yazdıklarınızı yeni deneyimlerin ardından okuduğunuzda; veya yazdıklarınızla sınıfta bir kez daha karşılaştığınızda yaşayacaksınız. 

5. Hafta 

Beynin duygusal merkezi öyle güçlüdür ki düşmanlık, öfke, korku ve kaygı gibi negatif duygular karşısında beynin fonksiyonlarını otomatik olarak temel hayatta kalma düzeyine indirir.  

Akademik veya sosyal baskıların, cezalandırılma tehdidinin veya akran zorbalığının baskın olduğu bir ortamın öğrencinin öğrenmesine yapabileceği etkiyi gözünüzün önüne getirin. 

Böyle bir ortamda, beynin akıl yürütme merkezi durur ve öğrenciler otomatik olarak kaçmaya, savaşmaya veya donakalmaya hazırlanırlar. Beyin hayatta kalma ihtiyaçları ile öylesine meşguldür ki öğrenciler zihnin öğrenme için gerektirdiği kompleks aktiviteleri yapamazlar. Merakları, öğrenme arzuları ve odaklanma becerileri abartılı bir tetikte olma hali ve  acil korunma ve güvenlik ihtiyacı tarafından gasp edilmiştir.  

Kendinizde ve öğrencilerinizde böyle durumların oluştuğu anlara bakın. Öğrenme ortamınızda duygusal güvenliği artırmak için ne yapabilirsiniz?  

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Ana dilinizde yazan çok sevdiğiniz bir yazar, özellikle de şair okuyunca size de bana olanlar oluyordur tahmin ediyorum. “Ben gerçekten de bu kadınla aynı dili mi konuşuyorum?” diye sorduğum çok olmuştur kendime herhangi bir anın veya imajın ustalıkla dile geldiğini görüp o sayede capcanlı bana ulaştığını deneyimlediğimde.

Şiirden açmışken sözü, her ne kadar “kelimeler kifayetsiz” olsa da kendimizi ifade ederken sözcükçe zenginleşmek bütünsel olarak da güçlendirecektir bizi. Hele de konu duygular ise. Duygu, düşünce ve yargıları birbirinden ayırt etme; zihindeki geçmişten kalan tortuları bir arkeolog gibi süpürüp asıl duyguyu ortaya çıkarma yolculuğunda ortaya çıkanlara bir ad veremeyip öylece kalabiliriz başlangıçta.
Nasıl sınıfta çocuklarımızın adını ilk günlerde öğrenip onlara olabildiğince eşdeğerli adlarıyla seslenmek onları görünür kılmaya ve aidiyet ihtiyaçlarını karşılamaya yardım ediyorsa; duyguların adlarını bilmek ve ifade etmek de onlara sahip çıkmak ve sorumluluğunu almak yolunda önemli bir adım hepimiz için.

Bu yolculuğa sınıfta öğrencilerinizle çıkmak ise tadına doyum olmayacak bir maceraya başlamak olacak sizin için. Onlar capcanlı duygularıyla karşınıza dikilecekler. Artlarında yirmi yıl olmadığından, yirmi yıl önce herhangi bir nedenle bir köşeye itip adını unuttukları duygu kazılmayı bekleyen defineleri de olmayacak. Öğrencilerinize duygularını ifade edecekleri alanı yarattığınızda siz de kendinizi hem birey hem de öğretmen olarak her gün ve günler geçtikçe her an yeniden keşfedeceksiniz.

6. Hafta
Geniş kapsamlı bir duygu sözcükleri dağarcığı; insanın kendisi ile derin bir bağlantı kurma ve kendisini gelişmiş bir biçimde başkalarına ifade etme becerisi sağlar. Bu beceriler herhangi bir öğrenme ortamındaki şefkati güçlendirir.

Öğrencilerinize duygu sözcükleri dağarcıklarını geliştirmeleri için yardım edin.

Öğrencilerinizle birlikte duygu sözcüklerinin bir listesini yapın ve aradan kaç gün geçerse geçsin her gün listeye yeni bir sözcük ekleyin. Duygu sözcükleri listenizi sınıfınızda herkes için önemli olan bir yere yerleştirin.

Öğrencileriniz listede olmayan bir şey hissettikleri her seferde, onları duygularını yüksek sesle ifade etmeye veya tahtaya yazmaya davet edin.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Nöbet tutarken üşüdüğünüz halde bir meslektaşınızdan öğretmenler odasına gidip hırkanızı getirmesini veya beş dakika için sizin yerinize nöbet tutmasını isteyememek, bir fincan çay veya kahve içmeden günün sonuna erişmek, sınıftaki öğretmen sandalyesine oturduğunuz anda bunu günlerdir ilk defa yaptığınızı fark edip şaşırmak, tek boş zamanınızı herhangi bir randevu almaksızın görüşmeye gelen bir ebeveyn ile geçirmek…

Yukarıdaki örnekleri çoğaltmak mümkün. Bütün bunları en iyi niyetlerle, büyük bir adanmışlıkla yaparız. İlişki içinde olduğumuz çocuklara destek olmak, hayata katkıda bulunma ihtiyacımızı karşılamak için. Zamanla yorulur; minnacık şeylerden çevremizdekilere, hatta en yakın çalışma arkadaşlarımıza bile öfkelenir oluruz. Gülerek, eğlenerek geçirdiğimiz zamanları kolaylıkla sıkıntı ve mağduriyetle değiştirir hale geliriz.

Bu olumsuz durumun nedeni; alan, dinlenme, kolaylık, rahatlık, eğlence ve bir sürü fiziksel ihtiyacımızdan kendi seçimizle vazgeçmiş ve vazgeçtiğimizi çoktan unutmuş olmamızdır. Bir okul günü boyunca bir öğretmen nelere ihtiyaç duyar? Bir okul günü boyunca öğretmenlik kimliğimiz dışında bizi biz yapan biricikliğimizle nelere ihtiyaç duyarız? Haydi hep birlikte ihtiyaçlarımızı hatırlayıp bu ihtiyaçları karşılamaktan ne zaman ve nasıl vazgeçtiğimizi fark edelim. Ancak bu farkındalıkla yeniden gücümüzü elimize alıp öğrencilerimize birlikte mutlu öğrenmeler deneyimleyebiliriz. Bu farkındalıkla öğrencilerimizle kurduğumuz bağı da güçlendirir ve böylelikle onların kendi ihtiyaçlarını fark etmeleri için gereken zemini çok daha kolay hazırlarız.

7. Hafta

Geniş bir yelpazeye yayılan ihtiyaçlar sözcük dağarcığı kendinizle daha derin bir bağlantı ve kendinizi başkalarına daha kolay ifade etme yetisi sağlar. Tüm yaşamınız boyunca önemini koruyacak becerilerdir bunlar.

Öğrencilerinize ihtiyaç sözcükleri dağarcıklarını genişletmeleri için yardım edin.

Aynı, duygu sözcükleri dağarcığınız için yaptığınız gibi öğrencilerinizle birlikte bir ihtiyaç sözcükleri listesi hazırlayın ve bu listeyi sınıfınızın önemli bir yerine koyun.

Her gün bu listeye yeni bir sözcük ekleyin ve bu uğraşı olabildiğince çok gün sürdürmeyi deneyin. İhtiyaçlarını ifade eden yeni bir sözcük keşfettikleri her seferinde, öğrencilerinizi bu sözcüğü yüksek sesle söylemeye veya tahtaya yazmaya davet edin.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Barış olmadan öğrenmek üretmek de mümkün olmuyor. Barışı ancak burnumuzun dibinde, parmaklarımızın ucunda, kalbimizin ücra çeperlerinde arayıp yeşertmeye başlayabileceğimiz farkındalığına varmadan; küçük didişmeler ve büyük hamasi konuşmalar içinde yıllarca debeleniyor, yaşam iştahımızı kaybediyoruz. Okul deneyimlerimizi düşündüğümüzde aklımıza yapmak isteyip de yapamadığımız, istemeden yapmaya zorlandığımız bir dolu şey üşüşüyor. Bu tatsız deneyimler, içimizdeki barışı yitirmemiz yolunda çok önemli adımlar olarak hatıralarımıza yazılı. Bütün bunların üzerine bir de öğretmen olmayı, yaşamımızın büyük bir bölümünü okullarda geçirmeyi seçmek…

Bu seçimin ardında bilinçli bir motivasyon olabilir, bu motivasyon yıllar içinde sonradan da oluşabilir. Nasıl olursa olsun, hepimiz bizi memnun eden bir yaşam yaşayıp kendimizin ve başkalarının hayatına katkıda bulunmak isteriz. Yaptığımız işi sahiplenmek, içinde yaşadığımız topluluğa ait olmak bizi canlandırır.

Matematik dersinde öğretmenin toplama ve çıkarmayı birbirinden çok faklı iki şeymiş gibi öğretmesiyle başlayan matematiğe belki ilk yabancılaşma gibi biz de okulu çocukların öğrendiği bunun için de kendilerine söylenenleri yaptığı okuldan çıkınca da öğrenme eylemi sonlandırdığı mekanlar olarak gördüğümüzde yaptığımız işe dolasıyla da yaşamımızın büyük bir bölümüne yabancılaşırız. Yabancılaşma gözlem yapmamıza engel olur, gözlem yapamayınca duygu ve ihtiyaçlarımızın farkına varamayız. Karşılanmamış bir dolu ihtiyaç biriktirir zamanla öğrencilerimizin de aynı şeyi yapmaları için istemeden onlara rol model oluruz. Barışı kaybetmek için gerekli zemin hazırdır artık.

Öğretmenlik mesleğini seçme motivasyonumuzda barışı yeşertmeye katkı sunmanın olduğuna inanıyorum ben. Okulları katılımcı ve barışçıl öğrenme toplulukları olarak tasarlayıp yaşayabilmek, önce buna zaten hazır olarak doğmuş çocuklarımızı sonra da bizi canlandıracak. Bunu nasıl yapabileceğimize dair ipuçları var işte her hafta paylaştığımız kısa çevirilerde. Kendimizin ve öğrencilerimizin ihtiyaçlarını fark etmek ve bu ihtiyaçları karşılayacak stratejileri öğrencilerimizle birlikte arayıp bulmak da bunlardan biri.

8. Hafta

Öğrencilerin okula getirdikleri yegane ihtiyaç öğrenme değildir. Aidiyet, eğlence, özgürlük ve hayata katkıda bulunma ihtiyaçlarını da getirirler. Bu ihtiyaçlar kabul edilip karşılanmadığı sürece kendilerini yeterince güvende hissedemez ve bunun sonucu olarak da öğrenme sürecine tümüyle odaklanamazlar.

Öğrencileriniz için bir ihtiyaçlar listesi yaratın – okula gelirken yanlarında getirdikleri tüm ihtiyaçları içeren bir liste. En az haftada bir, herkesten bu listeye bakıp ihtiyaçlarının okulda nasıl karşılandığını ifade etmesini isteyin.

