Viyana’nın Mutlu Keçileri

Geçtiğimiz günlerde, bir Erasmus projesi kapsamında Viyana’daydım. “Exchange, Explore, Empower” (“Paylaş, Keşfet, Güçlen”) mottosunun üzerine kurulu programda her gün bir ziyaret yapıp bu ziyaret üzerine düşünüp kendi yerelimiz için neler alabiliriz diye baktığımız heyecanlı, dopdolu ve üretken günler geçirdik. Her biri birbirinden ilham verici olan ziyaretlerden biri vardı ki tam yüreğimin orta yerine hedef alıp isabet ettirdi. Tahmin edeceğiniz üzere, yazının geri kalanında Viyana’daki bir alternatif okuldan söz edeceğim sizlere. Aslında iki alternatif okul demek daha doğru olacak. Önce kapıdan girelim.

Kapıdan girelim dememin nedeni, okulun bulunduğu geniş avlulu kompleksin dev kapısı. Bu mekan, 1855’te bir endüstriyel girişimci olan Georg Sigl tarafından lokomotif fabrikası olarak kurulmuş. Yetmişli yıllarda politik hareketlenme ile şehirde başlayan işgallerden biri de buraya yapılmış ve mekan Viyana yüksek kültürüne alternatif sunan bir yer haline gelmiş.

Eski lokomotif fabrikası, yeni kültür merkezinin dev kapısı

1979 ise bugün hala aynı isimle anılan WUK Verein zur Schaffung offener Kultur- und Werkstättenhäuser (Açık Kültür Yaratma ve Atölyeler Derneği) kurulmuş. Büyükçe avluyu çevreleyen binalarda atladığım bir şey yoksa eğer; sanat merkezi, müzik atölyesi, marangozhane, bisiklet tamir atölyesi, fotoğraf galerisi, bir kafe, bir oyun grubu, bir alternatif ilkokul ve ortaokul bulunuyor. Artık işgal altında olmasa da okullar da dahil bu mekanlar için kira ödenmiyor. Sizin olmadığı halde kira da ödemediğiniz bir kooperatif okulu rüya gibi değil mi?

Avluda Schulkollektiv’in ilkokul öğretmeni Katharina’yı beklerken

Katharina ve Johanna bize WUK’u anlatırken

“Burada çocuklar oynuyor”

Okul ziyareti öncesinde avluyu ve avludaki atölyelerden bir kaçını dolaşıyoruz. Marangozhane, bisiklet tamir atölyesi, müzik atölyesi gönüllü emek vermeye hazır herkesi bünyesine davet ediyor.

Marangozhane

Bisiklet Tamir Atölyesi

Atölyelerin ardından Schulkollektiv’in bulunduğu binadan içeri giriyoruz. Çalışma grubumuz; okul kuran ebeveynler, eğitmenler ve öğretmenlerden oluşuyor. Merdivenleri heyecanla çıkıp bu kez küçük bir kapıdan içeri giriyoruz. Kapıda ayakkabılarımızı çıkarmamız isteniyor. Katharina, istediğimiz gibi fotoğraf çekebileceğimizi söylüyor ancak çocukların fotoğrafını çekeceksek onların rızasını almamızı hatırlatıyor. Katharina’ya eşlik edip bize okullarını tanıtmaya hevesli dört çocuk da katılıyor gruba. Tanıtıma kapının hemen yanındaki iş bölümü panosundan başlıyor çocuklar. Çocukların sorumlu oldukları alanların yazılı olduğu PVC ile kaplanıp asılmış renkli bir A4 var panoda. Okuma köşesi, doğum günü çarkı, vestiyer, atölye köşesi, oyun alanı gibi sorumluluk alanları var çocukların. Her bir alanın karşısında bir, iki veya üç çocuğun ismi yazılı. Bu posterin hemen altında da yapmakla sorumlu oldukları işler var. İşlerin dağılımı her hafta yeniden yapılıyor. En çok sevilen görev mecliste moderatör olmak veya meclis tutanağını tutmak. Burada da her hafta meclis toplanıyor ve birlikte okul yaşantısından çıkan gündemler konuşuluyor. Ziyareti gerçekleştirdiğimiz günün sabahın da da toplanmışlar, toplandıkları alanda bulunan karatahtada konuştukları gündemler hayal meyal okunuyor. Burada da bir toplantıda en fazla üç-dört gündem görüşebiliyorlar. Yine hiç yabancılık çekmiyorum.

