Zorbalığı Dizginlemeye Yardımcı Olacak Okul Kültürünün Geliştirilmesi

 

Linda Flanagan Nisan 7, 2016

Senelerce okul zorbalığı ile geleneksel ceza yöntemleri ile mücadelede eden New York, Bronxdale Lisesi müdürü Carolyne Quintana okulunda “onarcı adalet” yaklaşımlarını öne sürmektedir çünkü öğrencilerin kendilerine güvenildiğini ve umursandıklarını hissetmelerini istiyordu. Quintana, bunun sadece zorbalıkla değil bütün bir okul kültürü ile ilgili olduğunu dile getirmiştir.

Öğrenciler arasında sosyal çevre oluşturmak ve “zarar vakalarını” ele alabilmek için öğretmenler öğrencileri -herkesin dinleme ve duyulma fırsatına sahip olduğu – “onarıcı çemberler”de konuşmaları için bir araya getirmektedir. Bronxdale bu çemberleri ebeveyn toplantıları ve 9. Sınıf intibak grupları dahil hemen hemen tüm grup iletişimlerinde kullanmaktadır. Quintana bu çemberlerin öğretmenlerin sınıflarında kullandıkları Sokrat metodunun doğal bir sonucu olduğunu ifade etmiştir.

Quintana, doğru kültürü oluşturmada elzem olanın haftada iki defa gerçekleştirilen onarıcı çemberlerin merkezi niteliğindeki istişare oturumlarının ve Bronxdale’deki tüm yetişkinleri öğrencilerin sosyal ve duygusal sağlığını gözetmeye davet eden dağıtılmış rehberlik sistemi olduğunu dile getirmiştir.

Quintana’ya göre Bronxdale’de zorbalık vakıalarının kaydının tutulmamasına karşın öğrenciler zorbalık şekilleri hakkında çok daha bilinçli ve arkadaşları hakkında endişelerini dile getirme ve birbirleriyle anlaşma yapma konusunda çok daha isteklidir. Zorbalık yüzünden okula gelmek istemeyen öğrencilerin artık okula gelmek istediğini dahası da yanlış davranan öğrencilerin de bunun için sorumlu tutulmaya devam edildiğini ifade etmektedir.

Onarıcı uygulamaların disiplini arka plana atmayacağını ifade ederek “hatta bu uygulamalar diğer disiplini destekler örneğin ceza alan öğrenciler neyi yanlış yaptıklarının ve bunun neden önemli olduğunu öğrenir. Onarıcı uygulamalar çocukları lise hayatının ötesindeki hayata hazırlıyor” demiştir.

Emekli okul müdürü ve “Daha Güçlü Okul Çevreleri Oluşturmak için Zorbalığı Önlemenin Yeniden Tanımlanması” kitabının yazarı James Dillon’a gore, zorbalığı, bir karakter arızası olarak görmek yerine ortak değerleri zedeleyici bir davranış olarak görmek çocukların davranışlarının neden yanlış olduğunu anlamalarına, özür dilemelerine ve telafi etmelerine destek olmaktadır.

Dillon, zorbalığın asla kabul edilmemesi ve öğrencilerin bundan dolayı sorumlu tutulmalarının gerektiğini ancak sadece sonuçlarına katlanmak yerine yaptıklarının neden ve nasıl hatalı olduğunu öğrenmelerinin önemini ifade etmektedir.

Çocukların sorumluluk almaya, zararı gidermenin ve zedelenmiş ilişkileri tamir etmenin yollarını keşfetmeye  ikna edildiği bu onarıcı adalet modeli çocukların davranışlarından ders almalarına ve ahlak kurallarını içselleştirmelerine yardımcı olmaktadır.