Elde ettiğiniz bu bilgileri sınıf tartışmalarınızın temeli olarak kullanın.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

“Öğretmen” kelimesinin tarihi ağırlığı bize hep en iyisini yapmamız gerektiğini söylüyor. Şekil verilen hamur, yontulan ahşap metaforlarıyla yoğurulup yontulmuşuz uzun zaman bizler de. Beynimizden kalbimize giden yolu tıkamış böyle yüzlerce metafor, söz, karşılaştırma, imalı bakış, jest, mimik.

Bütün bu tortuları bir iğne ile oymaya başlamak; içlerinden kalbimize ışık sızmasına izin vermek için hiçbir zaman geç değil. Bir önceki cümleyi kendi deneyimimden yola çıkıp yazdım. “Ben mükemmeliyetçiyim” hayıflanmalarımdaki kibri fark ettiğimde kendime ve çevreme karşı ne kadar acımasız olabildiğimi görmeye başladım. Farkındalık bir çırpıda dertlerime deva olmasa da artık bir şeyler istediğim gibi gitmediğinde kendimi ve başkalarını cezalandırmak yerine koyabileceğim yaratıcı stratejiler deneyebiliyorum.

Hayat deneylerden ibaret; zalim veya mağdur olmayı bırakıp kendimizi yanılmalarımızdaki öğrenmeye açabildiğimiz sürece yaşam enerjimiz de artıyor. Uzun ve ağır yüklü bir yolculuk bu. Biz yol aldıkça şefkat artıyor, yük hafifliyor.

9. Hafta

İnsanın kendini acımasızca eleştirme ve yargılama hali genellikle başkalarını da eleştirmesi ve yargılamasıyla sonuçlanır. Unutmayın … başkalarına şefkat kişinin kendine şefkatiyle başlar.

İhtiyaçlarınıza şefkatinizi artırmak için kendinize yönelttiğiniz ahlakçı yargıları tercüme etmeye zaman ayırın.

Kendinizi yargılandığınızı fark ettiğinizde, bu yargıyı bir deftere not edin. Yargılarınızı, hemen o an duygu ve ihtiyaçlara tercüme etmeye vaktiniz yoksa; günün sonunda yargılarınızın üzerinden geçin ve not ettiğiniz her bir yargının ardındaki ihtiyacı belirleyin.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Küçük hiçbir şey yok. Hiçbir şey küçük değil. Küçük şeyler birbirine ekleniyor; çok eski küçük şeyle yepyeni bir tanesi birden birleşiveriyor, yepyeni küçük şey on yıl sonraki imkansız küçük şeyin hayalini kuruyor.
Hepimizin öğretmenlik deneyiminde biriktirdiği böyle küçük şeyler vardır. Öğrencilerimizle mevcudiyetimizle, özenimizle, kırılganlığınızı gizlemeden yaşadığımız anlarda kurduğumuz bağların farkında olmamışızdır. Yıllar geçer o biricik anlar onların yaşantılarında yeniden yeşerir bize de mesleğimizin en güzel armağanı olan sürpriz bir şükran ulaşır.
Öğretmenlik yolculuğumuzu; bu küçücük gibi görünen katkıları zamanında not edip kendimizi kutlayarak sürdürdüğümüzde her gün tazelenir, gün geçtikçe güçleniriz.
10. Hafta
Temel, evrensel insan ihtiyaçlarından biri kendinin ve başkalarının iyiliğine katkıda bulunmaktır.
Bir eğitimci olarak her gün  bir sürü katkıda bulunuyorsunuz. Akademik “başarı” bu kadar çok vurgulanırken, yaptığınız duygusal katkılara da gereken değeri verdiğinizden emin olun. Bazen öğrencilerinizin sahip oldukları potansiyele ulaşma becerilerini geliştirme konusunda en çok işe yarayan katkılar, görünüşte en küçük olanlardır.
Kendinize zaman ayırın ve öğrencilerinize, çalışma arkadaşlarınıza ve ebeveynlere yaptığınız katkıları bir not defterine yazarak fark edin. Bağlantı kurduğunuz o kısacık anları; öğrencinizi can kulağı ile dinlemek, ona mevcudiyetinizi sunmak için kendi duygu veya ihtiyaçlarınızla bağlantı kurduğunuz zamanları fark edin.  Başarılarınızın izini sürün ve her başarınızı kutlayın.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Hayat boyu sınavlardan geçmiş ve mesleğini icra ederken de zamanının büyük bölümünü sınavlar hazırlayıp puanlayarak geçiren biz öğretmenler için “doğrular ve yanlışlar dünyası”ndan çıkmak, hatta kafamızı kaldırıp bir süreliğine bile olsun başka bir yere odaklanmak çok zor. “Aman öğrencilerimiz hata yapmasın!”, “Biz mi? Biz zaten her zaman doğru olanı gösteriyor, örnek olanı yapıyoruz.”

Sizin de içiniz sıkışıyor mu okurken bu cümleleri? Biz öğretmenler gerçekten de “doğru-yanlış”, “iyi-kötü”, “tam-eksik” belirleyici robotlar olarak mı var olmalıyız hayatta? Bizi en çok büyüleyen; ayaklarımızı yerden kesen, yaratıcılığımızı harekete geçiren bir görüntünün, kokunun, sesin iyisi kötüsü var mı? O anları hatırlayarak, kalbimizle beynimiz arasında biz doğmadan yüzyıllar önce koparılmış bağlantıların bir kaçını bulup belki şefkatli devreleri yeniden çalıştırabiliriz.

Bir kez sırrına erince kendimize şefkatin; hatalar artık öncesinde korkudan parelize eden, olduğunda hayatımızı zindan eden şeyler değil, ihtiyaçlarımızı keşfederken ve bu keşifle yeni öğrenmelere yelken açarken yol arkadaşlarımız olacaklar.

11. Hafta

Yaptığınız her şey, bir ihtiyaç karşılama çabasıdır.

Öğrenme ihtiyacınızı karşılamak için, biraz zaman ayırıp hata adını verdiğiniz şeylere bir bakın. Kendinizi yerden yere vurmak yerine, yapmış olduğunuz şeyi yaptığınızda hangi ihtiyacınızı karşılamaya çalıştığınızı belirleyin.

Sonra da, eylemlerinizle karşılanmamış olan ihtiyaçlarınızı belirleyin. Daha fazla ihtiyacınızı karşılamak için farklı yapabileceğiniz bir şey var mıydı?

Bu farkındalık sizin için yeni bir öğrenmeye vesile oldu mu?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Oyun oynamayı sever misiniz? Beklenmeyenin dürtmesi ile genişlemeye başlayan sınırlarınızla kahkahalar eşliğinde yol almayı? Kulağınıza durmadan risk almanızı fısıldayan, düştüğünüz yerlerden yaratıcı stratejilerle ve bedeninize pompalanan yaşam enerjisi ile kalkışınızı kutladığınız, en can arkadaşlarınızla kanlı bıçaklı olur gibi görünürken aslında size uzun zamandır yabancı sizlerin ziyaretiyle, hep birlikte bir şölene başladığınız oyunları?

Oyun kurmanın, oyuna içtenlikle dahil olmanın; içine doğduklarımızdan kafamızı kaldırıp yaratıcılığımızın koşturduğu yepyeni seçimler yapmaya başlamaktan hiçbir farkı yok. Hayattaki en ciddi işlerimiz aslında üç beş arkadaşımızla bir araya gelip kurduğumuz oyunlar olduğunda, zamanı bile oyunumuza davet edecek kadar özgür olabiliyoruz.

Biz öğretmenler ne kadar da şanslıyız ki seçimimizi bu yönde yaparsak eğer neredeyse mesleğimizin adını oyunbaz olarak değiştirecek kadar alanımız var. Ders dediğimiz şeyleri; tarih boyu insan yaşamında olup biten önemli gelişmeleri, bu gelişmelerin motivasyonunu, sonucunda hangi yolları açtığını çocuklarımızla birlikte kuracağımız oyunlarla anlayıp anlamlandırdığımız; bunları yaparken de ihtiyacımız olan becerileri kazandığımız alan ve zamanlar olarak görmemize engel olan ne?

Yaşantımıza katacağımız her şey gibi oyun, oyunbazlık ve eğlence de pratik istiyor elbette. Kendi yaşantımızda oyuna ve eğlenceye yer vermeden sınıfa ve okula bu rahatlığı, eğlenceyi ve yaratıcılığı getirmekte güçlük çekeceğimiz açık. Yine çok şanslıyız ki etrafımız henüz bu temel ihtiyaçlarını unutmamış olan, her anı büyük bir ustalıkla eğlenceye çevirmeye çalışan çocuklarla sarılı. Onları gözlemleyip oyuna bir yerinden biz de katılabiliriz.

12. Hafta

Eğlence ve oyun temel insani ihtiyaçlardır, dinlenecek vakit bulamayan öğretmenler için bile.

Öğretirken eğlenemiyorsanız artık, öğrencilerinizin yaşamlarındaki eğlence ihtiyaçlarını karşılamalarına destek olmak için bir hayli çaba harcamak gerekebilir.  Eğlence için illa salıncakların, tahterevallilerin bulunduğu bir oyun alanı gerekli değildir. Nerede olursanız olun oyun oynayabilirsiniz – biraz yaratıcılık olsun yeter.

Eğlence/oyun ihtiyacınızı karşılamak için ne yapıyorsunuz? Yaptığınız şeyleri düzenli orak mı yapıyorsunuz? Bir yerden başlamak ister misiniz?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Birisi için önemli olduğunuzu nasıl anlarsınız? Hayatınızda sizin için önemli insanlar önemlerinin farkında mı? Yoksa bütün ilişkiler “ne gerek var, şimdi sırası mı, zamanım yok, zaten biliyor”larla desteklenen varsayımlar ve kurgularla mı sürüyor? Oysa önemi ifade etmenin ne çok yolu var.

Günümüzün çoğunu birlikte geçirdiğimiz, birlikte olmadığımızda da hayatlarına nasıl daha çok katkıda bulunacağımızı dert ettiğimiz öğrencilerimiz de biz öğretmenler için çok önemliler. Önemli olduklarını biliyorlar mı? Onlara önemli olduklarını bildirmek istiyor muyuz?

Aralık ayına geldik, birinci dönemin büyük bölümü ardımızda kaldı. Bu yıl tanıştığımız öğrencilerimiz ile ilgili bir sürü veri biriktirmiş olmalıyız hepimiz. Kim neye sevinir, neye üzülür? Kim çok üşür, kim on dakikadan fazla oturamaz, kim resim yapmayı, kim futbol oynamayı sever? Nasıl okurlar, nasıl yazarlar, nasıl dans ederler? Neden kaygılanırlar en çok, nelerin hayallerini kurarlar? Bütün bunları belki tesadüfen kaydetti zihniniz, belki de her öğrenciniz için sene başından beri düzenli notlar alıyorsunuz.

