Şiddetsiz İletişim Notları – I

“Başka Bir Okul Mümkün Derneği’nin Başka Öğretmenler Mümkün! öğretmen destek projesinin dördüncü oturumunu Bodrum’daki BBOM okulu olan Mutlu Keçi’de gerçekleştirmiştik. Oturumun modüllerinden biri olan “Şiddetsiz İletişim”i sevgili Vivet Alevi ile çalıştık. Eğitmenimizin her bir cümlesiyle ve eğitime yönelik yaptığımız uygulamalarla hepimiz tokat yemiş gibi hissettik, ihya olduk, kendimizden geçtik, kendimize geldik. Şiddetsiz İletişim’den o kadar etkilendik ki, bizi etkileyen şeyleri çevremizle paylaşmadan edemedik.

Şiddetsiz İletişimi özetlemek hem kolay hem çok zor; eğitimde tuttuğum notlarımı elimden geldiğince paylaşmak, bilgilendirme hadsizliğine girmeden farkındalık yaratmak isterim.

Önce bize Şiddetsiz İletişim dünyasının kapısını aralama fırsatı yaratan BBOM Akademi ekibine, sonra da gönülden yaptığı paylaşım için Vivet Alevi’ye sonsuz teşekkürler. Şiddetsiz İletişim’i ondan dinlemek eşsiz bir deneyim, bu deneyimi herkesin yaşamasını can-ı gönülden dilerim.”

Binnaz Sönmez Dursun

foto3

 

Şiddeti ve Şiddetsizliği Konuşmak…

Çalışmamıza “şiddet” kapsamına giren davranışların, davranış kalıplarının ve ifadelerin neler olduğunu düşünmekle başladık. Hakikaten neydi bu şiddet? Ne yaptığımızda ya da ne söylediğimizde şiddet uygulamış oluyorduk? Şiddetin ne olduğunu iyi bilmezsek Şiddetsiz İletişim dilini gerçekten kullanabilir miydik? Ve şiddet karşısında biz ne yapıyorduk? Şiddeti nasıl karşılıyor ve şiddetin

nedeni ya da sonucu olan öfkemizle ne yapıyorduk? Döndük baktık içimize ve deneyimlerimize. Evet, önce kendimize baktık. Olduğumuz gibi masaya yatırdık kendimizi ve iyice deşeledik. Neler çıktı neler… Eylemlerimiz ve söylemlerimiz ne kadar çok şiddet içeriyormuş meğer…  Hem kendimize, hem karşımızdakine…

Yargılama yaptığımız her an,
Haklı çıkmaya çalıştığımız an,
Duygularımızın sorumluluğunu almadığımız zaman,
Küçümsediğimiz zaman,
Zorladığımız zaman,
Kıyaslama yaptığımız zaman,
Sıfat taktığımız zaman,
Dinlemediğimiz zaman,
İçimizdeki çakallar konuşamaya başladığı zaman,
Genellemeler yaptığımız zaman
Ve davranmadan/konuşmadan önce düşünmediğimiz, içimizdeki şefkati hissetmediğimiz, anlamaya çalışmadığımız her an şiddetli iletişim kuruyor(muş)uz.

Şiddetsizliğin ne olduğunu ise Şiddetiz İletişimin içine girdikten sonra anladık. Anlamasına anlamıştık ama doğrusunu söylemek gerekirse uygulamada gayet zorlanmıştık. Çünkü şefkatli doğamızdan o kadar uzaklaşmışız, kalıplara o kadar alışmışız ki bunları kırmanın zaman, emek ve sabır işi olduğunu anladık.

Diğer taraftan heyecanlandık da. Umutlandık. “Ah, bunu hemen içselleştirmeliyim.” “Ayyy, bunu hemen arkadaşımla/eşimle/ailemle/öğrencilerimle –ve mümkünse herkesle- paylaşmak istiyorum” gibi cümleler kemirdi içimizi.

Şiddetsiz İletişim

Şiddetsiz İletişim psikolog Marshall B. Rosenberg’in geliştirdiği bir iletişim tekniği. Burada “teknik” kelimesini kullanmak ne kadar doğru bilmiyorum. Şiddetsiz İletişim’in belli teknikleri var tabii ancak tekniklerle de sınırlı değil. İnsan bunun içine girdikçe, iletişimin bu yolunu kullandıkça bunun bir yaklaşım olduğunu görüyor.