 “Çetrefilli: Şebekeleşmiş Ergenlerin Sosyal Hayatları” kitabının yazarı Danah Body cezalandırmanın işleri daha da kötüleştirdiğini ifade etmiştir. “Okulların empatiden başlaması lazım. Neden bir öğrenci başka bir öğrenciye zarar verici davranıyor?” diye ilave etmiştir. Öğrencilerin hatalı davranışlarına sıfır toleranslı yaklaşımların amacının tersine etki oluşturduğunu dile getirmiştir. Amerikan Psikoloji Derneği tarafından, sıfır tolerans kuralların okullarda iklimi daha da olumsuz etkilediği, yanlış davranışları daha çok provoke ettiği ve azınlıkların daha yüksek oranda okuldan çıkarılmalarına ya da uzaklaştırılmalarına sebep olduğu konusunda çalışmak üzere bir çalışma kolu oluşturulmuştur. Arkadaşlarına karşı kusurlu davranan çocukların sorgusuz sualsiz cezalandırılmaları kişisel vicdanın gelişimine engel olmaktadır. Cezalandırılan çocuk sebep olduğu zarar yerine kendisine verilen “haksız” cezaya takılıp kalacaktır.

Sosyal medya konusunda ise çocuklar arasındaki çirkin atışmalar, okul yöneticilerini kırbaçlar gibidir fakat okulların bu davranışları ele alırken kullandığı, kurul, uzun konuşmalar ve disiplin cezaları gibi geleneksel yöntemler oldukça düşük bir etkiye sahip olmaktadır.

“Dijital Çağda Nezaketi Kucaklamak” programının direktörü Nancy Willard’ a göre okulların kullandığı mevcut kurallar ve ceza-tabanlı yaklaşımlar, okullardaki zorbalığı ele almada işe yaramamaktadır. Öyle ki sosyal medyadaki yıkıcı davranışların ele alınmasında da etkili değil çünkü sosyal medyanın kurallarını okullar koymuyor. Peki okullar öğrenciler arasındaki zorbalığı hem okul ortamında hem de dijital ortamda azaltmak adına ne yapabilirler?

Sosyal bilimler araştırmalarından ve okullardaki tecrübeden hareketle, zorbalık, öğrenim ve sosyal medya konusundaki sorunu düşünme ve ele almada taze yöntemlere sahipler.

Doğru kültürü oluşturmak. Dillon “Sorunu bir kaç öğrencinin karakter meselesi olarak düşünmek ya da çocuklarını yetiştirirken yeterince iyi iş çıkarmadıkları gerekçesiyle ebeveynleri suçlamak kolaya kaçmaktır” demektedir. Gerçekten de çocuklar arasında saldırganlığı azaltmak için okul yöneticileri okulun içindeki atmosferden başlamalıdır. Yetişkinler tarafından oluşturulmuş kurallara uymayı öğreten otoriter ve hiyerarşik ortama sahip okullar öğrencilerin statü için birbirlerinin kuyruğuna basmalarını daha fazla teşvik ederek zorbalığı desteklemektedir. Daha doğru olan yaklaşım ise bu konuda görevlilerin olması ve bu görevlilerin ve öğretmenlerin öğrencilerle sorun hakkında konuşmaları ve öğrencilerin de hemfikir olduğu müşterek değerler ve inançlar etrafında buluşmalarıdır. Yetişkinler kontrol etmek yerine etkilemeye çalıştıklarında çocuklar tarafından duyulma ihtimalleri daha yüksektir. Dillon’a göre gerçek sorumlu tutulabilirlik okul çevresinde ortak olan ve açıkça ifade edilmiş değerlere yönelik olmalıdır.

Kişisel etkisi yüksek çocukları kültür değişiminde liderlik etmeleri için yüreklendirmek.  2012 ve 2013 yıllarında, 24,191 orta okul öğrencisi ile yapılmış zorlu bir çalışma ile sosyal bilimciler Betsy Levy Paluck, Hana Shepherd ve Peter Aronow, sosyal bağlantısı yüksek olan çocukların okul kaidelerini değiştirmede etkili olduğunu bulmuştur. Bu etkili çocuklar tarafından yaratılan ve yayılan zorbalık karşıtı mesajlar okullardaki anlaşmazlıkları istatiksel olarak önemli ölçüde azaltmıştır. Bilhassa da öğretmenlerdense öğrenci arkadaşları bu çocukları belirlemiştir.

