Yaramazlığın Ardındaki İhtiyaç

Yaşamı zenginleştiren eğitim modülü öğretmenlikle bağımı tazelememe yardımcı olurken, kendi içsel diyaloğumda kullandığım dili de barışçıl kıldı. Bu eğitimde beni en çok etkileyen çalışmalardan biri yaramazlığın ardındaki ihtiyacı anlama isimli atölyeydi…
“Hadi bakalım! Herkes çocukken yaptığı bir yaramazlığı yazıyor.” diyen yönergeyi duyduğumuzda hepimiz yüzümüzdeki istemsiz gülümsemeyle muzurca yaptığımız yaramazlıkları yazmaya başladık. O kadar ki “Benimki bayağı iyi bak, iyi dinle diyorduk birbirimize.” 🙂 “Tamam, bu yaramazlıkları birbirinize anlattınız. Şimdi, bu yaramazlığınızla hangi ihtiyacınızı karşılamaya çalışıyorsunuz?” diye sorulduğunda birden duraksadık. Bunları keşfetmek bir yandan eğlenceliydi ama öte yandan bunu sadece eğlenmek amacıyla yapmadığımızı fark etmiştik.

Bu atölyeden o kadar etkilendim ki; okul açılırken kendime sürekli sınıf dilini kurarken şiddetsiz iletişim temelinde araçlar kullanmayı hatırlattım. Çok hazır bir şekilde derse başladım ve her şey çok yolunda görünüyordu. Etkinliklerle tanışmaya çalışıyoruz. Bir öğrencim: “Ben ana okulunda değilim. Bu ders çok sıkıcı ben katılmıyorum, istemiyorum.” dedi. Eğlenceli bir etkinlik yaptığımı düşünürken bu cümleyi duyduğumda tabi ki ilk anda tetiklendim. “Nasıl yani demek geldi içimden!” 🙂 Sakin kalmayı kendime hatırlatarak oturumdan çıkabileceğini söyledim. Kenara geçip oturdu. Bir süre sonra sıkıldı, tekrar aramıza katıldı ve tüm etkinliği sabote etti. İçimden iki cümle geçti: “Bu yıl bitmez!”, “Buradaki kerameti bul.” 🙂 Neyse ki ikinci sese kulak vererek onu anlamaya ve ihtiyacını gözetmeye çalıştım. Ancak birinci gün sonunda verdiği geri bildirim, “Hayatımda girdiğim en sıkıcı dersti.” oldu.

İkinci gün daha hareketli oyunlar vardı. Sözünü ettiğim çocuk daha ılımlı başladı oyun zamanına. Kendini ortama daha fazla ait hissediyor gibiydi. Tüm etkinliklere katıldı. Diğer günler de inişli çıkışlı devam etti. Beşinci güne ihtiyaç meditasyonu ile başladık. Beş gün boyunca hangi ihtiyaçlarının karşılandığını ve yeni eğitim öğretim yılında hangi ihtiyaçlarının karşılanmasının istendiğini sordum sınıfa. Ben bu yaramaz öğrencimle eşleştim. “Özgürlük, mizah ve rahatlık istiyorum yeni dönem için.” dedi. Bunu o kadar güzel açıkladı ki, o an onu gerçekten yürekten anlayabildim. Benim seçimimi de tüm kalbiyle dinledi. Bu bağ yıl boyunca çok şey öğreneceğim bir hâle büründü. Hâlâ sıkılıyorum diyor ama en azından neden öyle demeye çalıştığını anlamaya hevesliyim. 🙂

Derin demokrasiyi dinlerken itiraz eden kişinin keramet kaynağı olduğunu duymuştum. Bu keramete gösterdiğimiz yakınlık zenginleşmenin de başlangıcıydı. İçimde yükselen öfkeyi tepkisel bir kızgınlıktansa kabulle bezeli bir anlayışa götüren köprüye alan açtığı için şükran doluyum şiddetsiz iletişim araçlarına… Daha çok bağ ve daha derin empati bizimle olsun bundan sonra da…

Fatoş Ateş