Çocukların sorumlu olduğu alanlar ile ilgili bilgi panosu

Doğumgünü çarkı

Okul meclisinin toplandığı mekan

Çocukların görev dağılımı panosundaki anlatacakları bitince hep birlikte spor salonuna geçiyoruz. Katharina ve çocuklar okullarını anlatmaya devam ediyorlar. Okula çocuğunu kayıt ettiren her ebeveyn mutlaka hem WUK hem de Schulkollektiv’in üyesi olmak durumunda. Başlangıçta yaptıkları anlaşmaya göre her ebeveyn haftada 15-20 saatini okuldaki işlere adayacağına söz veriyor. İşler arasında yemek yapmak da var, akademik toplantılara katılmak da. Ancak her şey okul kadrosunun belirlediği ihtiyaçlar doğrultusunda yapılandırılıyor ve ilerliyor.

Her dakika “Durun ben de bir şeyler anlatayım” diyesim geliyor; heyecanımı Katharina’yı soru yağmuruna tutarak gidermeye çalışıyorum. “Peki ya bir ebeveyn o gün söz verdiği işi yapamazsa, kriz çıkmıyor mu?”, çok önceden plan yapıp birbirlerini haberdar ettikleri için mutlaka kendi yerine o işle ilgilenecek bir ebeveyn bulabiliyorlar. Tabi burada hayat Türkiye’nin büyük şehirleri kadar stresli ve yoğun akmıyor. Bir şeyleri planlamak çok daha kolay, eğer böyle bir niyet ve sebat varsa. Niyet var, sebat da okulun 30 yılı aşkın geçmişi ile kanıtlanmış durumda.

Sorulara devam ediyorum. “Ebeveynler ve okul çalışanları işlerin yürütülmesinde herhangi bir mekanizma kullanıyorlar mı?” “Evet, sosyokrasi ile çalışıyoruz diyor Katharina, örneğin Öyküler’in –okulun Türkiye kökenli bir çocuğu- annesi okulun finans çemberinin operasyon lideri”. Gözlerimin Miyazaki filmlerinin karton kahramanları gibi kocaman açıldığının ve bir damla göz yaşı akıtmak üzere olduğunun farkına varıyorum. “Ama, ama. Biz de…”geçiyor içimden, yutkunup devam ediyorum sorulara. “Çatışma çözümü için ne yapıyorsunuz?” soruma, okulda öğretmenlerin Şiddetsiz İletişim çalıştıklarını ve anlaşmazlıkları Şiddetsiz İletişim perspektifi ile ele aldıkları yanıtı da gelince; ben bir süre bağlantımı kaybedip önce hayıflanmalar ardından bir şekilde kuracağımız yeni bir okulun hayalleriyle animasyon filminin bulutlu denizli dağlı o rengarenk ve gerçeküstü bölümüne geçiyor orada kalıyorum.

Spor salonu

Katharina ve çocuklar haftalık planı anlatırken

Herhangi bir müfredat izleyip izlemedikleri konusundaki soruma da üç farklı müfredat olduğu bunlardan birinin de devlet tarafından belirlenen standart kazanımları içerdiği yanıtını alıyorum. Bu okulda da çocukların kendi öğrenme planlarını yapıp öğretmenleri ile birlikte takip ettikleri haftalık planları var. Karma yaş uygulamasını da aynı Mutlu Keçi’deki gibi yapıyorlar: Birinci-ikinci sınıflar, üçüncü-dördüncü sınıflar pek çok çalışmayı karma yaş olarak gerçekleştiriyorlar.

Konuşacaklarımızı tamamlayınca okuldaki alanlarda dolaşmayı sürdürüyoruz. Tavana çok yakın merdivenler üzerine kurulu ve dışlarının kumaş ve başka renkli materyaller ile kaplandığı büyükçe ağaç evler dikkatimizi çekiyor. Hepimiz telefonlarımızı bu evlere doğrulttuğumuzda Öyküler gelip fotoğraf çekmemiz yolunda uyarıyor bizi. Bu ağaç evler üçer-dörder çocuk ile oluşturulmuş öğrenme gruplarının özel özgür alanları. Mekanın yönetimi tümüyle çocuklara ait ve oradaki eylemlerine, kimi davet edip etmeyeceklerine kendileri karar veriyor. Okula yeni başlayan öğrencilerin gruplara dahil olması ve okulda gerçekleşen kolektif yaşamı kolaylıkla deneyimleyebilmesi için “Buddy” sistemi uygulanıyor. Okulun kıdemli çocukları bu görevi severek üstleniyorlar.