Bu verilere sahip olmak öğrencilerinizle ilişkilerinize nasıl etki ediyor? Öğrencilerinize sizin için ne kadar önemli olduklarını ifade ederken bu verileri kullanıyor musunuz? Konuşmak; özellikle de taktir ifade etmek zorluyorsa bizi, çoğunlukla sustuğumuz, göz temasında olduğumuz ve içtenlikle orada olup mevcudiyetimizi sunduğumuz dinlemeyle başlayabiliriz işe.

13. Hafta

Öğrencilerimizin düşünce ve duygularının bizim için önemli olduğunu bilmelerini istiyorsak, onları dinlemek ve görüşlerini dikkate almak için zaman ayıralım.

Günlüğünüze not alın: Öğrencilerinizi düzenli olarak dinlemek için zaman ayırıyor musunuz? Bu amaca yönelik olarak öğrencilerinizle bire bir toplantılar planlayabilirsiniz.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Dürüst olmak; yıllar boyu saklamanın, mış gibi yapmanın öğütlendiği kültürlerde zamanla unutuluyor. Aralara “dürüst olmalısın”lar da serpiştirilince tamamen kafa ve kalp karıştırıcı bir resim çıkıyor ortaya.

Hatta kafa öyle karışıyor ki, kalple olan bağlantısını belki de bir daha kurmamak üzere koparıyor.

Dürüst olmak tam da bu bağlantının en güçlü olduğu anlarda gerçekleşiyor oysa. Dürüstlük yalan söylememekten ibaret değil, dille sınırlı değil. Doğru söylerken de dürüst olamamak mümkün. Kendimizi bütün duygu ve ihtiyaçlarımızla kucaklayıp ötekine sunmak dürüstlük, onun duygu ve ihtiyaçlarına tüm varlığımızla kucak açmaya hazır olmak. Son iki cümleyi yazarken bu hali hayal ettiğimde bile hayatta olmanın sevinci ile sarılıp sarmalanıyorum, güçlendiğimi görüyorum.

Çocuklar güçlü, çocuklar canlı ve dürüst. Belki bazıları yeni yeni öğrenmeye başlamışlar kaçak yolları; kendilerini ifade etmeyi denediklerinde can kulağı ile dinlenmedikleri için hevesleri kaçmış belki. Bazıları ustalaşmaya başlamış, zihin ve kalp arasındaki son telleri eğeliyorlar ustalıkla. Hangi yaşta, hangi deneyimde olursak olalım; kimse için, hiçbir şey için geç değil.  Kendimizle ve öğrencilerimizle kuracağımız ilk dürüst bağlantı diğerlerinin de ateşleyicisi olacak.

14. Hafta
Dürüstlük, öğrencilerimizin geliştirmesi “gereken” bir kişilik özelliği olmaktansa evrensel bir ihtiyaçtır.
Genç insanların bize karşı dürüst olanlarını bekliyorsak -gerçeği gördükleri gibi konuşmaları- bu mesajı iletmenin en iyi yolu:
  1. Onlarla dürüstçe konuşun ve
  2. Duyduğunuzu onaylamıyor veya beğenmiyor olsanız bile, onlar konuştuğunda saygıyla dinleyin.

Söylediklerini beğenmeseniz de, onaylamasınız da bir öğrencinin anlattıklarını dinleyebilir misiniz? Eğer yapamıyorsanız bu becerinizi geliştirmeyi düşünün.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Öğrencilerimizle ilişkimiz, onlarla ilk karşılaşmamızdan itibaren başlayan etkileşimimizin her anında örülüp şekilleniyor. Çoğu zaman sözle, bazen konuşmadan jest ve mimiklerle onlara   duygu ve düşüncelerimizi iletiyoruz.

O gün sınıfta olmak istemeyen bir öğretmenin yapacağı etkinlik için masa ve sandalyeleri yerleştirirken öğrencilerine ilettiği mesajlarla; yapacağı etkinlik için heyecanla çalışmış, hazırladıklarının öğrencileri tarafından nasıl karşılanacağını merakla bekleyen bir öğretmenin aynı işi yaparken öğrencilerine ilettiği mesajın çok farklı olacağını tahmin edebilirsiniz.

Herhangi bir anda sınıftaki duruşumuz, yaklaşımımız, iletişim biçimimiz, kullandığımız dil; en minik detaylara kadar her şey sınıfımızın diğer sakinleri tarafından anında alınıp kayda geçirilecek; dün, ondan önceki gün ile ilişkilendirilerek anlamlandırılacak, bir sonraki ilişkilendirmede yerleştiği raftan alınan dek özenle saklanacaktır.

15. Hafta

Öğrencilerimizle temas ettiğimiz her noktada, onları nasıl gördüğümüz ve onların neleri başarabileceklerine inandığımız bilgisini aktarıyoruz.

Siz öğrencilerinize hangi mesajları iletiyorsunuz?

Öğrencileriniz aşağıdaki cümleyi nasıl tamamlar?

“Öğretmenim  _____ sever.”

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

İletişim sözlerden ibaret değildir. Ağzımızdan çıkanlara tarihimizin bavulundan gözlerimize, dudağımızın kıvrımına, omuzlarımıza dökülenler sözlerden daha güçlü ifadeler bırakır çoğu zaman. Her gün yeni bir başlangıç olsa da; eşimize, dostlarımıza, uzak yakın iletişim içine girdiğimiz herkese önceki karşılaşmaların tortularından arınmadığımız sürece üç gün , beş ay, yedi yıl öncenin etiketlerinin ardından bakarız. Görüntüleri önceden gördüklerimizi, söyledikleri önceden duyduklarımızı aşıp bize ulaşamaz. Bizi capcanlı tutacak o en güzel armağanı, merakı, elimizin tersiyle iter; “zaten bildiklerimiz”in sözde konforlu kollarında hem kendimize hem de iletişim içinde olduğumuz herkese hep aynı senaryoda aynı rolleri oynatır dururuz.

İçimizi bir süre için heyecanla dolduran yeni mekanlar, yeni insanlar da çok geçmeden etiketlenip paket edilirler ve o bildik köşelerdeki yerlerine yerleşirler. Oysa herkesin içinde bizim düşüncelerimizle sınırlayamayacağımız kadar capcanlı bir hayat var. Bu capcanlı ve biricik hayatların bizimle paylaşılmasına izin verdiğimizi hayal etmek sizi de heyecanlandırmıyor mu?

16. Hafta

Öğrencileriniz sınıfın kapısından içeri girdiğinde onları; paylaşacakları düşünceleri, duyguları, ihtiyaçları, becerileri, ilgi alanları, yetenekleri ve armağanları ile bütünlüklü insanlar olarak mı görüyorsunuz? Yoksa tembeller, rahatsızlık unsurları, yabaniler, talepkârlar ve asiler olarak mı?

Her günün başında ve tüm yıl boyunca düşünceleriniz genellikle sözlerinizden çok daha yüksek sesle iletişim kurar.

Öğrencilerinizi düşündüğünüzde aklınıza gelen on tane tanımlayıcı sözcük veya ifadeyi hızlıca defterinize yazın. Öğrencileriniz hakkında düşündükleriniz onların davranış biçimlerini etkiliyor olabilir mi?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

2018’in ilk günü: Bir süredir ardımızda bıraktığımız yılı düşündük, tüm duyularımızla geçtiğimiz yıl deneyimlediklerimizi bir kez daha canlardık. İçimizi ısıtan her şeye şükranımızı sunduk, daha da ısındık. Bu sıcaklıkla yeni yıl için iyi dileklerimizi verdik, aldık. Pek çoğumuz her yıl yaptığımızı tekrar edip kendimize umutlu listeler hazırladık. Artık, bundan böyle, yarından tezi yok diye başladık listemizdeki cümlelere.

Bu listeleri tekrar şöyle bir içinizden geçirdiğinizde siz de her yıl en çok özlediğiniz şeyin hayata katkıda bulunmak olduğunu fark edeceksiniz. Hayata katkıda bulunma ihtiyacınızı karşıladığınız her anda hiç tanımadığınız bir yönünüzü keşfedip tazelendiğinizi hatırlayın. Biz öğretmenler armağanlarımızı paylaşıp katkıda bulunmak için pek çok kişiden daha da şanslıyız. Bolluk içinde yüzüyoruz ve öğrencilerimiz her gün hiç farkında olmadan onlarla paylaştığımız armağanlara cömertçe ayna tutuyorlar. Öğrencilerimizin elindeki aynalar biz öğretmenlerle karşılaşınca hemen lunapark aynalarına dönüşüveriyorlar.

Günlerimizi bu sürprizlerle dolu lunapark aynalarının içinde geçirdiğimizin farkında olduğumuz bereketli bir yıl diliyorum hepimize.

17. Hafta

İnsanlar her şeyden çok hayata katkıda bulunmak isterler – armağanlarımızı paylaşmak isteriz.

Çok çeşitlidir armağanlarımız, yeteneklerimiz ; herkesin   sunacağı katkı biriciktir şu yaşamda. Öğrencilerinizin yeteneklerini görmek ve onların sunduğu armağanları almak, onların aidiyet ve hayata katkıda bulunma ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlar.

Sınıfınızdaki öğrencilerinizin bir listesini yapın (özellikle de bağlantı kurmakta güçlük çektiklerinizin) ve sundukları armağanları isimlerinin karşısına not edin. Listenizi düzenli olarak yeni armağanlarla güncelleyin.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

“Evvel zaman içinde” diyerek başlamak istiyorum bu yazıya. Anlatacaklarımdan bugüne öyle çok eyledik öyle çok biriktirdik ki. Belgeleyemediklerimizin ve daha çok kişiye ulaştıramadıklarımızın yasını tutuyorum ara sıra. BBOM hayatıma girdiğinden beri, daha iyi bir ifadeyle ben BBOM çatısı altında bir şeyler yapmaya başladığımdan beri tek başına beni duygulandırmaya yeten “zaman” sözcüğü ile bile çoğu kez duygulanmaya zamanım olmuyor. Bir düşüneyim desem, çok kısa bir aralıkta yaşanan öyle çok şey üşüşüyor ki zihnime ve kalbime hangisinde durayım seçemiyorum. Bu yazı için seçtim birini, şimdi de zamanla uyumlu başlangıcı yapayım.

Bundan tam bir buçuk yıl önce, BBOM Öğretmen Köyü’nde ilk birlikte yaşama deneyimimizi gerçekleştirdiğimiz bir kamp yaptık. BBOMÖK Başlangıç Programında 6. ve 7. nesil katılımcılarımızı konuk etmemize çok az zaman kaldı bugünlerde. Kamp yaptığımız sırada ise ilk iki nesil vardı sadece, köyün hem kavramsal hem fiziksel hali ise hayalden gerçeğe dönüşme hızı ile o zaman küçücük olan topluluğumuzu büyülüyordu.