Şiddetsiz İletişim’i derinleştiren Marshall B. Rosenberg, aynı zamanda Şiddetsiz İletişim Derneği’nin (Center for Nonviolent Communication – CNVC) kurucusu.

Şiddetsiz İletişimin özü şefkat ve gönülden vermektir.

Kendimizi ifade etme, başkalarını dinleme ve anlama biçimimize gönüldenlik, sadelik ve akış getiren bir yoldur. Bizi şiddet-öfke, doğru-yanlış, haklı-haksız döngüsünden çıkarıp, iletişimimize barış yolunu açan bir iletişim şeklidir. Birbirimizin dünyasında neler olduğundan haberdar olmanın, yargılama yapmadan dinlemenin – konuşmanın – davranmanın, ihtiyaçlarımızın ve duygularımızın farkında olmanın, bilinçli tepkiler vermenin, candan bağlantılar kurmanın dünyasıdır Şiddetsiz İletişim. Aynı zamanda içinde yaşamayı unuttuğumuz, hatta neredeyse terk ettiğimiz bir dünya…

“Haklı çıkmak mı yoksa hayatı daha güzel kılmak mı? Hangi oyunu oynamayı tercih edersiniz?”

                                                                                                                                     Marshall B. Rosenberg

Dört önemli bileşeni var bu dünyanın: Gözlem, duygu, ihtiyaç, istek/rica.

Şiddetsiz İletişim bu dört bileşeniyle bize; yargılamadan gözlem yapmayı, bizi etkileyen durumlar karşısında hissetiklerimizi arılıkla ifade etmeyi, duygularımızın ve  edimlerimizin sebebi olan biricik ihtiyaçlarımızın farkında olmayı, ricalarımızı ve isteklerimiziaçıklıkla dile getirebilmeyi öğretir.

Tüm bunları bilmiyor değiliz aslında; hepimiz “bir şekilde” gözlem yapıyor, duygularımızı açıklıyor, ricalarımızı da isteklerimizi de dile getiriyoruz. Ama işte bunları “bir şekilde” yapıyoruz. Farkı yaratan ise bu “bir şekilde”den bir nebze olsun sıyrılıp Şiddetsiz İleşitim şeklini kullanmak oluyor. Farkı yaratan, içimizdeki şefkati açığa çıkarmak oluyor.

Eğitimimiz sırasında her birimiz bizi tetikleyen, öfkelenmemize neden olan somut durumlar üzerinde çalıştık. Normalde bu somut durumlar karşısında verdiğimiz tepkileri, kullandığımız sözcükleri derinlemesine irdeledik. “Bir şekilde” yi kullandığımız zamanki hallerimizle yüzleştik. Ortaya çıkarmış olduğumuz sonuçlar, diğer bir ifadeyle eserlerimiz içler acısıydı. Önce bunu kabul ettik. Sonra da eğer bizi tetikleyen bu durumlar karşısında Şiddetsiz İletişim dilini kullanıyor olsaydık “ne olurdu”yu gördük. Ortaya çıkmış olduğunu hayal ettiğimiz sonuçlar gerçekten büyüleyiciydi. Şiddetsiz İletişim sürecini yaşarken kendimizle ilgili bir çok şeyin farkına vardık, farklı yönlerimizle yüzleştik, hesaplaştık, kalıplarımızın dışına çıktık, haklı çıkmayı bir kenara bıraktık, gözlemimizi yargılamadan aktarmaya çalıştık (ki en zoru buydu), hem karşımızdakinin ihtiyaçlarına hem kendi ihtiyaçlarımıza odaklandık, bir kenara attığımız duygularımızı açığa çıkarıp dile getirdik, bağlantı kurmaya çalıştık. O kadar değerli bir süreçti ki bu, bugüne kadar ilişkilerimizde neleri neleri kaçırmış olduğumuzu fark edip anlamlı sessizlikler yaşadık.

Çok derinine inmeden bu dört bileşeni bir sonraki yazımda açacağım.