 Okuldaki gezintimizi tamamlayıp okul meclisinin toplandığı alanda toplanıyoruz. Çocuklar hangi ülkeden geldiğimizi, hangi dilleri konuştuğumuzu ve ne iş yaptığımızı merak ediyorlar. Ben BBOM’dan ve Mutlu Keçi’den bahsedince Katharina heyecanlanıp söz alıyor ve daha önce Türkiye’ye gelip öğretmenlik deneyimi yaşadığını, Mutlu Keçi’yi ve BBOM’u araştırdığını, bir dönem çalışmak için başvurmayı aklından geçirdiğini söylüyor. Ben de yine sevinç ve hüzünle harmanlanıp oradan ayrılırken Katharina’ya iletişim bilgilerimi bırakıyor ve birlikte bir şeyler üretmeyi diliyorum.

Planda ortaokul gezisi yok ama kaldığımız hostele dönüp günü değerlendirmek üzere bir araya gelmeden bize ayrılan iki saat daha var. Programa Slovakya’dan katılan ve orada yine bir ebeveyn inisiyatifi olan orman anaokulu kurucularından olan Jana ile sözleşip ortaokulu da gezmeye karar veriyoruz. Schulkollektiv’den çıkarken en son gözüme “Birlikte Yaşam Kuralları” ilişiyor, onun da fotoğrafını çekip aklımda Mutlu Keçi’de dört kısacık yılda gerçekleştirdiğimiz onca değerli şey ve daha BBOM’da yapacaklarımızla kendimi sokaklara vuruyorum. Bilmediğim sokaklarda hayal kırıklıklarım, kutlamalarım ve yeni okullara dair heyecanlarımı gezdiriyorum.

Birlikte yaşama kuralları

Dönüp WUK’un son derece mütevazı ve estetik kafesinde Jana’yı bekliyorum. Ben dolaşırken ziyarete katılmak isteyen yeni katılımcılar da çıkmış aramızdan. Okulun adı, ScülerInnenschule, Türçe’ye çevirirsek, Öğrencilerin Okulu. Tam da ismine yaraşır şekilde, bu defa okulu öğretmen gözetimi olmaksızın aralarında en iyi İngilizce konuştuğuna karar verdikleri iki çocuk gezdiriyor bize. Bu okulda da diğerinde olduğu gibi; her çocuğun biricikliği, küçük gruplarda öğrenme, demokratik bir topluluk olma öne çıkıyor. Ezber, itaat, sessizce yerinde oturma ve ezber yerini; farkındalık, sorumluluk, birlikte karar alma ve özgüvene bırakmış. Çocukların büyümüş olması, bu özelliklerin iyice görünür olması dışında iki okul arasındaki temek fark burada ev ödevinin olması ve branşların çeşitlenmesi ile doğal olarak akademik hayata yapılan vurgunun biraz daha artması. “Biz devlet okullarında ne öğreniliyorsa burada aynısını öğreniyoruz; ama ne zaman ve nasıl öğreneceğimiz konusunda baskı yok. Her şeye birlikte karar veriyoruz ve stres altında olmamak bize çok iyi geliyor” diyor çocuklar. Bir taraftan dersler devam ettiğinden çocukların çok fazla vaktini almak istemiyoruz. Almanca derslerinde küçük oyunlar sahnelediklerini söylüyor sınıfın içindeki kostüm odalarını gösteriyorlar. Atölyelerini göstermeyi çok arzu ettikleri halde anahtarını bulamıyor ve bizden af diliyorlar. Sohbet hızlı ve neşeyle akıyor. Teşekkür edip ayrılırken Jana göz yaşlarını tutamıyor ve “Ben de bu okulu istiyorum, tekrar çocuk olup burada okumak çok isterdim” diyor. Jana’ya sarılıyorum ve farklı ülkelerde aynı umut ve hayallerin peşinde koşan insanlarla paylaşımın beni güçlendirdiğini duyumsuyorum.

Kapısı kilitli atölye

 

Ortaokul ders planı

Sınıftaki minik kostüm odası

Yazı ve Fotoğraflar: Bediz Gürel