Kamp sırasında şartlar şimdikinden çok farklıydı. Kamp gecelerinden birinde köyün belki de ilk Vampir Köylü oyununu oynadığımızda birbirimizin yüzünü yıldızların aydınlatması ile zar zor görüyorduk. Bulaşığı hortumla yerde iki büklüm yıkıyorduk. Sürekli yürüyüp düşünüyorduk ne nerede olur diye. Gündüzleri güneş çok yakıcı hale gelmeden karar verip aramızda paylaştırdığımız fiziksel işlere dağılıyorduk. Ben araziden taşları toplayıp kenarlara yığma işine gönüllü olmuştum. Beş altı kişiydik grupta. Biz yapmasak olurdu bu işi, tamamını biz yapmadık, çok taş vardı, çok az katkımız oldu. Ama işte aslında lüzumsuz gibi görünen o taş toplama işinin bana düşündürdükleri, katkısı anlatamayacağım kadar çok.

Ağır bir işti, başta konuşmuyorduk. Bedenlerimizin hareketleri hayal meyal gözlerimize çarpıyordu. Cırcır böceklerinin eşliğinde ahenkli bir dansa dönüştü taş toplama kısa sürede. Biz daha önce bu grupla bir araya gelip eğitim konuşmuştuk, sunum hazırlamıştık, eğitim materyali üretmiştik. Birbirimizi tanıyorduk, birbirimize güveniyorduk. Ancak ilk kez birlikte çok güzel şeyler gerçekleştireceğimizi hayal ettiğimiz bir arazinin taşlarını temizliyorduk. Konuşmasak da hayallerimiz yorgun bedenlerimizden çıkıp bir araya geliyor taş yığınları yükseldikçe somutlaşıyordu. Kimse kimseye ne yapması gerektiğini söylemiyordu. Kararlı bir şekilde çalışıyorduk, birbirimizi kollayıp gözeterek. Patron yoktu, müdür, amir, şef yoktu. Hepimiz kendi kapasitesi ve gücünde bilmediği bir alanda emek veren bireylerdik. Bir saat içinde birlikte artık başka bir şeye dönüşmüştük, çok daha güçlü bir şeye.

Sonra yorulmaya başladık, bırakmak istemiyorduk. Mizah koştu geldi yardıma, içimizden biri “taşı gediğine koyuverdi”, bir başkası hapşırdı “taş üstünde taş bırakmadı”, biri çalışmasıyla herkese “taş çıkarttı”. İçinde taş sözcüğü geçen deyimler hızla akıyordu artık. Deyimlere şen kahkahalar eşlik ediyordu. Kahkahayla sarsılan bedenler bir taraftan dinlenip tazeleniyor, neşeyle tekrar işe sarılıyordu.

Biz o gün köy arazisinin taşlarını toplarken toprağa kahkahalarımızı dağıttık. Bugün o kahkahaların hangi köşeden hangi köylünün karşısına çıkacağı bilinmez. Her bir araya gelişte o kahkahalar yenilerini aşılar, her öğrenme şölene dönüşür.

Ben o kampta ve BBOM’daki hemen her varoluşumda “birlikte güç” kullanmayı deneyimledim, “birlikte güç” kullanmanın tadına vardım. Her deneyim beni çok büyüttü, geliştirdi, bir sonraki için güçlendirdi. “Üzerine güç” kullanıldığında her şeyin nasıl yabancılaşıp tatsızlaştığını, niyetle kopan bağlantının yıkıcı sonuçlarını gördüm.

Biz öğretmenler öyle şanslıyız ki sınıflarımızda, okullarımızda her gün bizi “birlikte güç” kullanmanın ustaları karşılıyor. Onların ustalıklarına kendimizi bırakarak yapacağımız gözlemlerle yaşayacağımız farkındalık eşsiz olacak. “Üzerine güç” kullanmaktan vazgeçtiğimiz her an neşeli öğrenmelerle dolu en güzel öğretmenlik anılarımıza yazılacak.

18. Hafta

Beden dili, “üzerine güç” veya “birlikte güç” kullanmak perspektifi ile mi konuştuğumuzu karşımızdakine geçirebilir.

Öğrencilerinize karşı nasıl bir beden diliniz var? Beden diliniz iletişim halindeyken neler söylüyor?

Boyları ne kadar kısa olursa olsun, “birlikte güç” perspektifinden konuşmak istediğimizi çocuklara iletmek için, onlarla göz teması kurarak konuşabilelim diye, çömelebilir veya  bir yere oturabiliriz. Bizden uzun boylu olan öğrencilerimizi de göz teması kurarak konuşabilelim diye oturmaya davet edebiliriz.

Öğrencilerinizin sizinle etkileşim halinde olduklarında hangi sıklıkla yukarı baktıklarına dikkat edin.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Şiddetsiz İletişim ile tanışmadan önce, ilgimi çekmediğini düşündüğüm şeyleri dinlemekte çok zorlanırdım. Karşımdaki kişi çok uzun ve dallanıp budaklanan bir anlatımın kollarına bırakmak istediğinde kendini ben de onun rüzgarının şişirdiği yelkenliye binip hiç bilmediğim denizlere açılırken bulurdum kendimi. Özellikle de konuşan bana çok yakın biri ise onun gözlerimin çoktan başka diyarlara göçtüğünü fark edip uğradığı düş kırıklığını dile getirmesi ile çıktığım yolculuktan geri dönerdim ancak. Orada olmayı vaat edip olmamak; üstelik de bunu çok sevdiğiniz, sizi çok seven insanlara yapmak… Siz hangi tip dinlemeyenlerdensiniz? Benim gibi başka dünyalara mı dalıyorsunuz, yoksa en can alıcı yerde sözü alıp kendi hikayenizi anlatmaya mı başlıyorsunuz?

Dinleme egzersizleri benim çok işime yaradı. İlk yaptığım öncelikle kendimi tartmak oluyor, dinlemeye niyetli miyim onu yokluyorum ilk kendimde. Sonra da, paylaşım boyunca niyetimle ve dinlediğim kişiyle bağlantımı koruma konusunda farkındalığımı yüksek tutuyorum. Birlikte yarattığımız güvenli alanda ağzımı bile açmadan anlatanın yolculuğuna eşlik edebilmenin kıymetini daha ilk deneyimlememle bir şeyler dönüşmeye başladı içimde. Dinleyince duyabiliyormuş insan meğer karşısındakini, can kulağı ile dinlemek özenin, değer vermenin kısaca gönülden vermenin ne hoş bir yoluymuş. Her gün okula ne kadar dolu ajanda ile gidersek gidelim o en çok önemsediğimiz işlerin güçlerin, hayalini kurduğumuz öğrenmenin gelişmenin ancak öğrencilerimizle bağlantıda olduğumuzda gerçekleştiğinin farkında olmak bile pek çok şeyi değiştirecek. Bağlantıda olmanın ilk adımını çocuklarımızı can kulağı ile dinleyerek atacağız.

Dinlediğimiz ve bolca dinlendiğimiz bir tatil olsun…

19. Hafta
Öğrencileri dikkatle dinlemek onların dediklerine değer verdiğimizi ve onları ciddiye aldığımızı gösterir. Dinlemek öğrencilerin anlayış, bağlantı ve güven ihtiyaçlarını karşılar.

Sınıfınızda tek bir değişiklik yapabilecekseniz eğer, daha fazla dinlemek belki de değişikliklerin en önemlisidir. Herhangi bir gün boyunca, ne kadar konuştuğunuza ve ne kadar dinlediğinize dikkat edin. Zamanın yüzde kaçını konuşmaya, yüzde kaçını dinlemeye ayırıyorsunuz?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

İkinci döneme başlıyoruz bugün. Tatilde; merak ettiklerimizin, yapmak istediklerimizin peşinden gittik, tazelendik. Bu tazelenmenin uzun soluklu olması dileğimizle hemen uçup gidecek mi kaygımız dans ediyor zihinlerimizde.

İki haftadır gezip gördüğümüz mekanlarda yaşadığımız heyecanı, öğrenme sevincini sınıflarımıza taşıyamaz mıyız? Tatildeki keşiflerimizin heyecanı ile sosyal medya paylaşımları üzerinden kurduğumuz merak ve öğrenme iletişimini; gözlerini kocaman açmış ağzımızdan çıkacağı bekleyen, her uyarıya bin bir sürprizle karşılık verecek güzelim çocuklarımızla ete kemiğe büründüremez miyiz?

O tatil, bu keyif, şu iş, öteki müfredat, beriki sınav… Hele şu konuyu bir işleyeyim, bunu anlatayım, kitaptaki alıştırmaları yaptırayım da; zaman kalırsa… Zaman bizim seçimlerimizle biçimleniyor, kalıyor veya kalmıyor.

Öğrencilerinizle birlikte ders kitabının çizdiği çerçevenin dışına çıkabilen bir şeyler üreterek öğrendiğinizi, çok eğlendiğinizi, zaman mefhumunu unuttuğunuzu hayal edin; her gün “Bakalım bugün neler olacak?” merakıyla okula gittiğinizi. Bir bakarsınız bir sonraki tatil gelmiş bile.

20. Hafta

Öğrenme ihtiyacımızı kendimiz için yeni şeyler keşfederek karşılıyoruz, bize birinin anlattıklarını ezberleyerek değil.

Öğrencilerinizi bir sürü soru oluşturup sormaları, kendi çıkarımlarını yapmaları ve kendi teorilerini inşa etmeleri için cesaretlendiriyor musunuz? Öğrencilerinizin sorularını ciddiye alıyor ve onların kendi cevaplarını bulabileceklerine güveniyor musunuz?

Yoksa sınıfınız ağırlıklı olarak ders kitaplarının cevapları, sizin bilgi ve görüşleriniz için ayrılmış bir platform mu?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Çocukken anne babası tarafından hemen hiç cezalandırılmamış veya ceza ile tehdit edilmemiş bir azınlığın üyesiyim. Takdir getirdim diye bisiklet falan da alınmadı bana. Olsa olsa; yaptığım şeylerin övgü ile karşılanması veya zaman içerisinde “Bizim kız en iyisini yapar, ne yapacağını bilir” gibi beklentiler bile zamanla iç motivasyonumu zedelemeye yetmiş.

Birileri seksenli yıllarda yetişkin olan herkese aynı şeyi mi tembihledi bilmiyorum ama evde anne ve babamdan, ilkokulda ilkokul öğretmenimden birer dayak yedim. Sanki hepsinin motivasyonu aynıydı: “Hiç dayak yemeden büyümesin bu da”. Hatta ilkokul öğretmenim önceden haber vermişti: “Şimdi hiç tahmin edemeyeceğiniz birini döveceğim” diye.

Bir 23 Nisan öncesiydi, sınıfı süslüyorduk. O zamanlarda sınıf süslemek, işe krepon kağıdıyla başlamak anlamına geliyordu. Körüklü fener ve bayraklar dışında hazır bir şey yoktu. Çok eğlenceliydi sizin anlayacağınız, biz de sınıfça çok eğleniyorduk. Oradan oraya koşup çalışıyor bolca da kikirdiyorduk. El işleri ile uğraşmayı çok sevdiğimden en çok koşturup kikirdeyenlerden biri ben olabilirim.