Sosyal ve duygusal öğrenmeyi öğrencilere ve öğretmenlere lanse etmek.  Merlo Park, Kaliforniya’daki, Sosyal ve Duygusal Öğrence Enstitüsü başkanı Janice Toben’ e göre okullarda eksik olan şey öğrenmenin etkili boyutudur. 27 yıl boyunca ilk ve ortaokul çocuklarına kendini kontrol etme ve anlaşmazlıkları ele alma konularını öğretmiş olan Toben şimdi de sosyal ve duygusal öğrenmede en iyi uygulamalar konusunda öğretmenleri eğitmektedir. Toben, “Öğretmenleri, öğrencilerinin sosyal ve duygusal dinamiklerine odaklanmaları konusunda zorluyoruz çünkü öğrenme sosyal ve duygusal bir olaydır” demektedir.

Okullar, öğrenciler arasında daha fazla yüz-yüze etkileşim alanları açmalıdır ve tüm öğretmenleri çocukları derinlemesine düşündüren sorular sormaları ve öğrencilerin kişisel ve sosyal algılarına odaklanmaları konusunda teşvik etmelidir. Bu tür cevapları paylaşmak empati oluşturur ve çocuklarda duygusal becerileri geliştirir. Duygusal kelime dağarcığı oluşturmalarını, dürüstçe ve doğrudan iletişim kurmalarını ve online misillemeye karşı durmalarını öğretir.

Toben tarafından ergenlerin kaygılarını ve sıkıntılarını birbirleriyle paylaştıkları, karşılığında arkadaşlarından destek ve gerçek hayat bilgeliği gördükleri ve kendileri için gerçek kaygının kaynağını fark ettikleri “Açık Oturum” yöntemi geliştirilmiştir. Bunun gibi düzenli toplantılar ile farkındalık uygulamaları ve hatta doğaçlamalar çocukların kendilerini daha iyi anlamaları, daha az fevri olmaları ve başkaları için daha çok merhamet göstermeleri için araçlar sunmaktadır. Toben, öğretmenlerin de sosyal ve duygusal desteğe ihtiyaç duyduğunu ilave ederek onların da meslektaşları ile birlikte bu “Açık Oturumlar” dan faydalanacağını dile getirmektedir. Böyle bir öğrenmenin işe yaramasında temel olan nedir sorusuna Toben’in yanıtı ise “Zaman” şeklindedir.

Çoğunlukla zorbalık yapmayan ve zorbalığı onaylamayan çocuklarla çalışmak. Öğrenciler zorbalığa karşı kayıtsız kalırken ancak birkaç çocuk arkadaşlarına yöneltilen rahatsız edici davranışa müdahale etmektedir. İlgili ve dâhil edici atmosfere sahip okullarda zorbalığa şahit olan çocuklar arkadaşlarını savunmaya daha yatkındır çünkü zorbalık okulun ilkelerine aykırıdır. Fakat okul yöneticileri bu çocukları adım atmaya nasıl yönlendirebilir? Öncelikle onları zorbalık gibi yapmadıkları davranışlara yönelik suçlayıcı ifadelerle yabancılaştırmak yerine güçlü bir okul çevresi oluşturmak adına onların liderliğinin ve iş birliğinin ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar dile getirmelidirler.  Dillon, pozitif değişim ve zorbalığın önlenmesi için en önemli inancın öğrencilerin sorunun nedeni değil çözümü olduğunu yazmaktadır.

Öğretmenlerin, spor koçlarının ve okul yöneticilerinin zorbalığı modellemediğinden emin olmak. Çocuklar okul ortamındaki yetişkinlerin birbirine yanlış davrandığını gördüklerinde onlara her ne söyleniyor olursa olsun, doğal olarak bunun kabul edilebilir olduğu sonucuna varırlar. Öğretmenlerin ve spor koçlarının çocuklara talimatlar verirken onları bastırıcı şekilde hataları yüzünden bağırması veya sınıf içinde küçük düşürmesi ya da haşin davranışların hayatta geçerli olduğunun altını çizen mesajlar vermesi çok daha fazla zarara sebep olmaktadır.

 

Çeviri,Sanem Ömürlü

Düzenleme, Esma Çınar