Belli ki öğretmenimizin gözünde sınıf zıvanadan çıkmıştı; sınıfın akademik başarısı en yüksek çocuğu bile bağırıp çağırıyor, oradan oraya neşeyle koşturuyordu ve buna dur demenin tek yolu cezaydı. Karar vermişti belli ki ve bir şekilde beni önceden bilgilendirerek kendisini rahatlatıyordu. Ben başıma geleceği anlayıp beklemeye geçsem de dayağı yiyince bir hayli sarsıldım. Hem fiziksel hem de ruhsal bir sarsıntıydı bu. Haberle içimde hazırlandım ve kaderime razı oldum sanıyordum ama öyle olmuyormuş meğer. Annemden ve babamdan yemiş olduğum birer sembolik dayağa göre şiddeti de biraz fazlaydı bu seferki sembolün sanırım. Ne de olsa öğretmenimiz sadece beni cezalandırmıyor; “Uslu durmazsanız sizin de sonunuz böyle olur” tiyatrosunu ilkokul birinci sınıf izleyicileri önünde sahneye koyuyordu.

“Bu devirde artık okullarda çocuklar dayak yemiyor” diyebilmeyi çok isterdim ama durumun böyle olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Yine de diğer cezalandırma biçimlerini, cezalandırma olduğunu fark etmediğimiz cezalandırmaları düşünmeye davet etmek istiyorum sizleri. Benim en çok karşılaştığım, öğretmenliğimin ilk yıllarında ne yazık ki yapmış olduğum bir şey geldi şimdi aklıma: Çocuğa küsmek. Elbette sınıf topluluğunda her an birbirimizle etkileşim halindeyiz ve bir öğrencimizin davranışı sonucunda kalbimizin kırıldığını hissetmek çok doğal. Duygularımızın iletişimini kurmak, içimizde canlı olan burukluğu dile dökmek yerine küsmek, hatta aslında samimi olarak küsmemek ama bir cezalandırma yöntemi olarak role girip küs gibi davranarak çocuğu yok saymak.

Bitmez tükenmez küçük pazarlıklar geliyor sonra aklıma. “Uslu durursanız, son on dakika film izleyeceğiz”. Sonra bütün ders, sen uslu durmadın ben böyle yaptın diye birbirine düşen çocuklar, öğrenme bağlamı ile hiçbir bağlantının kalmaması ve kendini gerçekleştiren kehanet.

“Kendi aranızda çok konuştunuz oyun oynatmıyorum ben de”. Öne eğilen boyunlar, ağızda kalan o kötü tat. Bir öğrenme etkinliği olarak ders planın bir parçası olan oyunun yerine “Biz suçluyuz” düşüncesinin ağırlığıyla sınıfa çöken sessiz, bomboş geçen on dakika.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Hepimiz öğrenci ve öğretmen olarak yaşadık, yaşıyoruz. Çok da alışığız bütün bunlara, alışkanlıkları bir çırpıda bırakmak mümkün değil. Farkındalığımızı canlı tutacak egzersizler, yaşadığımız durumlar üzerine günlükler iyi gelecektir kısa ve uzun vadede. Hemen ceza refleksi vermek yerine öğrencimizin davranışının altında yatan ihtiyacı araştırmak, bizlerin ceza vermeye yönelirken acaba hangi ihtiyaçlarımızı karşılama niyetinde olduğumuza bakmak; yeni stratejiler arama yolunda bize cesaret verecek.

Sınıfın zıvanadan çıkmaması için ilk adım, bu küçük gibi görünen ama bir hayli zor ve çetrefilli bakış açısı değişikliğiyle atılabilir. Ne kadar zor olsa da farkındalık ve dönüşmeye niyet etmek bile zaman içerisinde sizin ve öğrencileriniz için şaşırtıcı ve sevindirici gelişmeler yaşatacak inanın.

21. Hafta

Öğrencilerinizin üzerinde cezalandırıcı güç kullanmamaya karar vermek kendi ihtiyaçlarınızdan vazgeçmek zorunda olduğunuz anlamına gelmez.

İlişki temelli bir sınıfta, tüm sınıf topluluğunun ihtiyaçlarını karşılayacak stratejiler bulma niyeti ile her bir kişinin ihtiyacı dikkate alınır.

Sanki bir teraziymişsiniz gibi kollarınızı iki yana açın – elleriniz aşağı yukarı omzunuzun hizasında  olsun. Bir elinizde öğrencilerinizin ihtiyaçları, diğer elinizde sizin ihtiyaçlarınız. Nasıl dengeye getiriyorsunuz teraziyi? Bazı sınıflarda neredeyse tamamen öğrencilerin kefesi ağır çeker. Bazılarında ise kural dolu, meliler/malılar mamalılar dolu sınıflarda öğretmenlerin (veya idarecilerin) kefesi ağır çeker.

Teraziyi dengeye yaklaştıracak yollar bulabilir misiniz?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Her yaşantı biricik ve ancak bağlamıyla birlikte bakıldığında anlamlı. Bir çöpten adamı hangi renk kağıdın üzerine çizdiğimize göre bile içimizde canlanacak duygular, zihnimizdeki düşünceler, geçmiş yaşantılarımıza çarpıp patlayan yargılar değişecektir.

Bir okul gezisinde dalıp asfalttan yürümeye başlamış öğrencinizi kolundan canını acıtmak pahasına can havliyle çekip kaldırıma çıkardığınızı düşünün. Öğrencinizin kolunda parmak iziniz kalabilir, öğrenciniz beş dakika boyunca ağlayıp yakınabilir. Arkadaşları sizi suçlayabilir. Evi arayıp olayla ile ilgili aileyi bilgilendirmezseniz çocuğunun kolundaki parmak izlerini gören anne ve/veya baba kim bilir neler düşünecektir? Kucaklayıp alsanız canı acımayacaktı ama o an panikle aklınıza gelmemiş olabilir.

Şimdi bir de aynı yönergeye beşinci kez uyamadığını gördüğünüz öğrencinizi bıkkınlıkla kolundan çekiştirip ayağa kaldırdığınızı düşünün. Yok, en iyisi düşünmeyin. Aynı yönergeyi beş kez aynı şekilde tekrar ettiğinizi de düşünmeyin…

Davranışlarımızı, davranışlarımızın ardındaki niyeti, ihtiyacı fark etmek bile çok kısa zamanda bizi içinde bulunduğumuz sıkışıklıktan kurtarıp yaratıcılığımızı harekete geçirir. Yeni stratejiler denedikçe hayatın zenginliğini keşfedeceğiz ve birgün artık cezalandırıcı güce ihtiyacımız kalmayacak.

22. Hafta

İnsanları veya başka şeyleri korumak için güce ihtiyaç duyulan zamanlar vardır.

Örneğin bir öğrenci, diğer bir öğrenciye vurmak üzereyse öğretmen bir yaralanmaya engel olmak için çocuklardan birini tutabilir. Ancak bu durumda güç, cezalandırmak için değil korumak için kullanılmıştır.

Sınıfınızda yanlış bir şey yapmış birini cezalandırmak için mi, yoksa sizin ve grubun değer verdiği şeyleri korumak için mi güç kullanıyorsunuz?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Öğretmenliğe çok geç başladım. Eğitim fakültesi mezunu değildim; ilk kez bir sınıfa girdiğim güne dek bir sürü yer gezip görmüş, değişik işlerde çalışmış, herkesin katılımına alan açan uluslararası topluluklarda birlikte keşfedip öğrenmenin tadını almıştım. Tanışma sırasında öğrencilerime ilk deneyimim olduğunu söylediğimde şaşırmışlardı, “hiç çaktırmadığımı” söylemişlerdi. Yaşamımdaki çeşitlilik tanışma faslını acısız atlatmamı sağlamıştı.

Şanslı bir başlangıç yapmış olarak görüyorum kendimi şimdi buradan baktığımda. Ne var ki ilk ders deneyimlerimi hatırladığımda bu şansı pek de kullandığımı söyleyemem. Matematik zordu, matematik yıllardır bir tahakküm alanıydı. Bu kadar zorlanılan, başta öğretmenler olmak üzere “bilenin” “bilmeyene” zulmettiği bir alanda, bir hayli de yüklü bir müfredatla ne yapacağımı bilmiyordum. Daha doğrusu bildiğim tek şey kısıtlı zamanda ne kadar çok bilgi aktarırsam o kadar iyi olduğuydu. Sınıfı sadece benim lider olduğum bir alan olarak görüyordum. İlk hazırladığım dersler, kitapları önüme açıp yazanları kendi düşünce silsilem içinde defterlere geçirmekten ibaretti.

Neyse ki yine şansım yaver gitti, yakınımda bu işi çok iyi yapan birinin desteğiyle de çok geçmeden anladım ki öğretmenin işi bilgi aktarmak değilmiş. Öğrenme ortamı hepimizinmiş ve öğrenmeyi planlayıp yapılandırırken sınıftaki her bireyin aklına neler gelir ne sorular sorarlar nasıl derinleşirler düşünüp taşınmak gerekirmiş. Planlamayla da bitmiyormuş iş; herkesin kendini ifade edebileceği, özgürce sorgulayıp katılacağı, hiç aklıma gelmeyecek katkılar sunacağı alanı açıp tutabilmekmiş marifet.

23. Hafta

İlişki temelli bir sınıfta öğrenme ortamında sorumlu olan tek kişi öğretmen değildir. Öğretmenler, sınıftaki bağlılık ve canlılığa birincil olarak katkıda bulunan bireyler olmaları için; öğrencilere kendilerini ifade etmelerinin, başkalarını dinlemenin ve birbirleriyle bağlı çalışmanın  yeni yollarını öğrenecekleri fırsatlar sunarlar.

Öğrencilerinizin sınıf yaşantısına katkıda bulunmalarını teşvik etmek için neler yapıyorsunuz?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Bir şeylerin istediğim gibi gitmediğinden yakınarak çok zaman geçirmişliğim var. Özel hayatımda, öğretmenlik pratiğimde, şimdi aklıma gelmeyen daha bir çok kurguda. Bir şeylerin elimden kayması, kendimi istemediğim durumlarda bulup hemen mağdur rolüne soyunmam, hiç istemediğim bir şeyin gerçekleşmesi korkusuyla içimde hep onu canlı tutup kendini gerçekleştiren kehanet girdabında boğulmam gibi örnekler ilk aklıma gelenler. Aklıma geldiğinde içime de geliyor bu deneyimlerin hatıraları; tatlarını, kokularını hiç sevmiyorum.

Ara sıra durup, kendime “Ben bu konuya dair ne istiyorum, niyetim ne?” gibi sorular sormak pek aklıma gelmezdi Şiddetsiz İletişim ile tanışmadan önce. Gündelik koşturmaca içinde şuursuzca oradan oraya savrulup yolda pek çok insanı en çok da kendimi kırıp döktüğümü hatırlıyorum. Ne yapacağımı bilmeden kendimi “Yapamıyorum” diye yaftaladığımı.

Durmak, sormak, soruyu cevaplamak ve ağzımızdan çıkan niyetle bağlantıda kalmak hızlıca bulutları dağıtıveriyor.

24. Hafta

Öğretmenin öğrenciler arasında ve öğrencileri ile besleyeceği ilişki biçimleri bir niyet meselesidir. Temel soru, Sınıfınızda hangi tür ilişkiler beslemek istiyorsunuz? sorusudur. Niyetiniz netleştiğinde onu gerçekleştirme yollarını bulmak ve yaratmak da mümkün olur.

Sınıfınızda beslemek istediğiniz ilişki biçimlerine dair vizyonunuzu yazın. Halihazırda kullandığınız ve bu vizyonu gerçekleştirmeye katkı sunduğunu düşündüğünüz yol ve yöntemleri yazın. Bu ilişkileri besleyecek başka şeyler de aklınıza geliyor mu?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Çok eğlendiğimi, içimin coşkuyla dolduğunu ama bir taraftan da bütünlüğümü, iç huzurumu koruyup ahenkli bir akış içinde olduğumu düşündüğümde aklıma ilk doğa geliyor. Doğa bana canlılığı ve çeşitliliği ile heyecan; yaratıcılığı, bilgeliği ve bütünlüğüyle güven veriyor. Doğaya döndüğüm her an hayata ve kendime dair unuttuklarımı hatırlıyorum.

BBOM topluluğu olarak ne kadar şanslıyız ki çalışmalarımızın çoğunu her köşesi ile bize ilham veren BBOM Öğretmen Köyü’nde yapıyoruz. Bu hafta sonu da yine böyle bir çalışma için bir aradaydık. Çok işimiz, bir sürü düşünüp taşınmamız, düşünüp taşındıkça yeni çıkan işlerden kaygılarımız vardı. Hepimiz birbirimizden farklıydık, aramıza yeni katılanlar da vardı.

Çok çalıştık, çok yorulduk, çok eğlendik. Başlangıçta içinden çıkılmaz gibi görülen şeyler öyle güzel evrilip çevrilip yollarını buldular ki bulduranın biz olduğumuza şaşakaldık. Bir kaç yıldır emek verdiğimiz, kafa yorduğumuz, pratik edip kendimizi güçlendirdiğimiz becerilerle artık çok kısa sürede birbirimize uyumlandığımızı ve ahenk içinde çalıştığımızı gördük. Arada enerjimiz düşünce yüzümüzü doğaya dönüp tazelendik.

Çocuklarla kurulan öğrenme topluluklarında iletişim becerileri üzerine çalıştığımızda bizim topluluğumuzdan çok daha hızı ilerlemek mümkün. Özellikle küçük yaştaki çocukların doğayla uyumu ve bütünlüğü bizlerden çok daha kuvvetli. Pek çok becerileri doğuştan geliyor ve henüz bu beceriler bir kenara atılmamış. Bu becerilerin kıymetini bilip onların parlatıp yeşertmek bizim elimizde. Çocuklarımızla birlikte biz de kendimizde aynı becerilere çalışıp topluluk olmanın, birlikte çalışıp üretmenin keyfini hatırlayabiliriz.

25. Hafta

Öğrenciler için işbirliği içinde çalışmak şaşırtıcı derecede doğaldır.

Nasıl etkileşim kuracaklarına dair yeni seçimleri ve becerileri olunca, endişeleri duyulduğunda ve ihtiyaçları karşılandığında; birlikte çalışmanın, birlikteliğin en keyifli hali olduğunu anlarlar.

Öğrencilerinizi birlikte işbirliği içinde çalışırken izleyin. Heyecanın ve doğaçlama yürüyen problem çözme süreçlerinin farkına varın. Karşılıklı alışverişin ritim ve akışının sahip oldukları iletişim becerilerine bağlı olarak ilerleyişini fark edin.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ilişki sözcüğü; iki şey arasındaki karşılıklı ilgi, bağ, münasebet, temas anlamına geliyor. Kişiler arasındaki ilişkide ben ve öteki arasındaki her şey her yeni temasla yeniden tanımlanıyor. Benim ilişki içindeki her eylemim ötekini ötekininki de beni etkiliyor. Bu etkileşimlerde “birbirine bağlar” ihtiyacımız karşılandığı ölçüde ahengi yakalıyor, ilişki içinde kendimize ve birbirimize yabancılaşmadan ilerleyebiliyoruz. Gönülden alıp verdikçe çeşitleniyor, büyüyüp gelişiyoruz. Birlikte dönüşüp bir sonraki etkileşimde daha esnek var oluyor; zamanla, akışta olmanın getirdiği bereketin tadına varıyoruz.

Hepimizin ötekine verecek çok şeyi var. Vermenin tadını aldığımızda ve verdiğimizin karşımızdakine sunduğu katkının önemini fark ettiğimizde gülüşümüzden bedenimize yayılan sıcaklıkla nasıl da canlanıp güçleniyoruz. Çocuklarımızın erkenden kendi verebileceklerini fark etmeleri ve gönülden verileni alabilmeyi öğrenmeleri için onlara destek olmak diye bir kazanım yok müfredatta.

Darüşşafaka’daki ikinci yılımda lise son sınıf öğrencilerinin matematik bölümü odasının kocaman yazı tahtası önünde birbirlerine heyecanla bildiklerini anlattıkları günler öğretmenliğimin en güzel anılarından. Zamanla tahtanın önündeki öğrenci sayısı onu aşmış; küçük sınıfların “Matematik bölümünde bu kadar eğlenceli ne olabilir ki?” diye soran meraklı gözleri, her matematik öğretmeninin maruz kaldığı “Dünyanın en zor ve sıkıcı dersinin öğretmeni” yaftasına meydan okumuştu.

Çocuklarımızı gözlemleyip onlara arkadaşlarına verebileceklerini keşfetmeleri yolunda destek olmak müfredat içindeki herhangi bir kazanımdan çok daha değerli. İçlerindeki cevherlerin yetişkin hayatlarında kurulmuş turşular gibi onları sıkıştırmasın diye bizim de verebileceğimiz bir sürü armağanımız var.

26. Hafta

İlişki temelli bir sınıfta, hem kendilerinin hem de başkalarının armağanlarının farkına varmaları için öğrencilere destek olunur. “Birbirine bağlar” ihtiyaçlarını karşılamaları için öğrencilerinize yardımcı olabilirsiniz.

Herkesin ihtiyacının karşılamak için öğrenciler kendi armağanlarını vermenin ve başkalarının armağanlarını almanın yollarını ararlar.

Öğrencilerden armağanlarının bir listesini yapmalarını isteyin (bu listeyi yazarak veya çizerek yapabilirler). Sınıf arkadaşlarının bu konudaki fikirlerini alabilirler. Öğrencilerin armağanları ile ilgili farkındalıklarını artırmak için bu listeleri okuyabilir veya sınıfta görebilecekleri bir yere asabilirler.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

“Hayır” cevabını duyduğunuzda kabul edebiliyor musunuz, “hayır”ı duymaya açık mısınız? Birinden bir şey istediğinizde isteğinizi yönelttiğiniz kişiye de seçim hakkı tanıyabiliyor musunuz? Ancak bunu yapabildiğinizde o kişiden bir şey rica etmişsinizdir. İsteğinizin yerine getirilmemesi karşısında karşı tarafı suçluyor, cezalandırıyor ona er ya da geç bir bedel ödetmek istiyorsanız Şiddetsiz İletişime göre ricada değil talepte bulunmuşsunuz demektir. Birinin sizin isteklerinize istemeden, kendi seçim hakkını kullanamadan olumlu karşılık vermesi hem onun hem de er ya da geç sizin tatsız anılar biriktirmenize neden olur.

Seçim yapamadığımızda canlılığımızı, hayata katkıda bulunma arzumuzu yitiririz. Talepler özerkliğimizi elimizden alır, kendi seçimizle bir başkasının hayatını zenginleştirmesine katkıda bulunamadığımızda büyüme gelişme alanımız daralır.

Bizim öğrencilerimize sunabileceğimiz en önemli katkılardan biri; işte bu büyüme gelişme alanını olabildiğince geniş tutmak, bolca gönülden verip alma deneyimi yaşamaları için hem kendimizin hem de onların farkındalık ve becerilerinin gelişmesine çalışmak.

27. Hafta

Her insan gibi genç insanların da en önemli ihtiyaçlarından biri özerkliktir. Vermeye en çok istekli oldukları zamanlar seçim yapabildikleri zamanlardır.

Öğrencileriniz sizden bir talep duyduklarında istediğinizi yerine getirme konusunda hevesli olmazlar. Öğrencilerden talep yerine ricada bulunmayı öğrenmek onların isteyerek verip almalarını mümkün kılar.

Bir öğrencinizden bir şey istediğinizde ricada mı yoksa talepte mi bulunduğunuzu fark edin.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Sınıfları birer öğrenme toplulukları olarak gördüğümüzde sınıfta gerçekleşecek öğrenmenin sorumluluğu artık sadece bizim olmaktan çıkar. Doğal olanı da bu değil mi? Kendi öğrenmesinin sorumluluğunu almayan, öğrenme sürecinin yapılandırılmasına katkıda bulunmayan bir bireyin bu süreçten keyif almasını bekleyemeyiz. İstisnalar olacaktır elbet, özenle hazırlanıp sunulan klasik bir dersten bir tiyatro oyununu izlemenin keyfini alanlar da olacaktır, hem de o oyunu kendisi sahneleyecek kadar sindirmiş olarak. Ancak çocukları günlerinin büyük bölümünü geçirdikleri okullarda sadece izleyiciler olarak görmenin düşüncesi bile bana uzun zamandır çok sıkıcı geliyor.

Müfredattaki bütün kazanımlar vazgeçilmez değil. Bir kazanımın nasıl öğrenileceği ile ilgili ise öyle çok seçenek var ki… Bu seçenekler o kazanıma ilişkin bilgimiz derinleştikçe ve sınıftaki çocuklarımızın zengin özellik ve meraklarını tanıdıkça artıyor. Çocuklara bu meraklarıyla öğrenmeyi yapılandırmaları için alan açtığımızda artık müfredatın o kadar da bağlayıcı olmadığını göreceğiz.

28. Hafta

İlişki temelli bir sınıfta, öğrenciler ve öğretmenler; öğrencilerin öğrenmeye istekli olduğu ve öğretmenlerin öğrencilerin öğrenmesini kıymetli bulduğu şeylere dayanarak, öğrenme kazanımlarını oluşturmak için birlikte çalışırlar.

Kazanımlar öğretmenler ve öğrenciler arasında süregiden diyalogla belirlenir, değerlendirilir ve revize edilir.

Öğrencilerinizin kazanımların belirlenmesi ve değerlendirilmesi sürecine hangi ölçüde katıldıklarına dikkat edin. Daha fazla katılımlarını arzu ediyorsanız, kazanımları onlarla belirleyip birlikte değerlendireceğiniz bire-bir toplantılar planlamayı düşünün.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Öğrenmeden geçen anım var mı diye düşündüm aşağıdaki metni çevirirken. Nefes aldığımız her an istesek de istemesek de bir şeyler öğreniyoruz. Bugünlerde en çok hiçbir şey yapmadan bomboş oturup yaşadıklarım üzerine tefekkür ederek öğrenmeye vaktim olmamasının yasını tutuyorum. Yalnız, yavaş ve bomboş yapılacak bir şey özlemini çektiğim. Çocukluğumdan kalma bir hatıra; yazın en sıcak günleri, herkes öğle uykusunda. Ben güneşin altında çömelmişim, iki parmağımın arasında top böceği…

Kırktan fazla yıl atlayıp düne dönüyorum şimdi de. Yine köyümüzdeyiz, BBOM Okulları buluşmasında. BBOM Öğretmen Köyünde hiç bu kadar kalabalık olmamıştık. Biriyle temas etmemek mümkün olmuyor. Öğrenme niyetiyle bir aradayız. Bir programımız var, program dışı bir dolu öğrenme var. Her temas, yeni bir öğrenmeye yol açıyor. İki kişiden kırk kişiye oluşan her grup hemen kendi öğrenme programını daha doğrusu programsız öğrenmesini gerçekleştiriveriyor.

Yukarıda anlattığım çok eski ve çok taze iki anıda da doğa cömertçe tüm bilgeliğini sunuyor. Doğanın kolaylaştırıcılığı ile boy ölçüşemeyiz elbet ama ondan ilham alıp sınıflarımızda çocuklarımızın ihtiyaçlarına göre hem bireysel öğrenmeleri hem de grup içerisinde birbirlerine temas ederek birlikte kafa yorup, kalp açıp ürettikleri alanlar yaratmak elimizde. Ama önce biz böyle alanlar bulabiliyor muyuz, bu yöndeki ihtiyaçlarımızı gözetiyor muyuz ona bakalım mı?

29. Hafta

Rekabetçi olmayan, ilişki temelli bir sınıfta grupla öğrenme yaklaşımı teşvik edilir. Ancak, bireysel çalışmak isteyen öğrencilere bu isteklerini rahatça hayata geçirebilmeleri için de bolca fırsat yaratılır. En önemlisi, öğrencilerin okul yaşamlarının her gününde çok sayıda sınayıcı ve başarılı öğrenme deneyimlerinin olmasıdır.

Siz en çok neyi önemsiyorsunuz; “kendi işini yapmayı” mı, yoksa birlikte çalışmaları gerekse bile, bütün öğrenciler için başarılı bir öğrenme deneyimi yaratmayı mı?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Kendi varlığımı en çok bir başkasının hayatına katkıda bulunduğumda duyumsuyorum. Ötekinin gözünde gördüğüm ışıltıda payım varsa benim de kalbimin pası siliniyor. Bu halim çok küçük yaşlarımdan beri hiç değişmedi. Henüz okula gitmezken tahta kaşıklardan yaptığım kuklalarla eve misafirliğe gelenlerin çocuklarını saatlerce eğlendirdiğimi ve bu eğlencenin her anını hayretle kutladığımı hatırlıyorum. Bağlantıya geçtiğimiz herkes bize farklı bir ayna tutuyor, bu farklı aynalarda birlikte büyüme gelişmemizi gördükçe yeni deneyler için cesaret ve güç buluyoruz.

Öğretmenlik mesleği vermenin en bol olduğu alanlardan biri olduğundan çok şanslıyız. Dalıp da bu şansı sadece kendimize saklama gafletinde bulunmayalım yeter ki. Çocuklarımızın da verecek o kadar çok aklı, fikri, şakası, şarkısı, yolu yordamı var ki… Bazen bırakın sizin vermeleriniz sadece öğrencilerinizin katkı koymalarına alan yaratmaktan ibaret olsun. Herkes biricik, hayat hepimize verme imkanı tanıyacak kadar bereketli.

30. Hafta

Hepimiz doğal vericileriz. Gençler de buna dahil.

Katkıda bulunmak öğrencilerimizin en temel ihtiyaçlarından biridir. Sınıfınızdaki öğrenciler size, diğer öğrencilere ve sınıfın işleyişine nasıl katkıda bulunuyor?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Her anlamda yoğun beş günlük bir Şiddetsiz İletişim eğitiminin ardından ön yazı yazmak için oturmak çok zorlayıcı. İçimdeki canlılıkla ciltler yazabilirmişim gibi geliyor bana bu sabah. En çok canlı olan da bu canlılığa, hayatın ta kendisine duyduğum sonsuz şükran. O kadar ki yaşama sevincimi daim kılacak becerilere dair ipuçlarını yıllar önce kazanmamış olmamın hayıflanması bile keyfimi kaçırmıyor. Sevincimi ve hüznümü birlikte kucaklayabiliyorum. Bu becerilerde her geçen gün ustalaşmak ve başkalarının yaşamlarına katkı sunmak için yanıp tutuşuyorum. En çok da öğretmenlere. Öğretmenler insan yaşamının ilk yıllarına tanıklık ve eşlik ediyorlar. Onlar kendileriyle bağlantıda olma becerisine sahip olurlarsa birlikte çalıştıkları çocuklara da bu beceriyi kazandırabilirler.

Bağlantı, yüzyıllardır bize öğretildiğinin aksine zihinsel bir sürecin çalıştırıldığı “anlama” deneyimi ile olmuyor. Ötekini anlama birlikte yaşadığımız deneyimin hikayesini her karşılaşmada bir polisiye roman detayında yazıp dayatma tutkusuyla olmuyor. Oradaki tutku inatçı, didişmeci, şefkatsiz. Şefkat arıyor ama tutkuyla ördüğü detaylarda boğulup her geçen an kendisine yabancılaşıyor. Kendisine yabancılaşan birinin başkasıyla bağlantı kurmasını hayal bile etmek mümkün değil. Bağlantı ise ancak kendi duygu ve ihtiyaçlarımızın farkına varıp onları belirleme becerisini kazandığımızda gerçekleşiyor. Bu beceriyi nasıl kazanabileceğimizin ipuçlarını Şiddetsiz İletişim bize cömertçe sunuyor. Kendi yolculuğumuza bir an önce çıkıp, çocuklarımızı da yolun hazır olduğumuz bir yerinde karavanımıza alabiliriz. Bugüne dek izlediğiniz en heyecanlı yol filminden bile daha heyecanlı ve sürprizlerle dolu bir yol olacak bu ve hiç bitmese de hep birlikte her an biraz daha barışa yaklaşacağız.

31. Hafta

Öğrencilerinize üç basit beceriyi öğreterek sınıf içi çatışmaların %99unu sona erdirme gücüne sahip olur ve onlara yaşamları boyu hizmet edecek becerileri kazandırmış olursunuz.

Onlara;

  1. Duyguların farkına varma becerisini (kendilerinin ve başkalarını ),
  2. İhtiyaçların farkına varma becerisini (kendilerinin ve başkalarının) ve
  3. Herkesin en çok ihtiyacını karşılayacak şekilde strateji geliştirme becerisini

öğretebiliriz.

Bugünden başlayarak bu becerileri geliştirmek için neler yapabilirsiniz?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Şiddetsiz İletişim bizi duygularımızı ve bu duyguların ardında yatan ihtiyaçlarımızı fark etmeye davet ediyor. İhtiyaçlarımızı fark ettiğimizde onları karşılamanın farklı stratejilerini bulma yolunda yaratıcılığımız harekete geçiyor. Durağan, tutsak eden bir dil ve cansız bir varoluştan sıyrılıp canlılık ve zenginliği deneyimleyebiliyoruz.

Talepler buyurgan ve tutsak edici. Yerine getirilmediğinde ötekinin cezalandırılacağını ta en baştan haber veriyor. Cezalandırılmama motivasyonu ile davranmak talep yerine getirilse de getirilmese de iki tarafı da özünden uzaklaştırıyor. İlişkinin sahiciliği yitiyor, her şey talep eden-boyun eğen veya talep eden-kaçan/reddeden arasına sıkışıp kalıyor. İki insanın biricikliğinden doğacak nice farklı seçimin ölü doğumu ile sonuçlanıyor her iletişim deneyimi böyle olunca.

Böyle sıkışık bir varoluş ve eyleme pratiği içinde; merak ile motive olan öğrenmenin yeşermesi de mümkün değil elbet. Merak yok çünkü, merak yerini tekdüzeliğe ve ezbere bırakmış. Her alanda olduğu gibi burada da ilk adım farkındalık. Farkındalık yolunda bu haftaki ipucunu aşağıda bulabilirsiniz. Durmak deyip geçmeyin; o kısacık durma anları bazen paha biçilmez dönüşümlerin habercisi olabiliyor.

32. Hafta

İhtiyaçlar en açık şekilde üç sözcükle ifade edilebilir, örneğin: “Netliğe ihtiyacım var”, “Dikkate ihtiyacım var”. İhtiyaçlar kişiye özgü değildir.

Yani, kendinizi, “Senin … yapmana ihtiyacım var” diyecekken duyarsanız bilin ki talep olarak duyulacak bir strateji dile getirmek üzeresiniz.

Bir dahaki sefere kendinizi “Senin … yapmana ihtiyacım var” diyecekken duyarsanız, durun ve söylemek üzere olduğunuz taleple yer değiştireceğiniz bir ihtiyaç sözcüğü bulun.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Bir şeyler başınıza mı geliyor, siz mi yaşıyorsunuz? Geçen derste küçük bir anlaşmazlık yaşadığımız ve meseleyi ele alıp nihayete erdirmekten kaçındığımız bir çocukla aramızda, bu derste de istemediğimiz bir şeyler olacağı düşüncesiyle sınıfa girdiğimiz anda aslında bu anlaşmazlığı sürdürme, hatta derinleştirme seçimimizi yapmış oluyoruz.

Seçtiğimiz düşünce biçiminin hayatımıza yön verdiği farkındalığı olmaksızın kendimizi kaderin oynadığı oyunların kurbanı olarak görmemiz mümkün. Üstelik böyle yaşamak bütün sıkıcılığına ve üst üste biriken olumsuz deneyimlere rağmen bir o kadar da hafif. Başımıza gelenlerden kimse sorumlu tutamaz bizi. Bunları yazarken gözümün önüne elindeki bardağı yere atıp kırdıktan sonra bardağın kırılmasının sorumlusunu arar gibi etrafa bakınan biri geliyor.

Bir durum daha hayal edelim: Gece gündüz çalışıp sınıfımızla bir oyun çıkarmış ve sahnelemişiz. Çocuklar bu oyunda çiçek açmış, hiç bilmediğiniz yönleriyle bizim ve arkadaşlarının hayatına katkıda bulunmuş; tüm okul topluluğunun öğrenme, eğlence ve aidiyet ihtiyacını karşılamışlar. Arkadaşlarımız gelip tebrik ediyor bizi; biz bütün bunların farkında değiliz, nasıl oldu da böyle güzel sonuçlar aldık şaşkınız gibi davranıyoruz.

Niyetimiz neydi yukarıdaki durumlarda? Öğretmenlik yapmaya kalktığımızda niyetimiz neydi? Öğretmenlik deneyimimizi bir slalom sporcusunun ustalığı ile sürekli bir şeylerden kaçınarak mı yaşamak istiyoruz; yoksa bilinçli seçimlerin yönlendirdiği eylemlerimizin sorumluluğunu alıp her geçen gün güçlenerek mi?

33. Hafta

Düşünme biçiminizi bilinçli olarak seçebilirsiniz. Dinleme biçiminizi seçebilirsiniz. Konuşma biçiminizi seçebilirsiniz. Ne yapacağınızı seçebilirsiniz.

Davranışlarımızın istenmedik sonuçlarının çoğu bilinçsiz düşünme, dinleme, konuşma ve davranma alışkanlıklarımızın sonucudur.

Kendinizi bir düşüncenin ortasında yakalayın. Birini dinlerken kendinizi fark edin. Bir eylemde bulunurken bakın kendinize. Düşüncelerinizi, dinleme ve eyleme biçiminizi seçiyor musunuz?

Seçseydiniz hayatınızda neler farklı olurdu?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

“Kaç kere anlattım anlamadılar.” Bu cümlenin sarf edildiği bir öğretmenler odasına, bu cümleyle özetlenen bir öğrenme deneyimine rastlamayanınız var mı? Aynı şeyi sürekli tekrar ederek sonunda olacağını düşünmek… Bize neler oluyor da; yaratıcığımıza, o en değerlimiz yaşam enerjimize bu kadar yabancılaşabiliyoruz. Bu aynı; çok sevdiğimiz birinden, çok yakın bir dostumuzdan bir ihtiyacımızı karşılamak için talepte bulunup talebimiz yerine getirilmeyince ona küsmek, günler sonra olanları unutup yine aynı kişiyle aynı şeyi yaşamak gibi. Sonunda herkesin birbirine yük geldiği tatsız bir hayatla baş başa kalıyoruz.

Şiddetsiz İletişim, bütün eylemlerimizi bir ihtiyacımızı karşılamak için yaptığımızı söylüyor. İhtiyaçlarımızı da bize duygulularımız müjdeliyor. Müjdeleme diyorum çünkü bu farkındalıkla bizlere hayatımızı zenginleştirmenin kapıları aralanıyor. O aralıktan bakmaya başladığımız andan itibaren ihtiyaçlarımızla, dolayısıyla kendimizle olan bağlantımızı güçlendirmeye de başlıyoruz.

Hayat ne kadar kısır ve sıkıcı olabiliyorsa o kadar çeşitli ve eğlenceli de olabiliyor. İhtiyaçlarınızla bağlantı kurma günlüğü tutmayı denemek ister misiniz? Duygularınızın size haber verdiği ihtiyaçlarınızı ve bu ihtiyaçlarınızı nasıl karşıladığınızı not ettiğiniz bir günlük. Hayatın size sunduğu zenginliğin ne kadarına kalbinizi açtığınızı anlamanın bir yolu olur belki bu günlük.

34. Hafta

Bolluk dünyasında yaşıyoruz. Her bir ihtiyacımızı karşılamanın pek çok yolu var.

Yaşamınızdaki bolluğu artırmak için bir şeyleri belli bir biçimde yapmaya sıkı sıkıya bağlandığınız durumları fark edin.

Bu stratejiyle hangi ihtiyacınızı/ihtiyaçlarınızı karşılamak istediğinizi belirleyin. Bu ihtiyacı karşılayacak başka stratejiler düşünün.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Duygularımızla bağlantı kurmadan içimizde olup bitenleri fark etmek, canlanmak mümkün değil. Ancak sadece duygumuzu belirleme becerisi de tek başına içimizdeki canlı hayatın sesini duymamız için yeterli olmuyor.

Üzgün olduğum zamanlarda üzüntümün farkında olup, ona odaklanıp, onu bertaraf etmeye çalıştıkça; daha da diplere battığımı, üzüntü duyguma bir de yetersizlik düşüncesi ve bu düşüncenin getirdiği suçluluk duygusunun eklendiği zamanları hatırlıyorum. Gittikçe kısırlaşan, kararan bir resim geliyor gözlerimin önüne. Oysa üzüntüm kim bilir hangi ihtiyacımın habercisiydi bunlardan birinde. Duyulmak mı istiyordum, eğlenmek mi? Bir kez ihtiyacımı belirleyince seçip beğenip alabileceğim yüzlerce yoldan biri değilse diğeri ile o kasvetli alandan çıkmak işten değil.

35. Hafta

Düşüncelerinizi ihtiyaçlarınıza odaklarsanız değerli vaktinizi yaratıcı bir biçimde bu ihtiyaçları nasıl karşılayacağınızın stratejilerini oluşturarak geçirirsiniz.

Böyle yaparak; memnuniyet, mutluluk, tatmin ve takdir duyguları üretirsiniz.

Bunun yerine eğer düşüncelerimizi sadece ne hissettiğimize odaklarsak tıkanıp kalırız. Bir duygunuzla bağlantı kurduğunuz her defasında bunu bir adım daha ileri götürün ve ihtiyacınızla da bağlantı kurun. Sonrasında doğal olarak bu ihtiyacı nasıl karşılayacağınızın keşfi gelecektir duygunuzda kalmak yerine.

Siz düşüncelerinizi nereye odaklıyorsunuz?

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Şiddetsiz İletişim bana ilk kez hayatımın akış kanallarını kendi elimle ve her defasında yeniden aynı şekilde nasıl tıkadığımı gösterdiğinde çok etkilenmiştim. Hayal meyal kendi kendime yaşadığım farkındalıklar da vardı ama aldığım eğitimler ve okuduklarım o sisli farkındalıkları bir arkeolog becerikliliğiyle süpürüp gittikçe açığa çıkardı. Çocukken koşarken bir kaç kez alnımın aynı yerini duvara çarptığımı hatırlıyorum. Alnımdaki şiş sanki hep vardı diye düşünebilirdi beni önceden tanımayanlar. İşte bir ihtiyacımızı hep aynı yolla karşılamaya çalışmak aynı bu çocukken şişi bir türlü inmeyen ağrılı alnımı çağrıştırıyor bana.

Özel yaşamınızda dinlenme, eğlence gibi ihtiyaçlarınızı nasıl karşıladığınıza dikkat edin, hatta küçük notlar alın günlüğünüze. Sonra her defasında yeni bir yol bulmayı deneyin. Bir ihtiyacınızı on farklı yolla karşıladığınızda kendinizi kutladığınız minik partiler düzenleyin. İhtiyaçları karşılamak adına attığınız her farklı adım bir sonraki için yaratıcılığınızı geliştirecek. Her geçen gün seçeneklerinizin bollaştığını, sizin de bu bereketli topraklarda yeşerip geliştiğinizi göreceksiniz. Bir kaç egzersizden sonra aynı pratiği kolaylıkla sınıfınıza da taşıyabilirsiniz.

 36. Hafta

Sürekli olarak ihtiyaçlarınızı karşılamanın yeni yollarını öğrenebilirsiniz.

Öğrencilerinizin tartıştığını duyduğunuzda kendinizi üzgün hissederseniz uyum-ahenk, işbirliği ve sakinlik ihtiyaçlarınızı fark edebilirsiniz. Bu ihtiyaçlar zihninizdeyken onları karşılayacak olası stratejileri düşünmeniz mümkün olur.

Bir dahaki sefere bir ihtiyacınızın karşılanmadığını fark ettiğinizde öğrencilerinizle davranışlarına ve bu davranışların sizi nasıl etkilediğine ilişkin konuşun. Veya diğer öğretmenlerle , öğrencileri uyum-ahenk içinde davranmaya teşvik etmek için neler yaptıkları hakkında konuşun. Veya, bir-iki öğrenciyle bireysel görüşmeler yapın. Bir başka strateji de tartışan öğrencilerle biraz problem çözme egzersizi yapmak olabilir.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm

Okulun son haftasına geldik. Bir okul yılı boyunca istedim ki bu haftalar kendimizle ve çocuklarımızla bağlantıda, kendimize ve çocuklarımıza şefkatle geçsin. Birlikte Şiddetsiz İletişimden ve Sura Hart’tan ilham alarak; zaman zaman kaybettiğimiz canlılığımızı saklandığı yerlerden çekip çıkaralım, onu besleyip yeşertmeye devam edelim. Çok merak ediyorum siz okuyanların bu yazılar ve çevirilerle nasıl bir maceranız olduğunu. Şimdi en yorgun, en coşkulu günler; gözlerimizin önünden hızla akan film şeritleri. Yaptıklarımız, yapamadıklarımız, seneye yapacaklarımız; yavaş yavaş boşalan okul, sınıflardaki hüzünlü kitaplar ve birden kendimizi bambaşka bir yerde bulacağız. Çok sıcak olacak belki ama siz yine de yanınıza bir not defteri almayı ihmal etmeyin. Yazıları sürekli okuyup günlük tutmaya başladıysanız veya zaten bunu hep yapan biriyseniz tatilde de devam edin. Zamanınızın bir bölümünü hayatınızın bereketini artırmaya yarayacak bir egzersize ayırın. Egzersizin ayrıntılarını aşağıda bulacaksınız. Yaptıklarınızı yazmak inanın çok iyi gelecek. Dönüp okuduğunuzda örneğin, ihtiyaç sepetlerinizin bin bir çeşit seçimle dolup taştığını görünce şaşıracaksınız. Belki tatilin o en sıcak günlerinin en sıcak öğleden sonraları bile zenginleşir kim bilir?

 37. Hafta

İhtiyaçları karşılamak, ister kendinizinkiler olsun ister başkalarının ihtiyaçlarını karşılamasına yardım etmek, devam eden bir süreçtir.

Bazen bu süreci adımlara bölerek düşünmek işe yarar. Kendi ihtiyaçlarınızın sorumluluğunu almak için aşağıdaki beş adımı deneyin:

  1. İhtiyacı belirleyin.
  2. İhtiyacı karşılamak için bir strateji seçin.
  3. Stratejiyi deneyin.
  4. Stratejiyi değerlendirin. İşe yarıyor mu?
  5. Stratejiyi revize edin veya başka bir strateji deneyin.

Bu adımları yararlı bulursanız öğrencilerinizle de paylaşmak isteyebilirsiniz.

Önyazı ve Çeviri :Bediz Gürel

Kaynak:http://www.nonviolentcommunication.com/publisher/publisher.htm